*: melih cevdet anday, isa'nın güncesi
verbum non facta*
*: söylenmemiş söz
23 Nisan 2026 Perşembe
dakika ve skor
"Önce șunu söyleyeyim, benim adım İsa değildir. Karım ilk kez, gene bu kapıya bir süre önce astığı bir kâğıtta kullandı bu adı, benim için. Nedenini bilmiyorum, kendisine sormadığım için de öğrenemedim. Ama karım, ölmeye karar verdiği ya da öleceğini sandığı an, bana yazarken bu adı kullanmıştır hep. Hep deyişim yanlış anlaşılmasın, üçüncüsü bu. Bundan önce, iki akşam daha bulmuştum böyle bir kâğıt, eve girer girmez, aynı yerde. İlkinde biraz şaşırmıştım. İsa kim olabilir, diye düşünmüştüm. Ama o ilk kâğıtta ölüm vedası açık seçik değildi; yanlış hatırlamıyorsam, kısaca, "İsa, beni unut!" yazılı idi. İkincisinde biraz daha uzadı yazı: "İsa, bir gün nasıl olsa sonum gelmeyecek miydi? Bunu uzatmanın hiç anlamı yok. Burda bitsin, kurtulalım.""*
18 Nisan 2026 Cumartesi
jersey girl*
"şa la la la laa..."
bu ara dünyadaki en hüzünlü şey bu melodi olabilir.
*
her şey sosyal medyada rastladığım crime101 (2026) filmini kıymeti bilinmeyen collateral (2004) filmine benzeten izleyici yorumuyla başladı.
/iki filmi de severek izledim. hatta collateral'i defalarca. crime101 özellikle sonuyla çok hoşuma giderken, collateral aksiyon filmi kabul edilmesine rağmen senaryodan oyunculuğa, yönetmenlikten görüntü tercihine kadar harikaydı. biliyorum, kulağa tuhaf geliyor ama kiralık katil rolünde tom cruise müthişti./
filmi izlerken bir yerde jersey girl bahsi geçti. biliyordum. hem tom waits'ten hem de bruce springsteen'den dinlemiş, ne yalan konuşmalı özel bir yere koymamıştım.
ama o şarkıya döndüm. tam da filmde bahsedilen konser kaydına. neden bilmem hüzünlü geldi bana. öyle bir hüzün ki fonda john denver'dan 'take me home, country roads' çalan ve yetmişler amerika taşrasında geçen bir hollywood filminin melankolisi ile yarışır.
zihnimden bunlar geçerken kendimi bulduğumda pencerenin önünde, camla tül perde arasındaydım.
evdeydim, yalnızdım. gökyüzünde bulutlar.
"şa la la la laa..."
12 Nisan 2026 Pazar
siyaset
güneşin kavurarak işkence ettiği bu dünyaya özlem duyduğu nemi vermek tarifsiz bir histir, derdi yağmur eğer politikacı olsaydı.
8 Nisan 2026 Çarşamba
dönüş
"oraya döneriz, kuşun yuvaya, kuzunun ağıla döndüğü gibi oraya dönmeyi düşleriz. bu dönüş göstergesi, sonsuz düş kurmaların belirtisidir, çünkü insanın dönüşleri, insan yaşamının büyük ritmi içinde, yılları aşan, tüm ayrılıklara karşı düş kurma yoluyla savaşan ritimle gerçekleşir. aralarında yakınlık kurulan yuva ve ev imgeleri bağlılığın içtenlikli bileşkesini yansıtır."*
*:gaston bachelard, mekânın poetikası (aktaran: alejandro zambra, eve dönmenin yolları)
7 Nisan 2026 Salı
benzerlik
dağlarla okyanus arasında bir tren yolu ve neredeyse dağların eteğinde, ikisine de paralel yol alan banliyö treni tadında bir tren.
bir yanda ufkunda bulutlar koşan okyanus, diğer yanda araya bazan evler, hatta mahalleler girse de yemyeşil örtüsüyle bulutlara tırmanan dağlar.
o yeşilliğin ortasında sık sık patlayan sakura beyazı, pembesi...
aylardan nisan. sanki boğaz'da, denizi yırtarak yol alan şehir hatları vapurundayım. boğaz sırtlarında erguvanlar çığlık çığlık.
