kısa kısa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kısa kısa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2018 Pazartesi

kısa kısa - yirmi bir

* eskiler de cover yapar: ümit besen, kim dokunduysa ona git

* sert başlayalım. zygmunt bauman'la: "özgürlük ve güven uzlaşılması zor değerler. daha fazla güvenlik istiyorsanız, özgürlükten biraz vazgeçmeniz gerekir; daha fazla özgürlük istiyorsanız, güvenliği elden bırakırsınız. bu ikilem sonsuza kadar sürecek. kırk yıl önce özgürlüğün zafere ulaştığını düşündük ve bir tüketim çılgınlığına kapıldık. borçlanarak her şeyi almak mümkün görünüyordu: arabalar, evler…"

* ne zaman konuşurken ellerini çok kullanan birine rastlasam, içimden, "eller konuşmak için değil muhatabınızı belinden tutup kendinize çekmek içindir," demek geçer. ve "en azından benim için öyle," diye eklemek.

* hepimiz pessoa'yız: orhan kemal de... ünlü yazarın adanaspor'da "golcü raşit" adıyla futbol oynadığı ortaya çıktı.

* ilk önce ufkun doğusu tutuştu. peşi sıra güneş, geceye karışırken yanına aldığı renkleri birer ikişer iade etmeye başladı.

* gerçek hayat bize hiçbir zaman yetmedi, onu yaşamaya zorlandıysak bile. bütün hayatı boyunca edebiyatla bir okur olarak ilişkisini kesmemiş olanların yaşadıkları hayatla yetinebileceğini sanmıyorum.

* "hayatlarımız hep yanlış. bir bireyin topluma ihtiyacı yoktur, bireye ihtiyacı olan toplumdur. toplum bir savunma mekanizması, bir çeşit oto korunmadır. birey, sürüde yaşayan hayvan gibi değil, kendi yalnızlığında, doğaya, hayvanlara ve bitkilere yakın, onlarla ilişki halinde yaşamalı. (andrei tarkovski)"

* türkçe'nin en büyük şairi, "waldo neden burada değilsin?" diye sorarken bir yandan başka şeyler de söylüyor: "kim olduğumuz sorusuna cevap ararken, aklımız hep, kim olacağımız sorusuyla karışıyor. kim olacağımızı düşündüğümüzde ise kim olmak istediğimiz sorusu peşimizi koyuvermiyor. gerçekte, kim olduğumuzu öğrenme süreci içinde bile kimliğimiz yeniden oluşuyor."

* bunu, yani ingilizce şiir demek olan "poem" kelimesinin ibraniceden geldiğini ve "taşların arasından su" manasına geldiğini biliyor muydunuz?

* bu tarz bilgilerin yanlış olma ihtimali mevcut. hatta bu ihtimal oldukça yüksek. ama kimin umrunda.

* bazan ütü yapmasını henüz bilmediğim ve ütüleyerek verdikleri için daha iyi temizleniyor bahanesiyle gömleklerimi kuru temizlemeye verdiğim günleri özlüyorum.

* "tek tek insanları sevemeyenler, insanlık (hümanizm) kavramını icat etmişlerdir; hem kullanmak hem de rahatlamak için" (aliya izzetbegoviç)

* "dağ yollarında homurtular kısıldı, karanlık koyuldu. ova durgun, batık, sağır.'' elbette vüs'at o. bener.

* ahmet mümtaz taylan'ı neden sevdiğimizi bir örnekle -pardon kendisine bir röportajda sorulan, "sizi tanıyanlar huysuz olduğunuzu söylüyor, siz de röportajlarınızda dile getiriyorsunuz..." sorusuna verdiği yanıtla- gösterelim: iyi yanlarım olduğu gibi huysuzluklarım da var. ama kalp kırdıysam bilmeden, istemeden yapmışımdır. kendimi kimseden daha değerli bulmuyorum.

* bazı tivitler ağlatır. en azından beni... "bugün arkadaşım osmanın memet oğlunu evlendirdi. üzerine serilip bulutları seyrettiğim çayırlığa inşaata başladılar.

* günün sorusunu, nazan bekiroğlu seslendiriyor: ben, bu hikâyeden sessiz sedasız nasıl çıkıp gideceğim?

* "çiçeklerin faniliği onların bizi mutlu eden güzelliklerinin garantisidir."

* sevgili nisa tayfası... sırf moda diye o "şey"i giymek zorunda değilsiniz. arz ederim.

* ahmet hamdi tanpınar'ın dostoyevski için "hiç de iyi tanzim edilmemiş romanların sahibi" demesi. burada: dostoyevski'yi musiki dinlerken görmek isterdim. bu 'hiç de iyi tanzim edilmemiş' romanların sahibi bana daima büyük senfonileri hatırlatır.

* ilhan berk'in birhan keskin'e "bak, şunu bil, biz hiçbir zaman tam olarak iyileşmeyeceğiz," derken görüldüğüdür.

* emil cioran gözyaşları ve azizler'de "uzanıp gözlerini gökyüzüne ya da sabit bir noktaya diktiğinde seninle dünya arasında bir boşluk oluşur ve o boşluk olmadan bilinç mümkün değildir," der. nedense bu cümleden hayal kurduğum anları anlarım.

* ercan kesal ortalıyor ve aynı ortaya gelişine vuruyor: fransız düşünür saint simon'un öğrencileri, insanların birbirlerine muhtaç olduklarını göstermek için düğmeleri sırtında olan ceketler giyerlermiş. biz de sırttan düğmeli ceketler giyelim ve içinden sadece akıl, ahlak, vicdan ve adalet geçen cümleler kuralım.

* o sene ağustos, tıpkı bir sonbahar denemesi gibi denizi gölgeleyen kül rengi bulutlar ve geceyi yıkayan yağmurlarla geldi.

* nabokov, bin dokuz yüz altmış yedide paris review'da çıkan söyleşisinde, "edebi esinlenmenin getirdiği sevinç ve ödüller, mikroskop altında yeni bir organın ya da iran, peru dağlarında yeni bir türü keşfetmenin getireceği kendinden geçmenin yanında hiç kalır. rusya'da devrim olmasaydı, kendimi tamamen lepidopteri ilmine adar, hiç roman yazmazdım," demiştir. başkası değil ama o der.

* dağıstan'da dünyadan öylesine geçip gidenlerin mezar taşına "saçı ağarana dek yaşadı ama bu dünyaya gelmedi" yazarlarmış.

* en büyük arzusu kimseyi rahatsız etmemek, fark edilmemek, karanlıkta bir gölge gibi sönmekti.

* walter benjamin'in, "ölüm hikaye anlatıcının anlatabileceği her şeyin onaylanmasıdır," dediği yere de katılıyorum.

* muhtemelen son "kısa kısa"yı okudunuz.

3 Haziran 2016 Cuma

kısa kısa - yirmi

* "sensizim yaban ellerde dilara" diyebilmek için dilara adında bir sevgilim olsun istiyorum. bir şarkının insan üzerindeki etkisi daha fazla ne kadar olabilir ki?

* hayat çelişkiler ve ironiyle dolu. ideolojiler ve bilim ise çelişkisiz mutlaklık iddiasında. camus olsaydı, absurde derdi. bense -türk dil kurumu güncel türkçe sözlük'e de danıştıktan sonra- absürt diyorum.

* ufkumuzu daha da ileri taşıyanlardan nuri pakdil, "söylenmemiş söz"ü olduğunu iddia edenleri bilgece uyarıyor: söz bitebilir, fakat sükût hiç bitmez. çünkü o, dünyanın en uzun cümlesidir.

* ferruhzad hep doğru söylüyor: kuş ölür, sen uçuşu hatırla...

* heidegger'in tdk büyük türkçe sözlük için yazdığı "noksanlık" maddesi: "birbirine ait olanın, henüz bir arada olmayışı."

* freud da bozuk saat gibi. günde iki defa doğruyu söylüyor: hüzünde değersiz ve bomboş olan dünyadır; melankolide ise ben'in kendisi.

* tamam, iki defa çok.

* "tanrım size bir salıncak! (edip cansever, salıncak)"

* ıhlamur günlükleri'ne nazire: ne zaman birisiyle karşı karşıya gelsem sağa ya da sola hamle yapmak yerine hep olduğum yerde durdum. onlarsa ya durdular benim gibi ya da sağımdan solumdan geçip gittiler.

* australian open iki bin on altı şampiyonları erkeklerde "küstah sırp" djokoviç, kadınlarda ise bir sürprize imza atan angelique kerber oldu. djokoviç finalde taze baba "kendini ingiliz sanan iskoç" murray karşısında 'üç-sıfır'lık rahat bir galibiyet alırken, kerber de kariyerinin en büyük başarısını serena williams'ı 'iki-bir'le geçerek kazandı.

* turnuvanın kayda değer tek hikâyesi verdasco'nun yedi yıl öncesinin rövanşını nadal'dan almasıydı. ki, o günlerde dayanamayıp hemen anlatmıştım. "iyi aile çocuğu" federer ise "klasik 'üç-bir'lik djokoviç mağlubiyeti"ni bu defa yarı finalde alarak elendi.

* sevgili ibrahim tenekeci dostluk ve yılların verdiği bir tecrübeyle hatırlatıyor: iyi niyetin kaderi, çoğunlukla, kötüye kullanılmaktır.

* "tanrılar ölümlülerin başına çorap örerler, gelecek kuşakların şarkısını söyleyecek bir şeyleri olsun diye. (homeros, odysseia)"

* "uçakların havada bıraktığı izlerin bir adı olmalı ve bu ad gözyaşının yüzdeki izine benzemeli. (bahadır cüneyt yalçın, hep lunapark)"

* stalin'e sormuşlar: bu yoldaş muazzam aşk şiirleri yazıyor basalım mı? "iki adet basın," demiş stalin de. "birini kendine verin diğerini sevgilisine."

* david bowie'nin ardından en güzel lafı arsenal teknik direktörü ve filozof arsene wegner söylemişti: david bowie'nin benim neslime ikinci dünya savaşı'ndan sonra verdiği mesaj çok mühimdi. bıraktığı mesajı hiç unutmadım: kendin olabilecek kadar güçlü olmalısın.

* "imkânsız, mümkünün hemen yan komşusudur; insanlar sürekli olarak yanlışlıkla ziline basarlar. (tibor fischer, düşünce çetesi)"

* güzel insan aliya, konuşmalar'da "bizler insan olmaya ve insan kalmaya çalıştık ve başarılı olduk," der ve biz buna hiç şaşırmayız.

* adlar mezar taşları içindir.

* "sen uyu sanço, sen uyumak için doğmuşsun. ben nöbet beklemek için doğmuşum!"

* tanpınar konya'dan bahsediyor: "tıpkı bugün için verebileceği her şeyi verdikten sonra, sizden uzakta geçmiş çocukluğunu ve gençliğini de hediye etmek isteyen, kesik, başı boş hatırlamalarla onları anlatan, güzel ve sevmesini bilen bir kadın gibi mazisini açar."

* belki de "ideal kadın"ı tanımlıyor.

3 Aralık 2015 Perşembe

kısa kısa - on dokuz

* şarkımız yunus bülbül'den geliyor: kışlık sevgilim...

* n'aparsınız, "winter is coming".

