4 Şubat 2026 Çarşamba

kardan arda kalan

bugün öğleden sonra son yılların en güzel karı yağdı buraya. "yağmurla karışık" diyen tahmincileri yanıltan kar, saatlerce lapa lapa yağdı. kısa sürede kiremit rengi çatılar beyaza döndü, park kanepelerini kar kapladı.

karın yağışını bir süre pencereden, perde ve tülü kenara çektiğim için kar aydınlığıyla dolan sıcak odada izledikten sonra "karın çağrısı"na karşı koyamadım ve kendimi dışarı attım.

çocuklar gibi şen, mahalleyi dolaştım kar yağarken. ohepvarolan'a kar gibi bir güzelliği bize armağan ettiği için şükrettim. ve beni bu güzellikten keyif alan biri olarak var kıldığı için de bir defa daha.

mevsimin ilk karı olmadığı için yakari'yi aramadım. ne karlı günlerde roman dersleri ne karlı bir gece vakti dostu uyandırmak geldi aklıma. neden bilmem, uzak (2002) düştü aklıma. daha doğrusu filmin yusuf'u, rahmetli mehmet emin toprak'ın kar altında yürüyüşü gözümün önüne gelip durdu.

o erken ölüm aklıma gelince, ölmeden kaç defa daha kar altında yürüyebilirim, diye düşündüm. insan ömrü yıllarla değil bunun gibi şeylerle ölçülür, dedim.

kaç defa suya daldırılmış bir sap leylağın kokuyla kuşatılmış bir masada kahvaltı yaptığınla, babanla kaç defa balık tutmaya gittiğinle, oğlunla kaç defa denize gittiğinle, kaç defa mahremiyetine girmiş bir kadının sutyenin kopçasını açtığınla, okyanusu kaç defa gördüğünle...

söylesenize, kaç kiraz mevsimidir ömür? kaç tane kalmıştır geriye?

sonra kendime bunu yapabileceğim bir hayat seçtiğim için kendimi tebrik ettim. kendime, ilgilerime zaman ayırabildiğim, olmasa da olur paralarla zamanını takas edenlerden olmadığım sevindim.

uzanıp yanaklarımdan öptüm elbette. üşümüştü.

30 Ocak 2026 Cuma

dakika ve skor

"Yıllar geçtikçe kimin kimi yazdığını ayırt etmek giderek zorlaşıyor. Belki de üçüncü bir kişi, fazla gayret göstermeden ve tutarlılık gözetmeden, ikimizi de yazıyor. Bazen daha mutlu ve daha iyiyim, öyle olduğumu yazıyorlar, ben de havalara uçuyorum, ama daha bir sonraki paragrafta kanatlarımı kırpıyorlar, ben de tozlar içindeki bir güvercin gibi sendeliyorum. Kendi kendime tekrarlıyorum, hikâyenin öteki tarafında olduğunu unutma, hikâyenin öteki tarafında olduğunu unutma... Sen onu yazıyorsun, o seni değil. Bir başkasının seni yazdığını hissetmeye başladığın an işin biter, iblisler seni ele geçirir, en çok korktuğun şey meydana gelir, beynin kış ambarı gibi boşalmaya başlar. Hayır, duruma hâlâ hâkimim... Sanırım kapıları hâlâ sıkıca kapalı tutuyorum.
Yazan benim...
Yazdığım sürece, kim olduğumu biliyorum, ama durduğumda artık o kadar emin olamıyorum."*


*: georgi gospodinov, zaman sığınağı

27 Ocak 2026 Salı

enternasyonal - dört

üç, dört...

almanya'nın başkenti berlin'in eskiden doğu berlin olan semtlerinden birinde amerika birleşik devletleri merkezli kargo şirketinde ukraynalı bir çalışanın görüldüğüdür.

bu çalışanın üzerinde siyah sweatshirt varmış. sweatshirtün önünde de sol ortada başlayıp sağ üstte biten bir imza: cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder k. atatürk'ün bildik imzası.

işin tuhafı, bu çalışan sweatshirtün önünde yazanın bir imza olduğunu bilmiyormuş. imzanın kime ait olduğunu anlatınca da atatürk'ü tanımadığı ortaya çıkmış.

cep telefonları, arama motorları, fotoğraflar falan da bir işe yaramamış.

