18 Nisan 2026 Cumartesi
jersey girl*
4 Şubat 2026 Çarşamba
kardan arda kalan
17 Nisan 2025 Perşembe
dizi dizi diziler
3 Eylül 2024 Salı
fallen leaves (2023)
18 Haziran 2024 Salı
dördüncü
1 Mayıs 2024 Çarşamba
bir mayıs ve paul auster
20 Nisan 2024 Cumartesi
bir film, çok hayat
13 Şubat 2024 Salı
ölüm ve başarı
7 Ocak 2024 Pazar
zeyl ya da iki hırka daha
3 Aralık 2023 Pazar
eksik bir şey
28 Eylül 2023 Perşembe
masalların sonu
29 Ocak 2023 Pazar
gerçeklik
1 Mayıs 2022 Pazar
son tüketim tarihi: otuz bir temmuz
20 Şubat 2022 Pazar
zenith*
"yıllar önce" diyebilecek kadar zaman geçmiş üzerinden. "yıllar"...
"yıllar önce" yörüngesine girdiğimde bu kadar büyüyeceğini tahmin etmemiştim nightcall'un. gece yarısı telefonlarının her şeye ve herkese yettiği zamanlardı. şehrin bomboş sokaklarında arabayla dolaşırken dinliyormuş hissi verirdi. kızın oturduğu sokağa gelince perdeye düşen gölgesini görmek ihtimaliyle yavaşlanırdı.
london grammar sahneye çıktığında ise kız mahalleden taşınmış, uzak şehirlerin duvarlarına "kız öldü" yazan bir adam kalmıştı geriye. araba yoktur artık. müzik kulaklıktan gelip bulur dinleyicisini. ayaklar, hem yorgun hem çıplak.
sonrası odasının emniyetinde anılarla avunan bir adam izlenimi. bazan eski fotoğrafları çekmeceden çıkarıp bakıyor. "kız ölmeseydi ne olurdu?" diye sorup "herkes kadar mutsuz olurduk" cevabını veriyor. bazan da kızın ölmediğini, başka bir şehirde başka biriymiş gibi yaşadığını düşünüyor.
ve "yıllar sonra" kavinsky çıkıp yeni bir albüm yapıyor. albümde bir şarkı var: zenith... bizzat 'kavinsky bey'in söylediğine göre nightcall-II olarak dinlenmeliymiş. yani şehrin sokaklarını nightcall dinleyerek dolaşan ergenler, uzun yolda kendine eşlik arayan kadınlar için yeni bir tat. nasıl derler? biraz değişiklik.
wong kar wai'nin 2046 ile yaptığını hatırlatıyor biraz da. hatırlarsınız, in the mood for love yetmeyince anlatmak istediği hikâyeye, ya da kahramanları yönetmene direnince bir devam filmine mecbur hissetmişti kendini wong kar wai. ve ortaya biçimsel olarak farklı olsa da ruhunu muhafaza eden bir film çıkmıştı.
zenith de öyle. vurmalı çalgılar yerine saksafon önde bu defa. hikâye ise geçmiş için bir ağıda dönüşmüş. ama öz yerli yerinde. nightcall ruhu da...
17 Şubat 2022 Perşembe
yolları çatallaşan ilişkiler
25 Şubat 2021 Perşembe
öyle kolay aşık olmam*
4 Kasım 2020 Çarşamba
başlangıç
eğer kült diye bir şey varsa, bunun sinemadaki karşılığı benim için the big lebowski'dir. bir yandan bu filmi çok sever bir yandan da bu filmin sadece esprilere, defalarca taganni edilen "fuck"lara ve bowlinge indirgenmesine üzülürüm.
çünkü bu film, kara filme tam bir örnek olan senaryosu, çok iyi çizilmiş karakterleri, oyuncu performansları ve yönetmen(ler)inin çok yerinde kurgu ve görüntü tercihleriyle sinema tarihinin derslik filmlerinden biridir.
aynı şey yere göre sığdıramadığım, herhangi bir üçleme ya da sıralamada "paha biçilemez" etiketiyle liste dışında bıraktığım, hayatımın romanı tatar çölü için de geçerli.
gördüğü kıymetin konusundan, hayata dair çok yerinde saptamlarından ve hatta "tatar çölü hakkında yazmanın sattığını fark eden yazar çizer tayfası"nın yazdıklarından kaynaklandığını biliyorum ve kabul ediyorum. burada sorun yok. sorun, bu kitabın kıymetinin sadece konusundan ibaret sanılması.
oysa kurgusu, ritmi ve çeviride bile kendisini saklamayan anlatım oyunlarıyla mükemmel bir edebiyat örneğidir. üstelik tam da tolstoy'un, "bütün muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir," dediği gibi başlar.