* onu "içtikçe artan susuzluk" diye tarif ediyorum ben.

* eğitimli bir mesleğin sağladığı ya da sağlayacağı güvenceye toplum olarak düşkünlüğümüz yüzünden sevmediği işlerde çalışan mutsuz bireylerle dolu etrafımız.

* selçuk gitti, ortasından sıkılmış diş macunu kaldı yadigar.

* amele yanığı: omuz ile dirsek arasında. telefon muhafazasının izi.

* edward said'in naipaul hakkında kullandığı "durmadan kendi kendini tekrar eden bir formül haline getirilmiş zihinsel bir intihar" ifadesi biraz değiştirilerek murat menteş için de kullanılabilir: kendini tekrar eden bir formül haline getirilmiş yazınsal yetenek...

* mezartaşı yazısı: "peki elde ettin mi bu hayattan istediklerini yine de / ettim. / peki ne istemiştin? / sevilen biri oldum diyebilmek, / sevildiğimi hissedebilmek yeryüzünde."

* kimin olacak? raymond carver'ın.

* "ben çok yoruldum. sanırım, artık eve döneceğim." diyen forrest gump gibi.

* sehven "sehven" yerine "sevhen" yazıyormuşum yıllardır. telefonun kelime tamamlayıcısı sayesinde öğrendim. teşekkürler teknoloji.

* son zamanlardaki hiçbir ölüm beni ankaralı namık'ın vefatı kadar üzmedi. hayır, dinlediğim için değil. ama "kısa kısa"ların bu durumda tartışılmaz bir etkisi var.

* internetin derinliklerinde karşıma çıkan ve kimden olduğunu bilmediğim ama altına imzamı rahatlıkla atabileceğim bir paragraf: "gereksiz ihtiyaçlardan oluşan koca bir dağ yarattık. bir şeyler satın alıyoruz sonra çöpe atıyoruz. aslında boşa harcadığımız şey hayatlarımız. bir şeyler satın aldığımda veya siz aldığınızda ödemeyi parayla yapmıyoruz. ödemeyi yaşamımızdan, para kazanmak için harcadığımız zamanla yapıyoruz. aradaki fark ise şu hayatı satın alamazsınız, hayat geçip gider."

* tam burada araya bir reklam almak isterim. darüşşafaka için: olmasa da olur.

* amerika açık yani us open başlamadan önce dört tane soru sormuştum. dördünün cevabı da "hayır".

* çoluk çocukla muhatap olmuyorum.

* gerçekten. üstelik bunun muhatabımın yaşıyla bir ilgisi yok.

* us open'da erkekler ayağını, finalde "iyi aile çocuğu" federer ve "arthur ashe seyircisi"ni üç-bir'le geçen "küstah sırp" djokovic kazandı. finali izleyen seyircinin federer'e desteği muazzamdı. bunun,-söz gelimi wimbledon'da heather watson'a verilen destek- ile karıştırılmaması gerektiğini mert ertunga güzel yazdı.

* aynı ikili, londra'da yapılan sezon sonu turnuvası'nın finalinde bir defa daha karşılaştı. federer rakibini grup aşamasında yense de final maçından galip çıkarak unvanını koruyan djokoviç oldu.

* us open kadınlar ayağını takip edenler, bu yüz yılın en büyük tenis sürprizine şahit oldular. çünkü herkes serana williams'ın belki de en çok sevdiği turnuva olan us open'da elini kolunu sallayarak şampiyon olmasını ve grand slam yapmasını bekliyordu ama olmadı. üstelik finali sürpriz iki isim, veteran(!) italyan tenisçiler flavia pennetta ile roberta vinci oynadı. dünya sıralamasında yirmi altıncı olan pennetta kırk üçüncü sıradaki rakibini iki-sıfırla geçip ilk grand slam zaferine ulaştı. ve ödül töreninde, aktif tenis kariyerini sezon sonunda noktalayacağını söyleyerek selçuk'un kalbini kırdı.

* singapur'da düzenlenen ve serena williams'ın sakatlığı yüzünden katılmadığı sezon sonu turnuvasını ise petra kivitova'yı iki-birle geçen agnieszka radwanska kazandı.

* bir boşluğu doldurma çabasında eylem de eylemsizlik kadar sonuçsuz kalabilir. ya da tam tersi. eylemsizlik eylemin bizzat kendisi olabilir.

* "kurmak bize düştü, bu kalbi sökülmüş çağı. (osman sarı)"

* baharı saklayamayız ama doya doya yaşayabiliriz, diyenler var.

* "niye hep çok önemli bir şey varmış gibi geliyor da bana, sonradan hiçbir şey olmuyor? neden kalbim ağrımaya başlıyor? (andrey platonov, can)"

* bir kız ve bir oğlu var ve adları leyla ve yûsuf değil. sırf bu yüzden cehennemde yanacaksınız.

* çocuklarınız için tuttuğunuz defterlerin adının yûsuf defteri ve leyla defteri olduğunu bir düşünsenize. muhteşem...

* sevgili ibrahim tenekeci köşe yazılarının birinde hasan ali yücel'den alıntılıyor: "ahlak, bencilliğin bittiği yerden başlar. hayat bilânçosunu kendinden başkasını hesaba katmaksızın yapmış olanlarda ahlak hanesi aranmamalıdır."

* ve bir de hatırlatma yapıyor: göz, kendiden başka herkesi görürmüş.

* bir bloggerın twitterla imtihanı: takımdan ayrı düz koşu...

15 Ağustos 2015 Cumartesi

kısa kısa - on sekiz

* bu defa şarkımız eskilerden.

* "oğlum, bu kız okuma yazma mı bilmiyor yoksa?(dar alanda kısa paslaşmalar)"

* onur caymaz aşkın bugüne kadar rastladığım en güzel tarifini yapıyor: kışın erken, bıktırıcı karanlığında balkondaki ipte unutulmuş mendil. diğer çamaşırlar toplanmış, o unutulmuş. mandalına aşık; onu ipine hapsederken canını acıtan mandalına...

* "geçmişte kalmış zor hatırlanan isim ve suratlar, geçtikten sonra yaktığımız köprünün diğer tarafındadır," diyor, az önce radyo spikerinin zifte bulanmış kirli sesiyle anons ettiği şarkı.

* "kelimelerim seni korkutmasın" der, "meçhul kadın" mektubunda. ya da stefan zweig "meçhul bir kadının mektubu"nda.

* benim de kullanışlı ama bir anlam ifade etmeyen cevaplarım var.

* "adil bir toplum, toplumla ilgili her şeyi bildiğinizde, herhangi bir yerinde olmak istediğiniz toplumdur.(john rawls)"

* converse giyen kadın alınganlığı diye bir şey var.

* federer hakkında yazılmış en iyi kitabın yazarı olan chris bowers'in çalışmalarının sonunda ortaya çıkan, federer'in hem bir insan hem de bir tenisçi olarak resmi: uysal mizacı, bir azizin ahlakını bile test edecek yoğun bir dalkavukluk ve parasal bir tahrik bombardımanına maruz kalmasına rağmen alçakgönüllülüğünü korumayı başaran bir adam.

* sizi bilmem ama ben, hakkında, "istese, tek bir cümleyle kalbinizi kırabilir" denilen bir yazarı okumak isterdim. michael dirda söylemiş. on dokuz haziranda doksan yaşında ölen amerikalı romancı james salter üzerine.

* "özgürlüğü elinden alınan insan mutlaka birilerinden nefret etmeye başlar," demiş arnold wesker. bunu derken çiflerin birbirinden nefret ettiği evlilikleri kast ediyor olmalı.

* "yaratıcılık dediğimiz, titizce düşünülmüş taklitlerden başka bir şey değildir.(voltaire)"

* yılın üçüncü grand slam'i wimbledon tenis turnuvası'nda erkeklerde "küstah sırp" novak djokovic şampiyon olurken, kadınlar şampiyonu serena williams oldu. ama her iki kulvarda da ikinciler kazansaydı kimse şikayetçi olmazdı. hatta nole ve serana'nın safında olanlar bile.

* novak djokoviç ünvanını dört sette korurken rakibi "iyi aile çocuğu" federer'di. federer geçen yıl olduğu bu yıl da ikincilikte kalırken yarı finalde "kendini ingiliz sanan iskoçyalı" andy murray'i üç-sıfırla geçtiği maçta sunduğu tenis resitaliyle tenis severleri mest etti.

* serena williams ikinci "serena slam"ini yaparken kariyerinin ilk grand slam'ine de göz kırptı. bir yıl önce kendisini roland garros'ta turnuva dışına iterek bütün dikkatleri üzerinde toplayan venezuela doğumlu ispanyol raket garbine muguruza'yı bu defa iki sette geçti. serena'nın maç sonu konuşmasında dediklerine katılıyorum. o kız daha çok finaller ve elbette şampiyonluklar görecek.

* teklerde grand slam yapmayı başaran son tenisçi steffi graf olmuştu. ve bunu başardığında takvimler bin dokuz yüz seksen sekiz yılını gösteriyordu. üstelik o yıl seul'de düzenlenen olimpiyatlarda altın madalya kazanan graf bu başarısıyla golden grand slam yapmıştı.

* türkçe alfabedeki bütün harfler bir arada. üstelik tek cümle içinde: pijamalı hasta yağız şoföre çabucak güvendi.

* yazın "bronz neşesini ele veren elbiseler" çok güzel. arz ederim.

* "niemals geht man so ganz" ya da "hiçbir zaman tam olarak gitmezsin" der trude herr. almanca'ya tahammül edebilirseniz şarkısı da bu.

* bir yerden gitmek hiçbir zaman orayı terk etmek değildir. her zaman giden bir şeyleri yanında götürüyor ve karşılığında kendinden bir şeyler bırakıyor.

* kendisini çekiç sanana her şey çivi görünür.

16 Haziran 2015 Salı

kısa kısa - on yedi

* uzun bir bekleyiştir sevmek. ya da hayatı tesbih yapmışım. evet, bu defaki şarkımız.

* karl lagerfeld bir defilesini ahırda yapar ve peşi sıra twitter'da döktürür: insanların geçmişinize saygı göstermesini istiyorsanız bugününüze ama daha da kötüsü yarınınıza güvenmiyorsunuz demektir.

* "en uzun şubatlarla çekilmiş/ bir fotoğraf ayrılığı/ gibisin (murathan mungan, eski 45'likler)"

* "aslında kötü bir alışkanlıktır okumak, öteki bütün kötü alışkanlıkların yerini tutabilecek ya da onların yerine herkesi daha bir yoğun biçimde yaşamaya itebilecek bir alışkanlıktır, delicesine bir yaşam biçimidir, insanı yiyip bitiren bir tutkudur. (ingeborg bachman, malina)"

* hasan ali toptaş "söyleşiler kitabı"nda, "başlarken yalnızsın, bitirdiğinde daha da yalnız" diyor ve ekliyor: çocukluğunun elinden tutmayan hiçbir yere gidemez.

* film ya da dizi setlerine yemek, yiyecek-içecek hizmeti veren bir şirket için daha güzel bir isim bulunamazdı: naked luch.

* yapıştırma bir medeniyetin peşinde koşup kendini varoluşuna anlam yüklemek zorunda hissetmeyen eski insanların bizden daha şanslı olduğuna eminim.