25 Ocak 2026 Pazar

hişt

kayıp zamanın izinde'ye ve marcel proust'un kayıp zamanların peşine düşmesine sebep olanın madlen kurabiyesi olduğu bilinir.

çayına batırdığı kurabiyenin saldığı koku onu alıp eski günlere, çocukluğuna götürür ve sonunda bütün zamanların en ünlü nehir romanı ortaya çıkar.

bana kalırsa, proust günümüzde yaşasaydı madlen kurabiyesine gerek kalmaz her şeyin başlangıcı bir şarkıya bakardı. 


kış günlerinde bir pazar sabahı. yazın, denizin ve yolların çağrısı.

19 Ocak 2026 Pazartesi

konum - on sekiz

"bazı insanlar öykü toplar ama kendi öyküleri yoktur" ile "bazı insanlar öykü toplar çünkü kendi öyküleri yoktur" arasında bir yerlerde.

16 Ocak 2026 Cuma

son akşam yemeği

ara sıra karşılaştığım, karşılaştıkça da sohbetleşmekten, iki lafın belini kırmaktan keyif aldığım, hayatlarının "üniversite sonrası iş öncesi" dönemini ifa eden bir çift var. dün akşam onları gördüm.

tam da bir lokantada siparişimin gelmesini bekliyordum. kurt gibi açtım, kağıt peçeteleri yememek için kendimi zor tutuyordum.

/merak etmeyin, yalnız değildim. hatta, "akşam yemeğine kiminle çıkmak isterdiniz?" sıralamasının birinci basamağı karşımdaydı.

sıralama deyince, selçuk'un bambaşka bir sıralamada ikinciliğe gerilediğini hatırladım. ve bunu ona hatırlatınca nasıl öfkelendiğini.

bir bilseniz, nasıl keyifli?

keşke, buradan haberi olsaydı da bu satırları okusa, yeniden hatırlasaydı./

onlar ise kardan hafif adımlarla sokak lambaları ve camekan ışıklarının aydınlattığı kaldırımda yürüyor, muhtemelen yurt niyetine kaldıkları evlerine gidiyorlardı. o ikisi nasıl da keyifli, nasıl da güzeldiler.

üstelik sadece gençlik vurdum duymazlığının doğurduğu bir keyif ve güzellik değildi bu. bir arada olmaktan keyif alıyorlar, karşılıklı güzelleşiyorlardı.

"tıpkı," düşündüm kullanmayı sevdiğim bir ifadeyle. "tıpkı, bir insanın sevdiği tarafından çekilen fotoğraflarda güzel çıkması gibi. her an birbirlerinin fotoğrafını çekiyorlar sanki."

sonra dua ettim: aman bozulmasın, allah bu mutluluklarını korusun.

/artık yatsıyı cemaatle kılan, namazdan sonra çay ocağında takılan emekliler gibi etmedim bu duayı.

bir güzelliği inandığı en büyük güce emanet eden biri olarak ettim./

amin.

13 Ocak 2026 Salı

günün sorusu: mutluluklar

mutluluklar neden kısa sürer de hatırlamak uzun, hatta ömür boyu sürer?

11 Ocak 2026 Pazar

karışmak

paralel evrenlere benzer ama değil.

atışmaya benzer. atışma da değil.

*

bazan iki duygu iki ayrı yerden, iki farklı metinden gelir, aynı günde, tıpkı bambaşka dağlardan doğup gelen ırmaklar gibi birbirine karışır.