"giovanni drago, bir eylül sabahı, subay çıkar çıkmaz ilk atandığı göreve başlamak için bastiani kalesi'ne gitmek üzere kentten ayrılıp yola koyuldu."*
*: çeviri: nihal önol, can yayınları
20 Mayıs 2020 Çarşamba
his
27 Nisan 2020 Pazartesi
huzur ya da "ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın başından başlayabilirim"*
bu benim için hâlâ böyledir. muhatabımın bahsettiği bir filmi zaman geçirmeden seyretmenin, müziği hemen dinlemenin, kitabı okuma listesinde en başa almanın en iyi iltifatlardan biri olduğunu düşünürüm. kendisi bilmez ama karşımdaki bunu yaparsa da, sözlüsünü yüksek verip karne notunu yükseltirim.
ama hem zamanlama hem çabucak okumak büyük bir hataymış. bunu daha okurken biliyordum. sonraki yıllarda bir çok defa emin oldum. tam burada, "huzur hakkında ne biliyorsam bambaşka yerlerden öğrendim," dersem yanlış olmaz. röportajlar, makaleler, eskimeyen kitaplar ya da edebiyatımızda sevdiğim romanlar kılavuzu tarzı antolojiler, tanpınar sözlüğü tarzı kitaplar, mümtaz ve nuran'a göndermeler, bizzat ahmet hamdi tanpınar hakkında okuduklarım ve hatta ömer kavur'un yönettiği, edebiyat öğretmeni aysel ve resim öğretmeni bedri arasındaki diyalogları** huzur'dan parçalarmış gibi izlediğim kırık bir aşk hikâyesi(1981) filminden öğrendim.
saatleri ayarlama enstitüsü'nü, yani sadece 'tanpınar romanları'nın değil türk romanının en büyük romanını okuyunca da huzur iyiden iyiye bir imgeye dönüştü. tıpkı güzel olduğunu hissettiğiniz ama bu güzelliğin kaynağını açıklayamadığınız bir resim gibi.
bir yandan huzur'a haksızlık ettiğimi, romanın tanpınar'ın dünya ve sanat görüşüne ayna olmaktan, mümtaz ve nuran'ın sohbet ederek istanbul'u dolaşmasından daha fazlası olduğunu hissettim. ve bu hisle her yılın başında -yani yaz geçip de sahiller tenhalaşınca- yeniden okunacaklar listesine huzur'u da dahil ettim. ama olmadı, sıra bir türlü ona gelmedi.
içimde bunlar olurken huzur'a dair gelişmeler de oldu. romanın yayınlanmasında bir yıl sonra yapılan bir söyleşide*** kendisine yöneltilen "huzur devam edecek diyordunuz?" sorusuna, tanpınar'ın, "edecek, tabii edecek. mümtaz ölmemiştir. hâlâ yaşıyor ve yeni bir insan olarak doğmak için beni zorluyor," dedikten sonra, "fakat daha evvel huzur'un diğer kısmını neşredeceğim, yani suat'ın mektubu'nu. küçük bir eser, okuyucu orada mümtaz'ın meselelerini daha başka bir planda görecektir," diyerek devam etmesinin boşuna olmadığı anlaşıldı.
romanın görünmez kahramanı "suat'ın mektupları" ortaya çıktı. handan inci, istanbul üniversitesi türkiyat araştırmaları enstitüsü'nde, tanpınar'a ait bazı notları ortaya çıkardı. bu notlar arasında suat'a ait kayıp mektup da vardı. hatta, handan inci bu mektubun ilk sayfasını hemen yayınladı.
devam eden araştırmalar suat'ın intihar etmeden önce mümtaz'a yazdığı mektubu ortaya çıkarttı. bu mektuplar suat'ın mektubu başlığıyla bir kitaba dönüştü. handan inci'nin gönderilmeyen mektup başlıklı sunuş yazısıyla başlayan kitap üç bölümden oluşuyor: suat'ın mektubu (düzenlenmiş metin), suat'ın mektubu (orijinal metin ve tıpkıbasım), tanpınar'ın suat'ın mektubu hakkında notları.
çok merak ettiğim 'mektup'u okumaya karar verdiğimde, o eski arzu yeniden büyüdü içimde. ben de "şimdi değilse, ne zaman?" dedim.