* "bir kitabın büyük bir kitap olduğunun şaşmaz göstergesi: insan böyle bir kitabı okurken, tek bir satır bile yazmış olduğundan ötürü utanç duyar; ama sonra iradesine karşı çıkarak, sanki daha önce tek satır yazmamışçasına yazmak zorunda kalır.(elias canetti, insanın taşrasında)"

* toprak kortta oynanan tek grand slam olan roland garros yani fransa açık tenis turnuvası kadınlarda serena williams, erkeklerde ise stanislas wawrinka'nın zaferleriyle sonuçlandı.

* turnuva başlamadan önce, serena'nın "toprak sevmeyişi" sıkıntı olsa da şampiyonluğu süpriz olmadı.

* erkekler kanadında ise hep büyük bir süpriz hem de anlatacak çok hikâye vardı. federer iyi bir kura çekmiş, finale kadar djokovic, murray ve nadal üçlüsüyle uğraşmasına gerek kalmamıştı. bu üçlü arasındaki olası cenkleşme kim ne derse desin kendisi için avantajdı. ama bu avantajı wawrinka hiç acımadan toprağa gömdü. nadal'ın bu sene şampiyon olmasını kimse beklemiyordu ama roland garros'tu, topraktı, belli olmazdı. djokoviç nadal'a bu turnuvadaki ikinci yenilgisini yaşatırken kariyer slam'i konusunda ne kadar ciddi olduğunu da göstermişti. ama karşısında muazzam oynayan bir wawrinka vardı. ilk seti kaybeden wawrinka düştüğü yerden kalktı ve djokovic'i üç-bir geçerek şampiyon oldu.

* federer şampiyon falan olmuyor ama ondan mutlaka bahsediyorsunuz, diyenler şu yazıyı okusun. yazının başlığı bir çok şeyi açıklıyor zaten: kutsal bir deneyim olarak roger federer. üstelik yazan david foster wallece. daha ne diyeyim.

* üstelik "onun 'şarkısı' da var": grand slam man.

* dumankara ile gönlümüzü titreten, çizgi -ya da grafik- roman konusunda bu toprakların en bilgili kişisi levent cantek kişisel blogunda facebook müdavimleri ve instagram severlere sesleniyor.

* sosyal medya, facebook, instagram demişken the joneses'ı(2010) izlesenize.

* richard brautigan'dan 'ele övgü': eller çok güzel şeyler, özellikle sevişmeye yollanıp geri geldiklerinde.

* son dönem çizgi romanlarını "pek renkli" bulan yalnızca ben miyim?

* babaları ekonomi, anneleri ise sanat tarihi profesörü olan coen kardeşlerden büyük olanı joel’in, "annem bir defasında "çocukları sanat müzesine götürmenin yolları" diye bir makale yazmıştı ama bizi bir defa olsun müzeye götürdüklerini hatırlamıyorum," demesi, mum dibine ışık vermez, deyimine açıklayıcı bir örnek olarak sizi bilmem ama benim kişisel tarihimde yerini aldı.

* yaz günü bile bot giyenler birleşin. ve sınırlarımı terk edin. arz ederim.

* max frisch, "her insan eninde sonunda kendi hayatı sandığı bir hikâye uydurur," der, günlükler'inde. bir itiraz geleceğini sanmam.

* hiçkimsenin, yağmurun bile böyle küçük elleri yoktur. ya da herkesin bildiği ama e.e. cummings'e ait olduğunu bilmediği bir şiir.

22 Mayıs 2015 Cuma

kısa kısa - on altı

* uzun bir aradan sonra şarkıyla başlıyoruz: ellere düş...

* selfie belasını başımıza bela edeni bulmaya çalışırken rastladım: ilk insanlı fotoğraf... (uzaya gönderilen ilk insanlı araç gibi oldu ama her neyse.) sene bin sekiz yüz otuz sekiz. paris.

* yıldız tilbe için, "başka bir gezegenden gibi biri o. bambaşka bir aklı, bambaşka ve bizimkinin tamamını örtebilen bir duygusu var. kendine has. ve kimseye eyvallahı yok. çok seviyoruz onu, iyi ki bizim 'yıldız'ımız," diyen, ben değilim, mahir ünsal eriş... sorsalar ben de öyle derdim, o ayrı.

* adam kendini, "hiç çabalamam. ne kadarsa o kadara razı olurum. çapımı da bilirim zaten. kendimden hiçbir zaman çok büyük beklentiler, çok yüksek ümitler içinde olmadım," diye anlatıyor ve kitabının adını olduğu kadar güzeldik koyuyor. bunda bir hata yok.

* edebiyat-üç.a ikinci dönem ikinci yazılı yoklama sorusu: "bu roman roman gibi bir roman" cümlesinin öğelerini bulunuz.

* "sanatı sevmenin iki yolu var," der oscar wilde. "birisi sevmemek, diğeri mantıkla sevmek."

* modern sanat diye belirtmiş midir acaba?

* bitimsiz bir yaklaşıklığın doruk hazzı (bir matematik hocası olsaydım "limit" konusunu, "gündelik hayattaki anlamını boş verin limit matematikte yaklaşmak demektir," yerine böyle anlatırdım)

* bitmek bilmeyen gecelerin sabırlı sesi (radyoda gece programı yapan bir adam olsaydım kendime seçtiğim isim bu olurdu)

* biliyorum, "kısa -kısa"lar kafasına göre takıldığı ve adına inat arası giderek açıldığı için "tenis haberleri" de iyice eskiyor. ama bunların "haber" değil, "not" olduğunu hatırlatmak isterim.

* yılın ilk grand slam'i australian open'da "bir numara"lar şampiyon oldu: kadınlarda maria sharapova'yı 'iki-sıfır'la geçen serena williams şampiyon olurken, erkekler şampiyonu ise "kendisini ingiliz sanan iskoçyalı" andy murray'yi 'üç-bir'le geçen "küstah sırp" novak djokovic oldu.

*oldukça formda bir dönem geçiren djokovic bu yıl roland garros'u kazanıp sadece 'kariyer slam'ini tamamlamakla kalmaz, grand slam yaparsa şaşırmam.

* istanbul'dan bir federer geçti. ve bazı şanslılar bu "iyi aile çocuğu"nu dünya gözüyle gördü. ya da tenis tarihinin gelmiş geçmiş en oyuncusunu...

* "insanoğlu, bu dünyayı düşünce yoluyla, tümlüğü içinde (ve içre) kuşatabilecek…derinlemesine bir görüşe sahip olacak tarzda yaratılmamıştır." ece ayhan ya da ilhan berk. hangisi bilmiyorum.

* kötü bir roman için iyi bir isim: kalbin arkasındaki gölge...

* anektod: müzeyyen senar'ın peşi sıra yazılanlardan. "bir gün müzeyyen hanım samsun, havza'da bir dere kenarındaki kahveye oturmuş, birazcık arayıp taradıktan sonra beyaz peynir ve rakısını bulmuş, buz olmadığına hayıflanırken, bir gök gürültüsü ve ardından gelen doluyla buz gökyüzünden yağmıştır."

* sincap sözcüğü, gölge-kuyruk anlamındaki yunanca bir sözcükten gelir.

* mehmet murat'tan terk edilmeseydi kemal sayar'a ithaf edeceği bir şiir. terk edilmiş şiir: "iki iskele arasına hapsolunmuş büyük şehirli vapur/ kalbinde uçurumlara sevdalı uslanmaz bir kelebek"

* "yüzyılın fotoğrafçısı" ara güler, "ayasofya'nın fotoğrafını çekerken, benim için önemli olan onun önünden geçen insandır," der. sadece bu cümle bile onun neden büyük bir fotoğrafçı olduğunu açıklar. bin dokuz yüz doksan dokuzda neden "yüzyılın fotoğrafçısı" seçildiğini de...

* yine ara güler'den: eğer elde bir fotoğraf varsa işte böyle olmuştur ve başka türlü değildir. dolayısıyla görsel olarak varılan (fotoğraf, aktüalite, belgesel filmler) en gerçek, en kestirme belgeleyicilerdir. belgeseller ilerde tarihin en doğru, yorumsuz ve uydurmasız kanıtlayıcıları olacaktır, çünkü yorumsuz ve uydurmasızdırlar. ciddi ve gerçek bir basın geçmişi bir ayna vasıtasıyla geleceğe sürükleyen bir basındır. bu da tarihi belgeleme yoluyla mümkündür. (tarihin dokümantasyonu)

* bin dokuz yüz altmıştan bu yana yapılan şarkılarda en çok kullanılan kelime: love... ardından baby, lonely ve home geliyor. kaynak isteyenler buraya lütfen.

* aynı tarama türkçe sözlü şarkılar için yapılsa sonuç ne olurdu diye merak etmeden duramıyor insan. bir numara 'ayrılık' olurdu bence. ya da 'gitmek' fiilinin türlü halleri.

* emrah serbes son romanı deliduman'da her türden sosyal medya severe tadından yenmez bir cümle armağan ediyor: yüzyıllık yalnızlık neymiş allah aşkına, asırlardır yalnızız biz!

31 Aralık 2014 Çarşamba

kısa kısa - on beş

*  ya da "kısa kısa- tenis özel sayısı". çünkü hem us open'dan hem wta ve atp sezon sonu turnuvalarından konuşacağız.

* tenis konuşmaya başlamadan önce... http://www.incipitenstitusu.com/

* biliyorum, bunun için bana çok teşekkür edeceksiniz.

* us open kadınlar kanadında bahisçilere bir şey kazandırmadı. son bir kaç yıldır bütün turnuvaları 'hepinize karşı ben' edasıyla oynayan serana williams yılın son grand slam'ini evine götürdü. bu kaçıncı grand slam şampiyonluğu bilmiyorum. çünkü uzun zaman önce saymayı bıraktım. finaldeki rakibi ise uzun zamandır ortalıkta gözükmeyen carolina wozniacki'ydi.

* us open'da süpriz, beklenmeyen değil tahmin bile edilemeyen yerden geldi. tenis tarihinin ilk onuna girebilecek dört tenisçinin olduğu turda sadece şampiyon değil finalistler de 'kare as'ın dışından çıktı. marin cilic ve kai nishikori şampiyonluk için cenkleşirken kupa altı-üçlük üç setle hırvatistan'a gitti.

* rafael nadal'ın sakatlığı yüzünden katılmadığı turnuvada, form durumu itibariyle favori gösterilen 'iyi aile çocuğu' roger federer ile dünya bir numarası 'küstah sırp' novak djokoviç ise yarı finalden öteye geçemedi. bu belki de federer'in grand slam rekorunu geliştirmek için son şansıydı.

* "aklında bir gün evvelinden kalma iki şeyle uyandı yüzbaşı davidson; karanlıkta uzanırken bir süre onları seyretti. (ursula k. leguin, dünyaya orman denir)"

* sevgi ifadesi olarak kullandığım 'küstah sırp'ı ben uydurmadım. bizim aptal spikerlerden birinden duydum. bir avrupa kupası maçında ikili mücadelede türk takımının oyuncusuna biraz çirkef müdahale eden sırp oyuncuya"şu küstah sırpın yaptığına bakın sayın seyirciler," demişti. işin komik yanı, müdahaleye maruz kalan bizim futbolcu da sırp'tı.

