verbum non facta*
*: söylenmemiş söz
13 Ocak 2026 Salı
11 Ocak 2026 Pazar
karışmak
paralel evrenlere benzer ama değil.
atışmaya benzer. atışma da değil.
*
bazan iki duygu iki ayrı yerden, iki farklı metinden gelir, aynı günde, tıpkı bambaşka dağlardan doğup gelen ırmaklar gibi birbirine karışır.
"nehir adaları, durmanın akmaya karşı küstahlığıdır. her şey akar gider ve o öylece kalır. susmadan önce seçtiğimiz o kelimenin öylece kalması gibi alnımızın ortasında."*
"hiçbir şey söylemek zorunda değilsin. bunu sakın unutma! insan çoğu zaman bir şey söylememek için bulunmaz bir fırsatı kaçırır ve tam da bu yüzden mahvolur."**
*: furkan çalışkan, tuna kısmet
**: claire keegan, emanet çocuk
8 Ocak 2026 Perşembe
taşlar ve kum
fenerbahçe'yi ayrı tutarsak -ki o da geniş aile geleneğidir-, çocukluğumdan bu yana geniş aile dışında herhangi bir yapıya, cemaate, mahalleye ya da kiliseye dahil olmadım.
/bu vesileyle, beni "herhangi bir öğretiye tabi olmayanların öğretisine tabi olmak"la itham eden(!) huysuz kadına selam olsun./
bu durum beni kalıba girmekten, ruhumu ezberlere köle olmaktan korudu. bu durumun bir başka sonucu da, farklı mahallelerden bugün bile onur duyduğum arkadaşlarımın olmasıydı. ne de olsa etiket, konum ya da kostümler değil özlerimiz ahbap eylemişti bizi.
böyle böyle etrafımda insan adacıkları oluştu. ama birbirinden bağımsız adacıklar değildi bunlar. çünkü bu insanları zorunluluktan değil bile isteye seçmiştim. içten içe onlarla arkadaş olmaktan gurur duyuyor, bulduğum ilk fırsatta diğer 'adalar'a, bakın benim ne güzel 'şey'lerim var diyordum.
gururla söyleyebilirim ki, neredeyse tamamı benim kurduğum 'köprü'den diğer adalara geçti. bazıları dönmeyi reddetti hatta.
yıllarca bu adalar arasındaki köprü(ler) olarak gördüm kendimi. ta ki taranmış kumlardan ve taşlardan ibaret japon bahçelerini fark edene kadar.
o bahçelerde ne ağaç vardır ne de çiçek. su da, sular aşan köprüler de. sadece kumların içinde yüzüyor izlenimi veren irili ufaklı taşlar.
o taşlar arkadaşlarımdı. ben de bazan tahta bir tırmıkla taranıp biçimlendirilmiş bazan öylece bırakılmış kum.
4 Ocak 2026 Pazar
neden
meltem gürle'den ilhamla.
'günün sorusu' tadında, ama değil.
şıkları var ama beş tane değil. dört de değil. üç tane.
'hepsi' diye bir seçenek yok. ki, onun yeri ayrı.
yanıtlar ise benim için değil kendiniz için.
*
evinizdeymiş gibi hissediyorsunuz. neden?
- hata yapsanız da bir şans daha verileceğini bilmek
- farklılıklarınıza rağmen kabul görmek
- korunup kollanıyor olmak
2 Ocak 2026 Cuma
dakika ve skor
"Bazı şeyleri aynı oldukları gibi hatırlıyorum. Zamanla renkleri biraz solmuş, tıpkı unutulmuş bir takım elbisenin cebindeki bozuk paralar gibi. Ancak ayrıntıların çoğu, diğer bazı şeyleri öne çıkaracak şekilde çoktan başkalaşmış veya yeniden düzenlenmiş. Aslında bazılarının sahte olduğu açık yine de daha az önemli değiller. İnsan geleceği oluşturmak için geçmişi değiştiriyor. Ama sonunda ortaya çıkan ve de ğişime daha fazla direnen yapı gerçekten önemli oluyor. Aslında, denemeye devam edersem olayların oluşturduğu düzenin eski bir gazete gibi ellerimde dağılmaya başlaması tehlikesi var ve ben bunu düşünmeye dayanamıyorum. Sayısız geçmiş içimize girer ve kaybolur. Ama geçmişin içinde bir yerlerde, tıpkı elmaslar gibi tüketilmeyi reddeden parçalar var. Cesaretin varsa onları toplar, inceler, elekten geçirir ve sonunda gerçek resmi keşfedersin."*
*: james salter, bir oyun, bir eğlence - jaguar kitap
31 Aralık 2025 Çarşamba
mutluluklar
'farik ve mümeyyiz' olma şartı ceza hukukunun incelikli yanlarından biriydi benim için. iyiyi ve kötüyü ayırt edemeyen, işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını bilemeyen birinin normal hukuk kurallarına göre değerlendirmek haksızlık olurdu çünkü.