4 Nisan 2026 Cumartesi
zalim nisan
/hayır, onu yapmayacağım. çünkü, çok ve çoktan söylendi.
ayrıca, "çok şükür" dediğinizi duydum./
dünyanın en bilindik ve en çok terennüm edilen dizeleridir bunlar. ama söyleyenler güzelliğine takılıp öteye geçemedikleri için yanlış anlaşılagelmiştir.
oysa tariz sanatının en güzel örneklerinden biri vardır burada: "ben zalim diyorum, sen seni seviyorum anla."
sadece tabiatı derin bir uykudan uyandıran nisan'a teşekkür yoktur oysa. kışa da vardır. hakkını da teslim eden bir teşekkür.
bu uyanış kış sayesinde olmuştur. onun koruyup kollaması, sarıp sarmalaması olmasa hayat devam edecek gücü bulamayacaktır.
*nisandır en zalimi ayların, doğurtupleylakları ölü topraktan, yoğurupanılarla istekleri, can verirölgün köklere bahar yağmuruyla.kıştı ılık tutan bizi, sarıp sarmalayıpsavsak karla toprağı, destekleyipkuru köklerle kalan son yaşamı.
sadece tabiatın değil bizim de kışa ihtiyacımız var bence. kabuğumuza çekilmeye, durulmaya, soluklanmaya, pencere önünde durup akıp giden sokağı seyretmeye. ve dahi bir şeyleri kaçırmaya.
kayıp değil kazançtır, bana kalırsa.
1 Nisan 2026 Çarşamba
yenilgi değil
"yenilgi yenilgi büyüyen zaferler" umudu, "yenil, daha iyi yenil" tavsiyesiyle büyüyen her çocuk gibi benim kelimelerim de, "yenilgiyi bir zafer halesi gibi taşıyan bir adam" izlenimi bırakıyor, biliyorum.
oysa sadece şimdi değil, kendimi bildim bileli yenilmeyi sevmedim. yenilmeyi sevmedim ama kazanınca da onunla ne yapacağımı bilemedim.
"bir ideolojisi olmayanların ideoloji"ne inancım belki bu yüzden. bu yüzden belki, "iktidar" yüzü görmeyişim.
yenilgim bu yüzden. bu yüzden her defasında "onlar"ın kazanması.
evet, hep muhalif oldum. bozan, yıkan bir "muhalefet"ten çok, bedeli ne olursa olsun her türden "iktidar"ın yanlışını, eksiğini söylemekten imtina etmeyen bir "muhalefet".
*
bir an düşündüm de, bütün bunlar zafer değil ama yenilgi hiç değil.
29 Mart 2026 Pazar
kestane kebap
bu akşam kıştan kalma bir görüntü ile karşılaştım; yaşlı bir adam kestane satıyordu.
bu manzara beni eskiye, geçen kıştan da geriye götürdü. nerden aklımıza gelmişse, o yıl satın aldığımız ilk kestanelerin kese kağıdını saklamıştık. galiba bir sonraki yıl da. hangi yıllardan olduğunu hatırlamıyorum ama bir kaç kese kağıdı daha geliyor gözümün önüne.
sonra, "ebevenler aşk şarkılarını alıp çocuklarına ithaf edebilir," minvalinde kestiğim ahkâmlar geldi aklıma.
aşkla çocuk arasındaki tek benzerlik bu olmayabilir ama. saklamak da benziyor sanki.