* dostoyevski seveni bol romanı budala'da "mutsuz bazı kalplerin fethi" gibi bir erkek kusurundan bahseder. belki de haklıdır. bu kusur belki de güçleri ancak onlara yetebildiği içindir.

* "ayrılığın ve acının/ basamakları yokmuş (süreyya berfe)"

* "emma bovary benim!" diyen flaubert'e nazire: "ekrem bihruz'dur vesselâm!"

* "cama vuran her damlada seni hatılıyorum/ ve sana susuzluğumu (agora meyhanesi)"

* şu güzelliklere bakar mısınız. üstelik onuncu fotoğrafı çözünürlüğü bozulmadan büyütebildiği kadar büyüten baskıcı bir arkadaşım var. çerçeveletip duvara asacağım aile fotoğrafı gibi. kendimden kendime yeni yaş hediyesi gibi.

* atp sezon sonu turnuvası bu sene de londra'daydı. turnuvanın şampiyonu ise final maçını oynamadan kazanan djokoviç oldu. şampiyondan rol çalan adam ise federer'di; kendini ingiliz sanan iskoç andy murray'yi altı-sıfır ve altı-bir'le dağıtırken, yarı finalde vatandaşı wawrinka'yı eşi mirka'nın da yardımıyla(!) yenerken ve sırt ağrısı yüzünden finale maçına çıkmayarak tenis severleri kendisinden mahrum bırakırken.

* wta sezon sonu turnuvası ise üç yıl istanbul'a konuk olduktan sonra bu yıl singapur'da yapıldı. serana williams, bu yılın final oynamayı en çok hak eden en iyi iki ismi arasında oynanan finalde simona halep'i iki sette yenerek şampiyon oldu.

* bir zamanlar arkasında durduğumuz "özgürlük taleb(ler)inden geriye tek bir özgürlük kaldı: tüketim özgürlüğü... ya da sadece bunu verip bizi ikna ettiler.

* beddua: çocuklu eve misafir gidesin de legolara basasın.

* ibrahim tenekeci twitterda şairlik ediyor: eski defterleri açmak, kimseye mutluluk getirmez. çünkü iyi olan, geçmişte kalmaz; daima yanımızda, aklımızda ve kalbimizde bulunur.

* galiba bu, iki bin on dördün son yazısıydı.

4 Ağustos 2014 Pazartesi

kısa kısa - on dört

* bir savaşı kaybetmek kötüdür. en az kazanmak kadar kötü.

* "korkuyu becer, acının yüzüne tükür, takvimime gir/ temmuzun adını adınla değiştir. (k.iskender)"

* hayatımın bir dünya kupası daha geldi geçti. almanya şampiyon oldu. neredeyse bütün maçlarda tuttuğum takım yenildi. final dahil... borges'in, "arjantinliler öldüğünde birer meleğe dönüşür, kanatlarını da alıp uruguay'da yaşamaya başlarlar," dediğini öğrendim. ki uruguay'ın forması en güzeliydi... fransa milli takımının forması da güzeldi ama keşke bana bu kadar 'fransız' kalmasalardı... şili'deki maden kazasından sağ kurtulan maden işçileri dünya kupası için tüyleri diken diken eden bir reklam filmi çekmişlerdi. ama okuduğum bir yorum çok daha fazla içimi acıttı: "bizimkiler kurtulsaydı da reklam filmi eksik kalsaydı." bir de modern zamanlarda rastlaması imkansız derecede mümkün skorlar vardı: beş-bir, yedi-bir gibi...

* "seni seviyorum, 'bir yerde yanlış yapıyorum'un arnavutçasıdır." bu nereden bilmiyorum.

* umberto eco'nun sorusunu duyduktan sonra rastladığım herkese, paraguaylı olabilir misiniz, diye sorasım geliyor. umberto eco mu? "acaba paraguay'da bizim bizim bilmediğimiz ama dostoyevski'yi katlayabilecek bir yazar çıkmış mıdır?" diye sormuş.

* doğrusunun "falan" olduğunu bilmeseydim de, "f"den sonra gelen "i" sorunsalı yüzünden bile "filan" değil "falan" yazardım.

* "sevmek zamanı'nın yağmurlu camları" diye bir şey var.

* ünlü senarist, sinemacı- yazar ayşe şasa da sessiz sedasız hakka yürüdü. bu haber üzerine kitaplığa yürüdüm, bana sinema hakkında en çok söz söyleyen kitabı, yani sadık yalsızuçanlar, ayşe şasa ve ihsan kabil ortaklığının muhteşem bir sonucu olan düş, gerçeklik ve sinema'nın sayfalarında, altı çizili satırlarda, derkenara düşülmüş notlarda gezintiye çıktım. sonra ah güzel istanbul diyerek, dilim döndüğünce haşmet ibriktaroğlu'na durumu anlattım.

* ibrahim tenekeci ardından, "bu âlemden, 'kadere rıza duygusu, sabrı, tevekkülü, bir başka boyutta zenginleşmeyi getiriyor' diyen bir ayşe şasa geçti. ceylanların, koşarken dünyaya dokunuşu gibi. bütün ağırlıklarından kurtulup öyle. mekânı cennet, makamı âli olsun," diyerek bitirdiği ne güzel bir yazı yazmış.

* radikal'in yirmi bir haziran itibariyle sadece dijital ortamda yayınlanacak olması nedeniyle m. serdar kuzuloğlu'nun kaleme aldığı "kağıda veda yazısı"ndan: "suya ilk biz düştük ama kabaran deniz karada bıraktıklarımızı da er geç yanımıza getirecek."

* "gözün işlevi görmek değil, gözyaşı dökmektir.(cioran)"

* bu yıl kadınlarda wimbledon'ı çek petra kvitova kazandı. bu, ilkini iki bin on bir yılında kazandığı şampiyonlukların ikincisiydi. rakibi ise ilk grand slam finalini oynayan eugenie bouchard'dı. on dokuz yaşındaki bouchard'a dikkat edin derim. ben mi? nike'ın kendisiyle reklam anlaşması yaptığını, pardon, kendisine sponsor olduğunu öğrendiğimden bu yana gözüm üzerinde.

* bu yıl erkeklerde ise wimbledon'ı, "hayatımın en iyi finalini oynadım," diyen novak djokovic kazandı. djokovic finali üç-iki kazanırken rakibi, kendisinden son bir şarkı beklediğimiz 'iyi aile çocuğu' federer'di. kabus gibi geçen iki bin on üç sezonundan sonra onu wimbledon finalinde görmek ve iki hafta boyunca oynadığı oyun muhteşemdi. tenis severlerin son şarkı için umutları artmadı dersek yalan olur.

* az önce rastladım. kpss sınavına girenlerden biri girişte arama yapan polisin, "kolları titanik yap," dediğini anlatıyordu. çok güldüm.

* "şiir, yazanın neresinden çıkıyorsa okuyanın orasına girer." bu sözü ancak "türkçe'nin en büyük şairi" söylebilirdi. öyle de olmuş.

* "ben sadece fazlasıyla ciddiye almıştım, küçükken babamın bana birini üzdüğümde söylediği o sözü. "kendini karşındakinin yerine koy..." ve ilk başlarda bunu o kadar çok yapmıştım ki, bir gün dönüş yolunu, yani kendimi bulamadım. (hakan günday, kinyas ve kayra)"

* "geçmiş içimde ikinci bir kalp gibi atıyor. (john banville, deniz)"

* geçen defa şarkısız geldik geçtik, bu kez öyle olmasın. ama bu şarkı dinlemekten ziyade seyretmek için. özellikle iki yere, serdar ortaç'ın, "kız gitmiş," dediği yer ile inşaat işçisi genç kızların bu durumu dans ederek kutladığı yere.

14 Haziran 2014 Cumartesi

kısa kısa - on üç

* klişe iyidir. konuya girip geliştirmeyi kolaylaştırır.

* her hikâye gibi unut(ul)ur giderim.

* "yazmak ki yaşamayı yazarak öldürmek ve böylece ondan kurtulmaktır. (ilhan berk, atlas)"

* "kendini uçurumdan aşağı bırak ve kanatlarını düşerken yarat. (ray bradbury)"

* "artık mevsim kış/ serin bir sabahın huzurunda eğilip,/ toprağı öpüyor ölü yapraklar. (yedi güzel adam, galiba üçüncü bölümün başı)"

* trt çok aptalsın.

* yedi güzel adamı üçüncü bölümün ilk çeyreğinde terkettim.

* hangimiz kelimelerin kullanım değeri yerine oyun değerini kullanmadık ki? ama kim ne dersin bu işin ekmeğini murat menteş yedi. bir şaheser iki de tekrar romanla.

* sinopsis: kah o sabah uyandığında henüz onunla karşılaşacağını bilmiyordu. adının rengi olduğunu da. tıpkı kendini komik sanan bir senaristin bu karşılaşmadan kah ve rengi adında bir sitcom çıkartacağını bilmediği gibi.

* o vakitler anlatmak için yaşamak'ı okumuş olsaydım ve kendime bir isim arasaydım "kıyıdan gelen"i seçerdim. kıyıdan gelen: kıyıdan gelip başkenti fetheden yiğit...

* eduardo zalamea, ya da marquez'i keşfeden adamdan şiir gibi bir kitap adı: cuatro años a bordo de mí mismo (kendi kendimin kıyısında dört yıl)

* güneşe doğru yürüyen kadın yüzü diye bir şey var.

* öykücüye, bu coğrafyada on beş yirmi beş yaş arası herkes şairdir, derken hesap hatası yapmışım. herkes şair. yoksa çocuklarımızın adıyla şiir yazar mıydık? pelin, aylin, tülin....

* "meraktan acı çeker gibi gözüken yüzündeki "lütfen doğru söyle" diyen şefkatli ifadenin yerinde, "lütfen yalan söyle ve beni üzme!" diye yalvaran bir bakış belirdi. (orhan pamuk, masumiyet müzesi)"

* anthony burgess, solgun ateş üzerine konuşurken, nabokov dilimizi kullanmayı ve dönüştürmeyi seçmekle, hepimize şeref bahşetmiştir, der. bir yazar için hele de anadili rusça olan, ingilizce'de sonradan eser vermeye başlayan biri için bundan büyük iltifat olabilir mi?

* solgun ateş mi? şiiri okuyan eleştirmenin, şiirin kıyılarına düştüğü notlardan oluşan bir roman.

* "aşk bir buluşmadır çünkü, her zaman gecikmiş bir buluşma. (cevat çapan)"

* roland garros'u, başka bir deyişle fransa açık tenis turnuvası'nı erkeklerde bu yıl da rafael nadal kazandı. bu, son beş tanesi üst üste olmak üzere nadal'ın paris'teki dokuzuncu şampiyonluğu olarak kayıtlara geçti. başka bir deyişle, iki bin dokuz - dördüncü turdaki soderling yenilgisi hâlâ nadal'ın bu turnuvada aldığı tek yenilgi. nadal böylece bu turnuvayı üst üste en çok kazanan oyuncu oldu. "küstah sırp" djokovic ise, ilk kez bu kadar favori geldiği fransa açık'tan "kariyer grand slam"i hayalini başka bahara bırakarak ayrıldı.