bu durumun sadece 'akıl baliğ' olmakla ilgili değil de yaptığı eylemin sonuçlarını bilemeyen, akli melekeleri yerinden olmayan her yaştan insanı içine alıyor olması da mantıklı ve adaletliydi.
evet, "-di'li geçmiş zaman"da konuşuyorum. çünkü bu durum, cennetin dibi'ni okuyana kadar böyleydi. gündüz vassaf bir çok konuda zihnimdeki putları yıktığı gibi bu bahiste de başka yerleri işaret etmişti.
aşağı yukarı şöyle diyordu, modern zamanların delilik hakkımızı bile elimizden aldığını söylediği denemesinde: delileri cezadan muaf tutmakla, biz o kadar iyi bir sistem kurduk ki, bunu ancak deliler bozabilir demeye getiriyorlar.
mutlu olmak da öyle bence.
toplumda ve sosyal medyanın resimli olanında öyle bir tutum var ki mutlu olmayana yaşam hakkı tanımıyor. orada geçirdiğimiz süre boyunca "mutlu olamıyorsanız sizin hatanız", "mutsuzsan suç sende" diyen bir ses bilinç altımıza seslenip duruyor.
bu yüzden herkes ne kadar da mutlu olduğunu sergileme yarışında. "o kadar mutluyum ki ölicem sandım mutluluktan" paylaşımları dolu ortalık.
mutsuzsan becerisiksiz, mutsuzsan başarısızsın çünkü.
/uzun süre sosyal medyada yemek paylaşmayı, eğitimli eğitimsiz, genç yaşlı, doğulu batılı insanın bu saçmalığa ortak oluşunu anlayamadım.
bence bu da mutlu olduğunu, mutlu olmayı başardığını gösterme çabası.
ne de olsa yemeğin mutlulukla bir ilgisi var./
mutluluk dayatması yüzünden insanlar mutsuzluklarını inkar etme, olmadı çabucak geçiştirme derdindeler artık.
oysa bizim mutsuz olmaya, kederlenmeye, üzülmeye de hakkımız var. ona ayıracak zamanımız da olmalı.
/evet, mutluluk budalası olmayalım. ama bu, hüznün, bunalımın tarafını tutuyorum, "içimde kanlı savaşlar var. üzerine kan sıçrasın istemem. uzak dur benden," diyen roman kahramanlarını seviyorum demek değil./
mutlu olsun herkes. hem de çok mutlu.
mutlu olmak için de elinden geleni yapsın ama mutsuz olmaya, kederlenmeye, hüzünlenmeye hakları olduğunu da unutmasın.
yeni yılda da.
Etiketler:
ahkâm,
beni ben yapan kitaplar,
günden kalan
28 Aralık 2025 Pazar
iyilik melekleri
tek tek saymak uzun sürer ama son dönemde dizi piyasasına çok iyi işlerin düştüğünü biliyorum. yine de son dönem dizilerinin şahı hangisidir, diye sorarsanız, hiç düşünmeden the bear derim.
beklentisiz, birden bire ortaya çıkıveren ve fırtınalar estiren the bear...
keşke ankara'yı da böyle, karakterlerden biriymişcesine kullanan bir dizi çekilse dedirten chicago, her türden senaryo matematiğinden uzak ritmi, tadından yenmez konusu, her sahnesinde shameless (2011- 2021) devam ediyor hissi veren jeremy allen white, bir çok sinema filminden bile daha dolu, tek başına film olabilecek bazı bölümleri, bireysel gelişimi ve dönüşümü anlatırken bir yandan geniş aile anlatısına yaslanması, abi fenomeni, dostluk ve hikâye restorandan dışarı taşar taşmaz karşımıza çıkan 'aşk'ıyla.
/baştan sona anlatmaya kalksam uzun sürer. ama böyle böyle kıyısından köşesinden tırtıklayacağız artık./
tekrar ve tekrar izlediğim o kadar çok sahnesi var ki. ama biz en çok izlediğim ikinci sahneyi anacağız: claire dunlap'ın ortaya çıkışı.
/süpermarkette, market buzdolaplarının önünde, buzdolabının soğuk ışığında küçük, sessiz bir tebessümdür kendisini. giderek kocaman bir tebessüme dönüşür. rengine bir türlü karar veremediğimiz, yorgunluk alameti çizgilerle altı çizilmiş kocaman gözlerle bakıyordur.
gözlerin sadece renkten ibaret olmadığını anlarsınız. görmeye muktedir gözleri vardır kızın. uzanıp şakaklarına düşen bir kaç teli saçı kulağının arkasına itmek istersiniz. eliniz orada kalsın. ki yanağını avucunuza yaslasın./
nefis bir sahnedir. mekan, ışık, diyalog, iki karakter arasındaki elektrik ve dahi oyunculuk muhteşemdir.
konuşma ilerledikçe mahalleden, hatta liseden arkadaş olduklarını öğreniriz; carmy aşçı olmak için uzaklara gidince araya mesafe girmiştir. claire ise tıp okumuş, acil doktoru olmak üzeredir.
carmy'nin sorusu üzerine konu hikâyenin başladığı yere gelir: meğer çocukken claire'in arkadaşlarından biri çitten düşüp kolunu kırmış. diğer çocuklar panikle olay yerinden uzaklaşırken ya da olan bitene bakamazken claire kalıp gelişmeleri takip etmiş.