nasıl bir ilişkinin ya da aşkın başında her şeyin bir manası olur, sinema, konser biletleri, beraber içilen kahvelerin, birlikte yenilen yemeklerin kasa fişleri, alışveriş listesinden hallice, bazan saçma bazan vasat duygularla yüklü notlar biriktirilir hatta özel kutularda saklanırsa ebevenler de çocuklarına dair ne varsa gerek zihinlerinde gerekse fiziksel olarak saklar, biriktirir. kenarına eğri bir çizgi eklediği kağıt parçası ayraç olur kitaplara, yamuk yumuk bir kare ve üçgenden yaptığı ev, sağ üst köşesine sarı rengi boca ederek güneşe ulaştığı ya da alt yarısını vicdansızca yeşile boyadığı a-dört kağıtları kitaplığın raflarını, duvarları süsler. çok daha fazlası ise dosyalara konulmuş, tekrar bakmak hayaliyle özenle saklanmıştır.
ama zaman geçer. aşklar eskir, çocuklar büyür.
yılın ilk kestanesini yediğimizi fark etmeyiz bile. biletler, kasa fişleri "neden burada?" diye sorgulanan çöplere dönüşür. laf aramızda, hayatımıza o kadar şey girmiştir ki onlara yer yoktur.
çocuklara gelince... "resme yeteneği var," denecek kadar iyi resimler yapıyordur ama bilmem kimin resmi daha iyidir, neden ilkbaharı değil de sonbaharı resmetmiştir, maviyi daha çok kullansa daha iyi olur falan. anne ya da baba deyince mutluluktan havalara uçtuğumuz çocuğun konuşmasını düzeltir, biraz da annesine/babasına sormasını ya da susmasını isteriz.
insanın en büyük laneti budur belki de. hayretinin elinden alınması...
ya da üzerinde biriken rutinin tozu yüzünden olayların cazibesini zamanla yitirmesi.
27 Mart 2026 Cuma
25 Mart 2026 Çarşamba
paralel evrenler: on dokuz
eksilte eksilte yazan biri ya da ihtimallerin sonsuzluğuna yaslanarak kalem oynatan bir başkası...
fark etmez. okurum. yeter ki beni ikna etsin.
en sevdiklerim listesinde hem genazino hem javier marías'ın aynı anda olması tam da bu yüzden. oysa biri nakavtla, diğeri sayıyla biten boks maçlarının anlatıcısı.
aynı mantıkla, pornografiye dönüşmediği, yazanı o anlardan prim yapmaya niyetlenmediği sürece mahrem anların kelimeleşmesine de varım. raziye, bir oyun bir eğlence, decameron, hatta dede korkut masallarında olduğu gibi. üstelik keyifle okuduğumu saklamayacağım.
ama ben sadece kelimelere muhtaç olanlardan değilim. imaya da varım. problemin çözümünün okuyucuya bırakılmasına. bakışları sayfadan kaldırıp uzaklara bakmaya. gözlerin dünyaya kapanıp hayallere açılmasına.
tıpkı alper canıgüz ve afşin kum'un yaptığı gibi:
gizliajans... musa sanem'e küçükken banyo yapmaktan nefret ettiğini anlattıktan sonra, biraz da damarlarında dolaşan alkolün etkisiyle "sen bana banyo yapmayı yeniden sevdirebilirsin diye düşünüyordum," der ve "deneyelim bakalım" cevabını alır.
ama son sözü alper canıgüz söyleyecektir: sonra... sonrası mahrem.
sıcak kafa... murat siyavuş ve şule, salgının orta yerinde, şule'nin babası fazıl beyden kalma bebek'teki bir dairede yanyana oturmuş yeni türkü'nün günebakan albümünü dinlerken, olmasa mektubun başladığında şule başını murat'ın omzuna yaslar.
ve mikrofona afşin kum gelir: ve... gerisini biliyorsunuz zaten.
Etiketler:
beni ben yapan kitaplar,
paralel evrenler
20 Mart 2026 Cuma
kartvizit
yanlış anlamadığından emin olmak için elindeki kartvizite baktı, hatırası hâlâ parmak uçlarında gezinen kabartma dört yapraklı yoncanın altındaki ismi okudu.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)