* kadınlarda ise, nefes kesen bir final maçının ardından maria sharapova şampiyon oldu. finalde kaybeden simona halep ise gönüllerin şampiyonuydu. sharapova, iki bin dokuz zaferinden sonra "nadal'ı yenip işini kolaylaştıran soderling"e teşekkür eden federer gibi garbine muguruza'ya teşekkür etmedi belki ama muguruza, serena williams'ı iki - sıfır yenerek yılın en büyük süprizini gerçekleştirdi.

* "gece ve milena cesaret ister, yalnızlıktan ve/ sarhoşluktan daha başka şeyler bekler diğer/ kadınlar. (onur akyıl, basmane enternasyonal)"

* onur akyıl harika şiiri basmane enternasyonal'de günün sorusu tadında bir dize kuruyor: bir köşede kaç çiçek durmadan bize açabilir?

* "vurulmak için insan/ bir yeri saklamalı teninde" yine onur akyıl, yine basmane enternasyonal...

* kenarın dilberi nazenin olmaz...

* boşuna demiyoruz, yollar hep bir çembere döner, hikâyeler hep başladığı yerde biter diye. beş bin yıl önce insanlar "tablet"lere yazar, çizer ve okurmuş. bir çoğumuzun elinden düşürmediği elektronik aletlerin de adının "tablet" olması belki de tesadüf değil. belki de, " üçüncü dünya savaşını bilmiyorum ama dördüncü dünya savaşı taş ve sopalarla olacak," diyen albert einstein haklıdır.

* bu defa şarkı yok.

7 Şubat 2014 Cuma

kısa kısa - on iki

* "bir ankara havası"ndan ve yaşadığı zamandan sıkılanlar için kurtuluş söylüyor: istanbul sokakları... biraz nostalji biraz tebdil-i metropol.

* dilimlenmiş ekmekle sahanda yumurta yenilmez.

* muhteşem gatsby'nin anlatıcısı nick, üçüncü bölümün sonunda, "herkes kendinde büyük erdemlerden en az birinin olduğunu varsayar," der. bence bu cümle hatalıdır. çünkü, her insan büyük erdemlerin tamamının kendisinde olduğunu varsayar.

* "yeniden büyütür mü annem beni/ benim istediğim gibi (aykut nasip kelebek)"

* mülevves: 1. sıfat kirli, pis 2. karışık, düzensiz (tdk)

* tüketilen her deneyim ruhu köreltirken vicdanı da yok ediyor.

* ot dergisinin okurlarına yeni yıl armağanı olan ve dergilerin arasına karışık konulan takvimlerden biri neşet ertaş'lıydı. onu bulayım diye bayideki bütün dergileri karıştırmıştım. ama değdi. o bozkır sarısı takvim şimdi arkamdaki duvarda ve fotoğrafın sol üst köşesine yazılmış "ben sana blues dinleme demiyorum/ sazını dinle blues'unu yine dinlersin," diyen avereler alıntısını en az takvim kadar seviyorum.

* turgut uyar, bir john gordon davies mısraından şiir yapıyor: "insan en çok sabahları arar sevdiği kadını"/ diyor birisi, katılıyorum o sabahlara... ben de!

* "kendi zamanında kaybolur insan/ başkalarının yıkıntıları arasında gezerken (murtahan mungan, geyikler lanetler)"

* karanfil elden ele gibi: "hayatına bir sürü insan girer ve çıkar! binlercesi! girebilsinler diye kapıyı açık tutman gereklidir! ama bu aynı zamanda gitmelerine izin vermek de demektir. (jonathan safran foer, aşırı gürültülü ve inanılmaz yakın)"

* dumankara'da deyişler geçidi: "bu saatten sonra her havaya oynamam ben.", "görgülü evden kız alırsın katır tırnağı kadar soğan doğrar." ve biraz kemal tahir etkisi; "
ne aradığını bilmeyen, bulduğunu anlamıyo işte."

* "hareket halindeki şey ne ne bulunduğu mekândadır ne de bulunmadığı mekânda. (elealı zenon)"

* iki bin on üç yılı altın top ödülünü kazanan christiano ronaldo'yu takdir eder ama o kadar sevmezdim. "insanlar benim kendim ve para için oynadığımı söylüyor. oysa ki ben, babam benimle gurur duysun diye oynuyorum," dediğini duyduğumdan bu yana seviyorum da. kaldı ki, bu cümleyi kim söylese severim.

* hiç acımam, buz gibi soğurum.

* "vaktinde sadece güzel olduğu için evlenilmiş kadın hüznü" diye bir şey var. o kadınlar ki, otuz yaş civarındadır. bir ya da bir kaç çocuğa annedir ve güzellikleri geride kaldığı için kocaları onları artık beğenmiyor, belki de başka kadınlara bakıyordur

* "kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum. (cesare pavese, yaşama uğraşı)"

* "ne kadar yalnızsan/ o kadarsın (süreyya berfe)"

* yılın ilk grand slam'ı olan australian open tenisi neden sevdiğimizi bir defa daha hatırlattı. mesela kadınlarda serena williams şampiyon olmadı. erkeklerde de "kare as"tan herhangi biri değildi kürsünün en yüksek basamağına çıkan.

* kadınlar şampiyonu daha önce burada iki defa finalden boynu bükük ayrılan li na oldu. bu zaferi turnuvanın en büyük süprizi dominika cibulkova'yı iki sette geçerek kazandı ve roland garros'un yanına bir slam daha ekledi.

* erkeklerin şampiyonu ise nadal'ı dört sette geçen stanislas wawrinka oldu ve "şu ara isviçre'nin en iyi tenis oynayan oyuncusu federer olmayabilir," diyenleri haklı çıkarttı. federer ise zorlu kurasının bir yerinde takılacaktı ve öyle oldu; tsonga ve murray engellerini çok rahat geçtikten sonra, tenis klasiğinde her zamanki gibi nadal'a kolay teslim oldu.

* "sözcükler karşı çıkarken daha çok işe yararlar. (john berger, zamanımızın bir ressamı)

5 Aralık 2013 Perşembe

kısa kısa - on bir

* açılış parçası yine var ve "günün sorusu" olabilecek sorular ihtiva ediyor: "daldan dala kondun yeter yorulmadın mı?/ aşka akan nehir gibi durulmadın mı?/ benim derdim yalnız sensin anlamadın mı?/ ey aşk bana geldin yare uğramadın mı?"

hüseyin kağıt "leyla mecnun aşk görsün" diyor, vnf ise videonun iki dakika otuzuncu saniyesinden sonrası için sorumluluk kabul etmiyor.

* soru(n): sahi senin gözlerin ne renkti?

* kulaklara küpe bir mutfak eleştirisi: o kadar tereyağını bana koysan ben de güzel olurum.

* "evden kaçmak için yolu geçmeyi/ yapsa yapsa bir çocuk yapar./ çocuk değil ki artık/ bütün gün sokaklarda sürten bu adam/ üstelik evden de kaçmıyor. (cesare pavese, çalışmak yorar)"

* "'şu kapıyı açın,' tümcesini evde söylemek ile ıssız bir ovada söylemek aynı şey değildir. (paul valery, imge ve sanrı)"

* hiç kimse ahmet kaya ve attila ilhan kadar yakışmamıştır birbirine... bkz: an gelir.

* "ahmet kaya şarkılarını çok seviyorum ama kendisinden hazzetmiyorum," diye, bir seçenek olduğunun farkındasınız değil mi?

* tanrım, bugün koşu yolundaki saçını at kuyruğu yapmış nisa taifesi için çok teşekkür ederim. hayır, sadece at kuyruğu yapmış olanlar.

* "göğün susması ağırdır kâinata/sesimi kıyından çekiyorum/ bir ömre bir yara yeter (elif nuray, bir ömre bir yara)"

* "(türkçe)... öyle bir dildir ki, 'eş' ile 'eşsiz' arasında yüz elli dört kelime vardır. (ibrahim tenekeci)"

* pek kıymetli nisa tayfası, bu ara giydiğiniz geyikli taytlar var ya, onları beş yaşında da giyiyordunuz. üstelik hâlâ çok çirkinler. arz ederim.

* "yapman gereken şu: dünyayı, güneşi ve hayvanları sev, zenginliklerden uzak dur, isteyen herkese yardım elini uzat, aptalları ve delileri savun, gelirini ve iş gücünü başkalarına ada, zalimlerden nefret et, tanrı konusunda tartışma, insanlara sabır ve hoşgörü göster, bilinen ya da bilinmeyen hiçbir şeye, hiçbir adama ya da adamlara şapka çıkartma... okulda, kilisede ya da bir kitapta anlatılanların hepsini gözden geçir, ruhuna hakaret eden şeyleri defet. işte o zaman varlığın muhteşem bir şiire dönüşür. (walt whitman, ahmet mümtaz taylan'ın "üzümden çok sevmek" başlıklı gazete yazısından)"

* "neyi niçin aradığını önceden bilemiyorsan, hiçbir yerde, hiçbir şeyi bulamazsın. yanıldığının ispatını bile.(kemal tahir)"

* başar başarır yeni hikaye kitabı teklifinizle ilgilenmiyorum üzerine sibel oral'la  konuşurken: aslında kaldığımız her gün yeni bir sınav veriyoruz. insanın kendisiyle olan tehlikeli hesaplaşması, evet sizin dediğiniz o yüzleşme lazımdır insana. sonra da başka kimseyi suçlamadan, verdiği kararların, seçtiği hayatın arkasında mertçe duran bir kişilik. yaptıklarından değil, sadece yapmadıklarından pişman olan... ben mi? ne gideni ayıplarım, ne de kalanı. sadece aklından geçenleri kendine bile itiraf edemeyene üzülürüm. bir yalan dünyada, kendini bilmeden yaşıyor demektir çünkü o. 

* ekmek arası bir şey yemek istediğimde sadece "arası"ndakini yemek istemiyorum ki. ekmek de yemek istiyorum. hatta en çok ekmek yemek istiyorum. lütfen malzemesi bol olsun diye çırpınmayın. hele de ekmeğin içini asla almayın. "çift kaşarlı" tost saçmalığına ise hiç girmiyorum.

* bu sene son defa istanbul'a konuk olan "wta sezon sonu şampiyonası"nda serena williams finalde li na'yı iki-bir yenerek ünvanı korudu. bu galibiyet aynı zamanda serena williams'ın bu sezonki yetmiş sekizinci galibiyetiydi. bu sezon sadece dört defa yenilen serena, böylece steffi graf'ın ardından (bin dokuz yüz seksen dokuz: yetmiş beş galibiyet - iki mağlubiyet), tüm zamanların en iyi ikinci sezonunu yaşadı.

* ünvanını koruyan bir başka isim de novak djokovic'ti. sırp raket, londra'daki "atp sezon sonu şampiyonası'nda rafael nadal'ı iki set sonunda yenerek yenilgisiz şampiyon oldu. iyi aile çocuğu, ailemizin tenisçisi federer ise, yarı finalde djokoviç'e yenilerek kabus sezona nokta koydu. üstelik sezonu değerlendiren bir yazının da dediği gibi "şu ara isviçre'nin en iyi tenis oynayan oyuncusu federer olmayabilir." çünkü vatandaşı stanislas wawrinka bu sezon ışıl ışıldı. ve tek el backhandle yaptı bunu.