"yardım etmek mi istedin?" diye soran carmy'ye verdiği, "hayır, sadece anlamak istedim," cevabı ise, işte bu, dedirtecek kadar iyiydi.
bu kız anlamaya talipti. iyiliğe, yardıma, kahramanlığa değil muhatabına, aşka, cezbeye talip.
*
evet, oraya geldik.
ben iyileştirme arzusunu hastalıklı buluyorum. ve bir ilişkinin temeline daha ilk anda konulan bir dinamit olarak görüyorum.
bu arzuyu, obsesif kompulsif bozuklukla aynı kefeye koymuyorum elbette. o başka bir kulvar.
/n'oldu? mükemmeliyetçi demedim diye bozuldunuz mu?/
ilişki ne sebeple ve hangi koşullarda başlamış olursa olsun iyileştirme arzusunun iki son-ucu var bence.
birinci son-uç: iyileşmesi hedeflenen hiçbir zaman sevilmemiş, sürecin kendisine talip olunmuştur. kahramanlık peşinde koşan süper kahraman yani. ya da ilk düğmesi yanlış iliklenen bir gömlek hikâyesi.
ikinci son-uç: gerçekten aşk ile olmuşsa olanlar. kişi karşısındakinin iyileşmesi gereken hâline tutulmuş demektir. iyileşme gerçekleşince "o eski hâlinden eser yok"tur şimdi. ya da bir başka "sen çok değiştin" hikâyesi.
*
şüphesiz, bütün ilişkiler insanı dönüştürür. büyütür, iyiye ya da kötüye götürür.
o ayrı.
25 Aralık 2025 Perşembe
bozuk saat
bazı bozuk saatlerin günde iki defa bile doğruyu gösterme şansları yoktur. zira ya elektronik saattir ya akrep ve yelkovanı düşmüş, kaybolmuştur.
20 Aralık 2025 Cumartesi
başlangıçlar
tolstoy'un, "bütün muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir," dediği herkesçe bilinir.
ya tolstoy, rus değil de türk olsaydı?
kesin, "bütün muhteşem hikâyeler aynı şekilde başlar: para da var," derdi.
mesela, "o yaz selçuk ve yakariyle ankara'daydık. para da var."
17 Aralık 2025 Çarşamba
dakika ve skor
"Tekinsizdir kasaba. Sözgelimi ilkokulda öğrencisin, kucağında gazoz kasası ve baban sana şöyle diyor; "O kahveciye gazoz verirken dikkat et; kasayı büfenin arkasına götürme, kapının önüne bırak." Kendimden bahsediyorum tabii. İşte bu örnekte kasabanın bütün yaşamını bulabilirsin. Babam o kahvecinin ne menem bir adam olduğunu biliyor ama onunla yaşamasını da beceriyor. Ayrıca kasaba da kahvecinin aslında kim olduğunu biliyor ama kahvesine gitmekten de çekinmiyor. Bu tür bir bilgi şehirde ya da köyde bu kadar kolay sindirilemez. Şehirde bambaşka bir şeye dönüşür, muhtemelen işin içine hukuk girer. Köyde ise zaten böyle bir şeye izin verilmez. Köylü hemen tepki gösterir, adamı linç eder. Kasaba ise bu konuyla iç içe yaşamayı öğrenir, bundan gocunmaz."*
*: ercan kesal, isim şehir film roman, konuşturan: yenal bilgici
14 Aralık 2025 Pazar
bir cümle
kafasında bin bir düşünceyle ağaçların ve çiçeklerin arasında gezinen toprak yoldan çıkıp çiyden henüz kendini kurtaramamış çimenleri adımlamaya başladığında adımlarının iki yanından akıp giden çiçeklerin adını bildiğini fark ederek hüzün bulaşmış bir sevinçle o adı annesinden, daha doğrusu çocukken annesinin ona okuduğu, ne zaman nesnelere denk gelse onu gittiği yerden çağırmak istercesine abartılı bir el hareketiyle o nesnenin sayfadaki resminin üzerine işaret parmağını koyduğu, nereye giderse gitsin yanında olmasını istediği, bahçıvanla kirpinin üç günlük macerasını anlatan, anlatırken de çiçeklerden bahsetmeyi ihmal etmeyen, kapağında da bu çiçeklerin, yani yıllar sonra okuduğu bir romanda bir diğer adının şeytanarabası olduğunu şaşkınlıkla öğrendiği ama çocuklukta öğrendiği gibi söylemeye devam ettiği karahindibaların uçuşan tüylerinden mahir bir kitap ressamının elinden çıkma yeşil şemsiye ile korunmaya çalışan, annesiyle birlikte adını önce sivri koydukları sonrasınde sivrisinekle karışmasından korktukları için sivribiber dedikleri ama bu ismi bir defa bile kullanmadan biber ismini alan neşeli ve gözlüklü kirpinin olduğu kitaptan öğrendiğini hatırladı.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)