"nehir adaları, durmanın akmaya karşı küstahlığıdır. her şey akar gider ve o öylece kalır. susmadan önce seçtiğimiz o kelimenin öylece kalması gibi alnımızın ortasında."*

"hiçbir şey söylemek zorunda değilsin. bunu sakın unutma! insan çoğu zaman bir şey söylememek için bulunmaz bir fırsatı kaçırır ve tam da bu yüzden mahvolur."**


  *: furkan çalışkan, tuna kısmet
**: claire keegan, emanet çocuk

8 Ocak 2026 Perşembe

taşlar ve kum

fenerbahçe'yi ayrı tutarsak -ki o da geniş aile geleneğidir-, çocukluğumdan bu yana geniş aile dışında herhangi bir yapıya, cemaate, mahalleye ya da kiliseye dahil olmadım.

/bu vesileyle, beni "herhangi bir öğretiye tabi olmayanların öğretisine tabi olmak"la itham eden(!) huysuz kadına selam olsun./

bu durum beni kalıba girmekten, ruhumu ezberlere köle olmaktan korudu. bu durumun bir başka sonucu da, farklı mahallelerden bugün bile onur duyduğum arkadaşlarımın olmasıydı. ne de olsa etiket, konum ya da kostümler değil özlerimiz ahbap eylemişti bizi.

böyle böyle etrafımda insan adacıkları oluştu. ama birbirinden bağımsız adacıklar değildi bunlar. çünkü bu insanları zorunluluktan değil bile isteye seçmiştim. içten içe onlarla arkadaş olmaktan gurur duyuyor, bulduğum ilk fırsatta diğer 'adalar'a, bakın benim ne güzel 'şey'lerim var diyordum.

gururla söyleyebilirim ki, neredeyse tamamı benim kurduğum 'köprü'den diğer adalara geçti. bazıları dönmeyi reddetti hatta.

yıllarca bu adalar arasındaki köprü(ler) olarak gördüm kendimi. ta ki taranmış kumlardan ve taşlardan ibaret japon bahçelerini fark edene kadar.

o bahçelerde ne ağaç vardır ne de çiçek. su da, sular aşan köprüler de. sadece kumların içinde yüzüyor izlenimi veren irili ufaklı taşlar.

o taşlar arkadaşlarımdı. ben de bazan tahta bir tırmıkla taranıp biçimlendirilmiş bazan öylece bırakılmış kum.

4 Ocak 2026 Pazar

neden

meltem gürle'den ilhamla.

'günün sorusu' tadında, ama değil.

şıkları var ama beş tane değil. dört de değil. üç tane.

'hepsi' diye bir seçenek yok. ki, onun yeri ayrı.

yanıtlar ise benim için değil kendiniz için.

*

evinizdeymiş gibi hissediyorsunuz. neden?

- hata yapsanız da bir şans daha verileceğini bilmek

- farklılıklarınıza rağmen kabul görmek

- korunup kollanıyor olmak

2 Ocak 2026 Cuma

dakika ve skor

"Bazı şeyleri aynı oldukları gibi hatırlıyorum. Zamanla renkleri biraz solmuş, tıpkı unutulmuş bir takım elbisenin cebindeki bozuk paralar gibi. Ancak ayrıntıların çoğu, diğer bazı şeyleri öne çıkaracak şekilde çoktan başkalaşmış veya yeniden düzenlenmiş. Aslında bazılarının sahte olduğu açık yine de daha az önemli değiller. İnsan geleceği oluşturmak için geçmişi değiştiriyor. Ama sonunda ortaya çıkan ve de ğişime daha fazla direnen yapı gerçekten önemli oluyor. Aslında, denemeye devam edersem olayların oluşturduğu düzenin eski bir gazete gibi ellerimde dağılmaya başlaması tehlikesi var ve ben bunu düşünmeye dayanamıyorum. Sayısız geçmiş içimize girer ve kaybolur. Ama geçmişin içinde bir yerlerde, tıpkı elmaslar gibi tüketilmeyi reddeden parçalar var. Cesaretin varsa onları toplar, inceler, elekten geçirir ve sonunda gerçek resmi keşfedersin."*


*: james salter, bir oyun, bir eğlence - jaguar kitap