* mehmet murat terkettiği şiirlerden birini yüksek sesle söylüyor:

"bir kış gecesi bocalarken bunaltılar arasında
ve de güneşlenmek hakkımızdı sisyphosun kayasında"
(terkedilmeseydi ilhan berk'e ithaf edilecekti)

* nazan bekiroğlu'nun gazete yazılarını "deneme" başlığı altında yayınlamak büyük bir haksızlık. en çok da, sevgilim ihanet ve son için güzelleme başlıklı denemelerine.

* iki bin on üç bitti bitecek.

* ve "seneye görüşürüz," şakasını yapacak biri mutlaka çıkacak.

1 Ekim 2013 Salı

kısa kısa - on

* "kısa kısa"lar kafasına göre takılmaya devam ediyor...

* bu defa şarkımız, ankara'nın bağları... "biz seni arabesk biliyorduk oynak çıktın," diyecekler varsa, "ben sevdim eller aldı/ yürekte acı kaldı" dediği yeri dinlesin, öyle konuşsun.

* depresyon, lambadan çıkıp "dile benden ne dilersen," diyen cinden dileyecek bir şeyinizin olmamasıdır.

* "ama her yeni eşya, evde kapladığı hacim kadar sevgiyi evin dışına itti.(ferhat özkan, logosoloji)"

* "hantal, çirkin bir büfeyi ardından sürüklemek gülünçtür. büfenin otuz taksidini ödemek için, büfeyi yedi yıl cilası bozulmadan kullanmak için harcanan bütün çabalar gülünçtür. on lira, yirmi lira için büfeyi dar merdivenlerden yukarı çıkarmaya uğraşan iki hamalın çabalarının anlamı var yalnız. (sevgi soysal)"

* "saçların ne güzeldi ... zaten hep güzeldi ama, o gün daha bir güzeldi çünkü çok mutsuzdum. (murat uğurlu, buralar bıraktığın gibi)"

* "zaten aşklar hep yalan dolan": orhan bey siz bunları gerçekten yaşadınız mı?

* bir yerlerde gözleri hemen dolan çocuklar var.

* us open, ailemizin tenis efsanesi iyi aile çocuğu federer'in erken vedasını saymazsak beklendiği gibi sonuçlandı. erkeklerde rafael nadal, kadınlarda serena williams şampiyon oldu. zaten nadal'ın sakatlık sonrası sert kort sezonuna muhteşem dönüşü, serena'nın wta turundaki tenisçilerden bir kaç gömlek üstün oluşu nedeniyle iki tenisçi de turnuva öncesinde çoğunluğun favorisiydi. öyle ki, serena'nın finalde victoria azarenka karşısında zorlanması bile süpriz sayıldı.

* federer'in olası us open şampiyonluğunu hayal etmedim dersem yalan olur. hem amerikalı seyircinin onu çok seviyor olması, hem "kuğunun bir şarkısı" beklentisi. ama olmadı. wimbledon'da başlayan ve bu yaz boyu süren önlenemez düşüş sadece beni değil bütün hayranlarını üzdü. tam bu sırada "varsın kurt kocasın, ama ne olur maskara olmasın" diyen bir yazı duygularımıza tercüman oldu.

* "tek bir kişinin hoşuna gitmek için yazın. pencereyi açıp bütün dünyayla aşk yaşamaya kalkarsanız, zatürre olursunuz. (kurt vonnegut)"

* gözlerin ihaneti: göz bir defa alıştı mı, artık fark etmemeye başlıyor.

* "lüle taşından gerdanlığa gücüm yetmemiş,/  sana sapanca'dan bir sepet elma almışım.(turgut uyar, bir gün sabah sabah)"

* çoraplar çok seksi olabiliyor. arz ederim.

* kışın üşümemek için giyilen kalın külotlu çoraplar hariç. arz ederim.

* "tren ayrıldı tuttum koyu bir karanlıkta, yırttım/ kendimi/ resim oldum/ ürkek bir anı oldum, artık kim olsa kırar/ beni (akif kurtuluş)"

* "yorgunum: az önce bitirdim bir günlük öyküsünü dünyanın (ismail kılıçarslan)"

* zamanın ham maddesi geçmiştir. bu yüzden her zaman geçmişe karışıp duruyor.

* köpekler beni hiç ısırmadı ama insanlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, demiş, norma jeanne. yani marilyn monroe... muhakkak bir sebebi vardır.

* deftere "yirmi beş eylül" notu: tam bir yıl oldu bugün. "yalan dünya" hâlâ yalan dolan...

* içinde "zenginin malında fakirin de hakkı vardır" duygusu ya da fikri olmayan hiçbir 'paket' beni alakadar etmiyor.

* eylül bile geçti.

* devam edecek...

4 Ağustos 2013 Pazar

kısa kısa - dokuz

* selçuk'u gece yarısı civarında ne zaman arasam, "buzdolabından çıkarıldıktan bir süre sonra üzeri buğuyla kaplanan mor üzüm tanesi sesim"le konuşmamı istiyor.

* "benden, bana kayıtsız kalınması ile benden nefret edilmesi arasında bir seçim yapmam istense, tereddütsüz, nefreti seçerim – kayıtsız kalınacak bir yanım yoktur. ve ben söylemek isterim ki, her şey ve herkese kayıtsızım. değilmişim gibi davrandığım durumlar, yaşıyormuşum gibi yapma zorunluluğumdandır. (şule gürbüz, kambur)"

* istediğimize sahip olamamak, istemediğimize sahip olmaktan evlâdır.

* önceden bunları yazdığım için şimdi tekrar yazamıyorum. önceden bıktığım için tekrar bıkmamın anlamı yok. önceden sevdiğimi söylediğim için şimdi tekrarlamak gerek. şimdi tekrar tekrar söylüyorum; çemberin iki ucu birleştiğinde ben yok olucam.

* roland garros'da beklenen oldu: rafael nadal ve serena williams, her ikisi de çok rahat şampiyonluğa ulaştı.

oysa federer adına her şey iyi başlamıştı. şanslı kura, kendisine ters gelen berdych'in ilk turda monfils'e daha ilk turda elenmesi, djokoviç ve nadal'ın yarı finalde cenkleşecek olması biz sevenlerine  "bu defa söderling'e ihtiyaç olmayabilir," dedirtmişti. ama tsonga çeyrek finalde federer'i çok net yenip turnuva dışına itti: üç-sıfır.

* bazan yolum yeni bloglara düşüyor. eğer kötüyse hoşuma gitmiyor ve üzerinden atlayıp gidiyorum. ama iyiyse, nefret ediyor ve takılıp kalıyorum.

* "sen bir yaz güzelisin, yaprakların ekşi, suda yıkanırsan/ portakal incinir, tütün utanır, incirler kanar (turgut uyar, yokuş yol'a)"

* derste ya da beklerken, saat daima sandığınızdan daha geridedir. bulaşık ise her zaman sandığımızdan çoktur.

*yönetmen, yapımcı ya da oyuncu... işin içinde clint eastwood varsa üst düzey bir soundtrack garanti. bakınız: trouble with the curve.

* birden yirmiye kadar bütün sayıları bilen ama hangi sayının hangisinden önce geldiğini bilemeyen bir adam olmayı isterdim.

* "gün boyunca hayatta kalmaya, geceleri ise yaşamaya çalışıyoruz. (gündüz vassaf)''

* hiç acımam yoktur, fırından eve gelene kadar ekmeğin ucunu ya da pidenin kenarını koparıp yerim.

* "el ele gittiğimiz bir yolda sen gitgide büyürsen/ benim içimde çok beklemiş, çok eski bir yer kanar (turgut uyar, yokuş yol'a)"

* "spectacular"a "resmi çizilmeye değecek kadar güzel olan şey" türkçe karşılığını veren sözlüğü bana da bulun. onu seveceğim... (burada duydum.)

* hep en iyisini isteriz. ama sonuç hep bildiği gibi olur.

* türkçe müziğin muktedirleri deniz seki'den boşalan "feleğin çemberinden geçmiş kadın" kontenjanını galiba sıla ile doldurmaya karar vermiş.

* wimbledon'da, şimdiye kadar izlediğim en kötü grand slam finali sonrasında iskoç andy murray şampiyon olarak ingiliz kendini beğenmişliğinin yetmiş yedi yıllık 'şampiyon' hasretine son verdi. kadınlarda ise şampiyonluğu, burada ikinci kez final oynayan ve ilkinden eli boş dönen marion bartoli kazandı.

bol süprizli turnuvada bana göre en en büyük süpriz, nadal'ın daha ilk turda steve darcis'e elenmesiydi. ilk turda elenmesi değil, rakibini sıralamada yüzüncü basamakta olması değil, üç sıfır yenilmesi değil, nadal gibi bir çelik iradenin iki tie-break yitirmesiydi böyle düşünmeme sebep. sonra federer'in ikinci turda elenip üst üste otuz yedinci defa grand slam çeyrek finaline kalma şansını yitirmesi ve elini kolunu sallaya sallaya şampiyon olması beklenen serena williams'ın dördüncü turda alman sabine lisicki'ye elenmesi sayılabilir.

* "temmuz tam bu işe göredir bana kalırsa/ gel bağışlayalım birbirimizi. (turgut uyar)"

* tanrım, biliyorsun; gamzeleri olmalı gülüşünü sanki paranteze alan. arz ederim.

* "ölüm, biriktirdiğimiz şeylerin altında kalmak olmalı. (ibrahim tenekeci)"
 

7 Mayıs 2013 Salı

kısa kısa - sekiz

* bugünlerde birilerine, "bu bizim şarkımız olsun," diyecek olsaydım, samanyolu'nu işaret ederdim.

* "- sen şimdiye kadar nerdeydin? 
     - buradaydım ama tanışmıyorduk, işte bu kadar basit ve de anlamsız.

     (richard brautigan, tokyo-montana ekspres)"

* "sohbet büyük ölçüde insanın söylemediği şeylerden oluşur. (cees noteboom, işte şu hikaye)"

* bence oyuncaklar çocuklar için değil, biz oynayalım diye yapılıyor.

*  "kıyamet çoktan koptu, haberiniz yok! siz hala güneşin, her sabah doğuşuna güvenin. (metin altıok, bir acıya kiracı)"

* köklerini kazıyıp köprüleri atmak dışında olağanüstü hiçbir şey yapmadı.

* ne zaman bir converse alacak olsam, kendi kendime, "bu muhtemelen aldığım son converse olacak," diyorum. ve yanılıp duruyorum.

* "onun duygularımdaki yerini biliyorum ama hayatımdaki yeri neresi? (ahmet altan, bilememek)"

* "ben aşktan daima kaçtım. hiç sevmedim. belki bir eksiğim oldu. fakat rahatım. aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. şu veya bu şekilde... fakat daima ödersiniz... hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz...(a. hamdi tanpınar, saatleri ayarlama ensitüsü)"

* türkçe altyazısını bulmadığınız için ingilizce altyazıyla izlediğiniz filmlere festival filmi denir.

* "iki işi aynı anda yapamıyordu. kadına dokunurken, onunla konuşamıyordu; onu severken bırakıp gidemiyordu; konuşurken dinleyemiyordu; savaşırken kazanamıyordu. (arundhati roy, küçük şeylerin tanrısı)"

* "emilio santos ölmemeliydi. (ihsan oktay anar, amat)"

* hâl ve gidiş: bütün dünya emma watson'ın "artı on sekiz" olmasını bekliyormuş meğer. kendisi bile...