*: ismet özel, kanla kirlenmiş evrak
**: senaryo, ömer kavur ve selim ileri'nin ortak çabası
***: tanpınar'la huzur hakkında bir konuşma, kitaplar, s.2, 1 mart 1950
1 Nisan 2019 Pazartesi
bir devam filmi: the big lebowski 2
sinemada ilk izleyişimiz, akün, palermo baskısı dublajlı halinin muhteşemliği, okunduğu gibi değil yazıldığı gibi "lebovski" diye telaffuz etmek, seyrede seyrede yıpranmış cdden çoğaltılan onlarca kopya, lebowski barlar, ev sahibimizin konuklarına kendi elleriyle white russian hazırladığı 'big lebowski gecesi'leri, ilk lebowski tişörtüm, o tişörtü ne yapıp edip okyanuslar ötesinden getirten ve şu pek de kısa sayılamayacak ömrümde aldığım en güzel hediyelerden birine belki de birincisine dönüştüren sevgilimin kocaman gözleri, tişörtlerin sekizincisi, dvdsi çıktı diye bayram ettiğimiz ama tiglon'un eline yüzüne bulaştırdığı ikinci türkiye baskısı, istiridye içine gizlenmiş inci misali bowling topu biçimindeki "muhafaza"nın içindeki usa baskısı, kitaplığın rafında duran ve hangi seyahatin hatırası olduğunu şu an hatırlayamadığım "ahbab" biblosu, müzik çalarının adını "ahbabın çağrı cihazı" koyan sevgilim, olur olmaz zamanlarda aniden bizi bulan "saat kaça kadar bana bir parmak bulabilirsin" sorusu, "yöntemleri var", ezberlediğimiz ve olur olmaz zamanlarda tekrar ettiğimiz onlarca replik, yaşı kaç olursa olsun bu muhteşem filmi "fuck"lardan ibaret sanan ergenlere duyduğum sonsuz öfke, sinema tarihinin en iyi kara filmlerinden bir olduğunu ya da muhteşem sanat yönetmenliğini göremeyip sadece komik diye tanımlayanların kırık notları, lebowskifest san francisco ve bir sürü şey daha...
üstelik bu hiç beklemediğim, aklımın ucundan dahi geçmeyen bir gelişmeydi. bir çeşit mucize.
*
coen kardeşler; ethan ve joel nihayet dedikoduları doğrulamış, dünyanın her yerinde milyonlarca hayranı olan bu 'kült' filmin devamı için düğmeye basıldığını açıklamış.
senaryolarını genelde kendileri yazan coenler devam filmi için gage luce'den destek almışlar. devam filmi ilk filmden on yedi yıl sonra geçiyor. amacına ulaşan ve 'ahbab'dan hamile kalan maude lebowski, ahbab'ı arar ve bir oğlu olduğunu söyler. oğlu kaçırılmıştır. sonra olaylar gelişir.
maude lebowski'yi yine julianne moore canlandıracakmış. ahbab "oscarlı" jeff bridges, walter sobchak ise devam filminde de john goodman. 'jesus' quintana rolündeki john tutturo bu defa daha çok süre alacak ve bowling topuyla sevişmekten daha fazlasını yapacak gibi.
filmin en büyük sürprizi ise 'ahbab'ın uzun süredir kayıp olan ve ortaya çıkan kardeşini canlandıracak olan bill murray. ilk filmi cok sevdiğini söyleyen usta oyuncu devam filmi hakkında, "coen kardeşler dude'un kardeşi rolünü teklif ettiklerinde hayır diyemedim. iki bin dört yılında birlikte çalışmak için bir görüşmemiz olmuştu ama o dönemde garfield'in seslendirmesini yaptığım için bu mümkün olmamıştı. onlarla çalışmak nihayet gerçekleşeceği için mutluyum," diyor.
'devam' konusunda eleştirmenler ise ikiye bölünmüş durumda. örneğin, new york times'tan jill bryan oldukça umutlu. ortaya muhteşem bir film çıkacağından neredeyse emin. çünkü coen kardeşlere güveniyor ve merakla beklediği filmler listesinin en başında bu filmin olduğunu saklamıyor.
guardian'dan gwen hawkins ise, bu fikri saçma bulanlardan. bunun, kült mertebesine erişmiş bu filmi kirletmesinden korkuyor. coen kardeşlerin sinemasal başarıları ve yetenekleri bile olumlu düşünmemi sağlamıyor, diyor.
*
bana gelince, başta da söylediğim gibi en başında heyecanlandım. tarifsiz bir sevinç büyüdü içimde. galiba şimdi biraz duruldum. sanırım endişeliyim de. tıpkı üniversite aşkınız şehre gelecekmiş ve gelmeden önce görüşelim demek için aramış gibi.
coen kardeşlerin zekasına ve sinema yeteneklerine güveniyorum. ortaya birincisini aratmayacak bir ikinci çıkartacaklarından hiç şüphem yok. bu yüzden filmin gösterime gireceği iki bin on altı yazı için şimdiden sabırsızlanıyorum.
yine de ben olsam böylesi bir filmin devamını çekmezdim. ki ben eski sevgililerimle de görüşmem. sabırsızım ama 'ikinci film' beklediğim filmlerin ilk sırasında değil.
notgibi: bu yazıyı yıllar önce, rastladığım bir haber üzerine büyük bir heyecanla yazmıştım. yayınlamadan önce son bir araştırma yapınca da bunun bir şaka olduğu öğrenmiştim. silmeye kıyamadığım için taslaklarda çürüyordu. belki de, bir gün kendi kendimle dalga geçersem diye sakladım. bilinç altı bu. derin karanlık. bu sabah kirk lazarus hakkında yazarken, "varsın 'nisan bir' şakası olsun," dedim.