* "gün gelir dayanamaz, size kucak açmayan şu dünyada uyuz köpeklere kucak açar, onların sizi sevmelerine, sizin de onları sevmenize yetecek kadar kollarınızda taşır, sonra fırlatır atarsınız. (samuel beckett, molloy)"

* "sesinde ne var biliyor musun?/ uykusuz türkçe var/ işinden memnun değilsin,/ bu kenti sevmiyorsun/ bir adam gazetesini katlar (cemal süreya, 8.10 vapuru)"

* spor salonunda ya da stadyumda kendini dev ekranda görünce ekrana değil kameraya el sallayan adam -ya da kadın- sana rastlayacağım günün hayaliyle yaşıyorum.

* "sabah ayazıyla buğulanan mutfak penceresi gibidir ve zordur görmek, buğu aniden yok olur ve karlı dağları görebilirsin sonunda, üç bin metrelik dağları pencerenin ardından ve pencere tekrar buğulanmaya başlar, ocaktaki kahve de dağlar da bir düş gibi geçer gider.
işte bu sabah tam da böyle hissediyorum. (richard brautigan, tokyo-montana ekspres)"

* 've' yaka gri tşört... beni seksi gösteriyor. kesinlikle.

* zevklerimizin farklı olması kimseyi zevksiz yapmaz. sarışınlarla mutluluklar dilerim.

* tanrım... koşuyolundaki kadınların saçlarını ve at kuyruğu bahsini daha önce de konuşmuştuk. bir defa daha arz ederim.

* "ve dünyanın en güzel adresine taşındım, senin yanına/.../ ve yüzyılın en güzel adresine taşındım/ senin yanına (osman konuk, şiiriyet)"

18 Mart 2013 Pazartesi

kısa kısa - yedi

* herhangi bir yere bakmadan nietzsche veya lynyrd skynyrd yazabiliyorsanız sosyal medyadan doçentlik ünvanı alabilirsiniz. üzerine, yoknapatawpha (w. faulkner romanlarının geçtiği hayali güney amerika şehri) yazabilenlerin ise profesör unvanları garanti.

ben mi, ben "kral"ım...

* nasılsın, sorusuna m.ünsal eriş'ten esaslı bir cevap: "içime bir ad koyacak olsam leyla derim, öyle güzelim."

* "kimsenin kendilerine vaat etmediği topraklara doğru yola düştüler. ama denizi hiç bulamadılar. (g. g. marquez, yüzyıllık yalnızlık)"

* genellemeleri severim ama inanmam.

* "insan tabancasını unuttuğu vakit kurşunu bir çekiçle istediği yere çakabilir. böylece aynı sonuç elde edilir. (cavanna, karşı ansiklopedi)"

* "sende, ben, imkansızlığı seviyorum,/ fakat asla ümitsizliği değil... (n. hikmet)"


* osman sınav'ın uzun hikaye ile hem kendisi hem türk sineması için büyük bir fırsatı kaçırdığını düşünüyorum.

* eğer türk yapımı bir anna karenina söz konusu olsaydı, anna için ilk adayım farah zeynep abdullah olurdu.

* savaş ve barış'ta bir yandan napolyon (fransa) ile savaşıp, diğer yandan gündelik hayatta fransızca konuşan kahramanlarla, emperyalizm nefretini dillerinden düşürmedikleri halde türkçeye tercüme edilmiş bir kitabın ingilizcesini okuyan ya da aynı düzeyde türkçe sayfası mevcutken wikipedianın ısrarla ingilizce sayfalarını referans verenleri birbirine benzetiyorum. kolayca tahmin edeceğiniz üzere öylelerinden nefret ediyorum.

* bio ya da organik havuçlarla öyle olmayanların aynı tarlada yetiştiğine inanıyorum. sadece yamuk olanları bio ya da organik diye diğerlerini de öyle değil diye satıyorlar.

* neden bilmem, içinde "deneme" geçen başlıkları seviyorum. mesela, "resim sanatının ve şiirin sınırları konusunda bir deneme (g.e lessing, 1766)" ya da "gün ortasında apansız ellerin üzerine bir yorum denemesi"

* birsen tezer "ikinci cihan" albümünü çıkartıyor ve siz söylemiyorsunuz. üstelik tarih kitaplarına inanmam.

* bugünün çocukları hiçbir şeye bağlanmadan büyüyor. bireysel takılıp başka insanların onlar adına deneyimlediği hayatları yaşıyorlar. sonra da "gençlik özgürlük" oluyor.

* "fareler ve insanlar" aynı masada "bira" içecek, sonra da bunun adı edebiyat olacak... haklılar, edip cansever şiiri de sansürlenmeli.

* sonsuz mutluluk mahkûmun zincirlerine yenik düşmesinden başka bir şey değil.

* biz erkekler paçası ayak bileklerinin beş parmak üstünde duran pantolonları nasıl giymiyorsak kadınlar da yüksek bel pantolon giymesin. arz ederim.

* "hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz yazı hariç"ciler halt etmiş. mona roza reklam yıldızı olmuş.

* müslüm gürses vefat etti. mekanı cennet olsun. umarım yüksek sosyete, "alın ferhat göçerinizi verin müslüm gürses'i," çağrılarına artık olumlu yanıt verir.

* chevez de gitti. bu latin amerikalı derviş, kapitalizmi durduramasa da titretmişti. "halkımızı sindiren açlık, yoksulluk ve sömürgecilik zincirini kırmadan önce istirahate çekilmeyeceğiz. ya bu ülke özgür bir ülke olacak ya da onu özgürleştirmeye çabalarken öleceğiz," derdi. en azından sözünün, "çabalarken öleceğiz" kısmını tuttu. inandığı tanrılar hesap gününde bu sevabını unutmasın.

* hilmi yavuz, bir defa daha yılmaz erdoğan için demediğini bırakmamış. keşke bunun bir film olduğunu, üstelik o yıllarda yirmi beş yaşında olması gereken necatigil'in 'rol icabı' ellilerinde olduğunu hesaba katsaydı ve bu topa hiç girmeseydi.

* hayır, şarkıyıyı unutmadım. o şarkı.

1 Şubat 2013 Cuma

kısa kısa - altı

* "kısa kısa," künyesinde "ayda bir çıkar" yazan dergilere benzemez. eğer bir künyesi olsaydı, "aklına estikçe çıkar," yazardı.

* insanların yaşamında, sadece kendi çıkarlarını düşünmedikleri, kendi çabalarını çevreleri ile eklemleyerek ortak bir insanlık ruhu yarattıkları en azından bir dakika olmalı.

* "ben bir yöne yürüdüm, sanem ve kalbim diğerine. (a.canıgüz, gizliajans)"

* hiçbir yere gitmeyen bir yola çıkmışım.

* "otursak bir akşam üzeri, sen bana bilmediğim bir hikaye anlatsan/ bildiğim bir hikaye de anlatsan bilmezden gelirim söz.! (edip cansever)"

* "gözyaşları içeren bir şeye ihtiyacınız var sizin. değişmek için. burada hiçbir şeyin bedeli yeterince ödenmiyor. (a.huxley, cesur yeni dünya)"

* entelektüel açıdan ve çalışma saatleri boyunca yetişkin olabiliriz ama duygu ve arzular söz konusu olduğunda henüz büyüdüğümüz söylenemez.

* "hayır, gerçek aşkı hiç bulamadı. güçlü bir ihtiras değildi kapıldığı ama evli bir adama amansız bir şekilde tutulmasına yetmişti. adam karısını terkedeceğine dair söz vermeyi bırakalı çok olmuştu. o da adamın karısıyla arkadaşlık kurdu ve tek çocuklarının teyzesi gibi oldu. (martin amis, görüş evi)"

* "sana bir çay ve temiz yaralar ısmarlarım belki de bir cuma ısmarlarım yürüyüp gideriz. (osman konuk)"

* haşmet babaoğlu, kendisini sev(e)miyorum ama iyi söylemiş: "modernite elimizden inançlarımızı alıyor, inanma ihtiyacımızı değil!"

* "insanların küçük kasabalardan ayrılmak istemesinin en büyük sebebi, geriye dönme fikrine kapılmalarıdır. yerinde çakılıp kalmalarının sebebi ise çıkıp gitmeyi kafaya koymalarıdır. kısaca, insan nerede olursa olsun mutsuzdur. (chuck palahniuk, çarpışma partisi)"

* dayımın türküsü: keltepenin taşları...

* dost başa, düşman ayağa, vnf. ellere bakar. arz ederim.

* yıllar önce o kadına, "hayatım değersiz ve sıkıcı olabilir ama en azından fabrikada üretilmiş, ikinci el, kalitesiz bir hayat değil," demediğim için hâlâ pişmanlık duyuyorum.

* arzu akgün, "tanrı hepimize aşık olmasak bile aşk halinde günler versin, hayatla flört etmeyi eksik etmesin içimizden. susuz kalmaktansa dalgalarla boğuşalım. aşkın derdi bile güzeldir bazen," dedikten sonra devam ediyor: "bir yarayı hiçbir şey aşk kadar kolay onaramaz."

* yıllar önce "bir gün körebe oynarsak gizlice açarım gözlerimi. seni bir daha kaybetmeyi kaldırmaz içim." demişti feridun düzağaç. bu bir futbol yazısıydı ve henüz şarkı olmamıştı.

* açığa çıkmak sırların doğasında vardır. çünkü sır tutmanın tek yolu kimseye söylememektir.

* "fareler ve insanlar" mı? hiç bir fareyle bir insan olur mu, elbete yasaklansın.

* bir australian open'ın daha sonuna geldik: victoria azeranka ve novak djokovic iki bin on üç yılının şampiyonları.

* büyünce ben de, "sanat eserinin kırılgan doğasına rağmen, sürecin kendisi zamansal olanın dışına çıkmanın bir aracı haline gelir," tarzı cümleler kurmak istiyorum.

* insanlar insanlara, sevgilerini göstermek için uydurdukları isimlerle hitap ederler ya, bu aslında bizi kendi malı gibi göstermek içindir.

* kadın ancak fotoğrafınızı çeken insanı sevdiğinizde görünebileceğiniz kadar güzeldi ama gitmeliydim.

2 Aralık 2012 Pazar

kısa kısa - beş

* hatasız kul olmaz...

* zed değil, kız öldü bebeğim, kız öldü.

* "pamuk onları kutsallaştırıyor, onlara artık unutulmayacak bir geçmiş kazandırırken, herkese açık bir hatıra alanına taşıyor. (holly braubach)"

* "zaman her şeyi değiştirse de/ bir gün doğruyu söyler (mehmet güreli, sen ve ben)"

* yirmi dokuz ekim: sami baydar,"dünyadan çıkış yolları"ndan birini nihayet keşfetti.

* okumagünlüğü...takip etmemek mümkün değil. ama sene sonundaki listeyi, daha doğrusu skoru görmezden gelmek koşuluyla.

* asansör düğmelerinin "a" diyerek "sıfır"dan sonra "bir"den önce bir katı daha işaret ettiğini farkedince "araf" dedim. itiraf ediyorum; bir defa olsun o düğmeye basmaya cesaret edemedim.

* adam eski futbolcu. adı da achilles hector. ne şimdi bu? yunan mı truvalı mı, kazanan mı kaybeden mi?

* annelerin çocuklarıyla konuşmalarını taklit eden kızlardan nefret ettiğim kadar çizgi film karakteri gibi konuşan -üstelik dublaj kıvamında- beş yaş civarındaki çocuklardan da nefret ediyorum.

* barclays atp world tour finals londradaydı ve "küstah sırp" djokovic esas finalde roger federer'i yenerek bir defa daha şampiyon olmasına izin vermedi.

* taklitlerimden sakınınız. çok kötü taklit yaparım da. (yüzünü buruşturanlar hiç olmazsa şakalarımdan sakınmaları gerektiğini anlamış oldu)

* "ertelenmiş ya da gizlenmiş birçok hayat; tuhaf, çarpık, düzeltilmesi başkalarına bırakılmış salonlarda pinekliyorlar. (mehmet güreli)"

* didem madak bu defa a.esra yalazan'ın aynasında. burada...

* şampuanlı saç için en ideal bekleme süresi şampuanın etiketinde ne varsa okuyana kadar geçen süredir.

* kadınlar kolları dirseğin hemen altında biten gömlek ya da bluzlar giysin. arz ederim.

* eren safi söylüyor... "kendimi çok ölü hissediyorum bugünlerde/ bir güneş düşüyor bir yağmur damlıyor/ kendini bıçaklıyor günler/ çirkin bir kız güzel bir kızdan özür diliyor/ kendimi katil hissediyorum"

* "mikroskop mucidi leeuwenkoek dostu ressam vermeer'e "su böyle işte ve başka türlü değil" demiş... bir öpüş damlasında milyarlarca gözle görülmez yaratık... ressamın tarafını tutuyorum... çünkü, güzelsin... (ulus baker)"

* obama müslüman(mış). iyi, güzel... ya esad? pardon, esed?

* sevgili erkin koray, yakışıyor mu?

* n.bekiroğlu demiş ki, "sensiz olmuyor", diyen kalbe güvenilmez. sensizliği denemiştir. bugün değilse yarın. bir gün başaracaktır.

* bu okuma boyunca okuyanların zihninde "hatasız kul olmaz" çalınsın istemiştim. eğer bu olmadıysa yapılması gerekeni biliyorsunuz.

15 Ekim 2012 Pazartesi

kısa kısa - dört

* bir kaç aydır kayıptım, artık bulundum...

* "are you... are you a serial killer? dexter-s07e01"

* bu dünya dönüyorsa ibriktaroğlu haşmet, kanadıkırık muhsin bey gibiler hatırına dönüyor.

* yaşamak, "devcileyin bir böceğe" dönüşmektir. aynaya bakmazsak hepimiz insanız.

* sızı... tam burada.

* abimin -ki kendisi büyük teyzemin büyük oğludur- benimle konuşurken başkalarına kullanmadığı bir sesle, "efsane geri dönmüş," benzeri futbol cümleleri kurmasını severim.

* "ne kadar uzakta gezinilirse, o kadar az bulabilirler aradıklarını. onlar, yolunu şaşırmış gibi yürürler: ne kadar ötelere yürüse, o kadar yanılgıya giden biri. (oruç aruoba, ile)"

* tükenmez kalem dediğin siyah yazar. düzeltiyorum, kalem dediğin siyah yazar.

* bu hayatta sadece klasik doğruları yapmıyorum.

* hülya avşar sadece sinema oyuncusu olsun isterdim. öyle olmamakla neler kaybettiğimizi görmek için sadece iki genç kız(2005)'a bakmak bile yeter.

* yüce tanrı, bizi iki yıl üst üste ugg botlarla ve dizlerini korumak isteyen at üstündeki şovalyeleri hatırlatan, giyenlerin boyundan daha uzun çizmelerle bizi sınadığın yetmez mi? bu sene bileği kavrayıp orada biten kısa botlar moda olsun. arz ederim.

* acılara tutunmak... elbette ve sadece ahmet kaya.

* geri zekalı = gerzek, bazı an=bazan, kan kardeş= kanka, pek iyi= peki...

* "onuncu ayın onuncu günü" hep beraber yaşlanıyoruz feridun düzağaç. bu ne asuman'ın ne de seni 'kısaca' f.d. diye bilenlerin anlayabileceği bir şey.

* bir vur-kaç taktiği olarak "ah!"

* hazzın merkezine seyahat. atalet ile...sabır ile... ya da hazzın başında beklemek. (bkz: hazzın haritası)

* "biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız (sezai karakoç)"

* hayatın son hızla doldurabilmek için boşluklara ihtiyacı var. bulamadığında ise huysuzluk eder, sorun çıkartır.

* abd uzak doğuya gidip kırık burunla geriye döndü. aynı şey orta doğuda neden olmasın?

* "bana kolpa malzemeden putlar yontma bebeğim (ah muhsin ünlü)"

19 Eylül 2012 Çarşamba

kısa kısa - üç

* "ah benim kaybolan sevgilim,
 tek kişilik saklambaçlarda*


terkedilmeseydi nilgün marmara'ya ithaf edilecekti" 
                                                                                (mehmet murat) 

* olur ya, mehmet murat için olası kitap adları: terkedilmiş şiirler külliyatı, terkedilmiş şiirler atlası...

* güzel film adları demişken unutmayalım; yağmurdan sonraki soluk ayın öyküleri...

* bazı nesnelerin kendilerini unutturma gücüne bayılıyorum. mesela, bu sabahın kumsalındaki kum küreği. sarı...

* "yoruldum. yağmurda ıslanan bir kuş gibi yoruldum. (coffey, the green mile)"

* kimseden korkmayan cümleler yazabilmeyi isterdim.

* "belki de yaşantılar, onları yaşayabilecek olanlara sunarlar kendilerini. (paul auster, new york üçlemesi)"

* ne kadar istekli olursa olsunlar, yüce tanrı bazı insanların ebeveyn olmasına izin vermemeli.

* "etimden uçurduğum uçurum/ meşhurdum, meçhuldüm, mahsurdum/ bir hâfızken eskiden/ mecnun kaldım şimdi/ aşktan, senden, kendimden/ n'olur sevmeden öldürme beni/ alacânım,/ söyle, indi mi göğsüne heves? (m. mungan, alacânım)"

* altı-yedi eylül: itiraf etmek ve vicdan azabı çekmek mecburiyet değil de ihtiyaç olamaz mı? vicdan bir organ, hayati bir organ hem de. bademcikler, lenf bezleri ya da böbreklerin biri gibi değil, o ölünce insanlar da ölür.

*dostlarım bilir, karaibrahimgillerin nil'den pek hazzetmem. tipinden tutun, imajına kadar. ait olduğu sınfın olanaklarıyla bütün bir coğrafyaya dayatılması, çocuk şarkılarıyla özgür kız imajı vs... ama bu şarkısını sevdim. bunda 'geriden gelerek atağa destek veren' noir désir etkisindeki melodinin payı var mı bilemem ama, "bazen ne yapsam bir bir berabereyim," diyen yerin payı olduğu kesin.

*us open uykusuz gecelerin arasından geçip gitti: serena williams "şampiyon ruhu"nu dosta düşmana gösterirken, andy murray ise olimpiyat altınından sonra ilk grand slam şampiyonluğuyla da memleketi iskoçya'dan çok ingiltere'yi onurlandırdı.

* savaşların ikincisine tarafların gözüyle bakmak için üçlü paket: die brücke (1959), ivanovo detstvo (1962), saving private ryan (1998)... ikili paket arzu edenler için: flags of our fathers (2006), letters from iwo jima (2006)...

* ne ten rengi, ne file, ne desenli... kadınlar sadece mus çorap giysinler. arz ederim.

* "on iki eylül" sürecinin sebep olduğu acılar belki de her meselede kamplaşmaya teşne bir coğrafyada insanların en fazla 'çoğunluk'la ittifak ettiği konu. sağcısından solcusuna, muhafazakarından liberaline herkes bu fikirde olduğu halde nasıl oluyor da bu gün, herhangi bir eylül günü gibi geçip gidebiliyor?

* "başkasına karışmam ama neşet ertaş'ı sev; en az bir neşet ertaş türkün olsun bu hayatta…(radyo.z)"

* "coşkun sel gibiydim yoruldum gayri/ çok bulanık aktım duruldum gayri (neşet ertaş)"

* zerrin tekindor iyi bir oyuncu olduğu kadar güçlü bir ressammış.

* leyla ile mecnun... dizi... sadece romantik değil... evet, o sahne... katılıyorum, "kibirinizde boğulacaksınız."

* "bir üfleyişte kaç mum söndürebilirsin şimdi? (sami baydar)"

* bugünler için: özlem çekene kılavuz, oruç aruoba...

2 Eylül 2012 Pazar

kısa kısa - iki

* "atlasları getirin! tarih atlaslarını!/ en geniş zamanlı bir şiir yazacağız (ece ayhan, yort savul)"

* bence bach.

* alex olsaydım, ben de "bir alex değil" yazan tşört giyerdim. madonna olsaydım "kylie minogue"...

* sevmek, ne uzun bir kelime. özlemek de.

* ben banyonun tuvaletini kullanırken dişini fırçalayan sevgili istemem.

* tim burton, harun ve öyküler denizi'ni (salman rushdie) beyaz perdeye aktarsa ne güzel olurdu.

* terry gilliam don kişot'u çekmeye çabalamak yerine 'don kişot'u çekemeyişini anlatan bir film yapsın. adını da, "don kişot'u çekememek üzerine pek de kısa sayılmayacak bir film" koysun.

* bazı yerlerde her gün 'cumartesi'.

* gecelerim gündüzlerimden daha güzel, dünden sonra yarından önce, yaşam uzun sakin bir ırmaktır, alice artık burada oturmuyor, hayalet batıya taşındı, berlin üzerinde gökyüzü... ne güzel film adları var şu hayatta.

* çoluk çocukla muhatap olmuyorum.

* unutma: berna moran, erkek. cahit uçuk ise kadın.

* "yaz günlerine saklı sonbahar (mevlüt ömer)"

* kısa kol gömlek, üzerine yelek giyildiği takdirde daha da çirkin bir kıyafete dönüşüyor.

* bu 'yolculuk'ta da 'gecenin sonuna' doğru seni andım bardamu.

* guardian.co.uk adresinin çok kullanılanlar arasında olması güvenilir haber ya da sular seller gibi ingilizcemden dolayı değil sudokuları yüzünden. elbette, "hard".

* hiçbir zaman bitirdiğimiz hikaye başladığımız değildir.

* "ben sana düzenli olarak telefon ediyorum. (ah muhsin ünlü)"

* bin bir gece masalları 'nı yeniden okumak yerine rimsky korsakov 'un scheherazade suite'ini dinliyorum.

* selçuk boşandıktan sonra onunla evlenmediysem diş macununu ortadan sıktığı içindir.

* kadınlar bir beden büyük kot pantolon giysin. arz ederim.

* hâlâ aynı başedilmez kaderimizin peşinden ilerlemeye devam ediyoruz.

* "mecnun dedi ki: olan olmuştur; yüzümü yıkayıp geliyorum.(mb)"