31 Mayıs 2026 Pazar

hayran

kış bitip de üniversitenin atletizm pisti bakıma alındığı, "o eski hâlinden" eser kalmayan pist inşaat alanına döndüğü için yolum o tarafa nadiren düşüyor. yılda değilse de ayda bir falan.

ama bugün bile isteye o tarafa koştum. hem dut fidanını özlemiştim hem de payıma düşen bir şey varsa nasiplenmek istedim.

yol kenarındaki böğürtlen çalıları çiçeklenmiş, alçak boylu yaban gülleri coşmuştu. hanımeli ve yaseminler ise 'ağustos sabahı yaprağına su dokunan sardunya'dan rol çalmış, adeta çıldırmıştı. çiçeklerinde sabah yağan yağmurdan arda kalan sular ısınan havayla buharlaşıp havaya karışıyor, havaya karışırken de beraberindeki kokuyu ortalığa saçıyordu.

/evet, bir süre hanımeli ve yasemin saldırısı altında koştum./

bahçe, daha doğrusu bir evlek arsa yine bakımsız, dut fidanı da dahil olmak üzere bütün fidanlar neredeyse boylarını aşan hüdayinabit arasında kalmıştı. diğerlerini bilmem ama dut fidanı olmuş, oldu olacak, olmasına daha var dutlarla doluydu.

/duta daldım. bir an bile tereddüt etmeden./

"siftası benden bereketi allahtan"* diyerek ilk dutu ağzıma attım. dilim ve damağım arasında ezdim. tadına vardım.

hiç şüphesiz kutlu bir andı. ama hiç zaman kaybetmeden diğer olmuş dutlara ilgimi, ohepvarolan'a şükranlarımı sundum. ne de olsa, en çok özlediğim meyvenin dut olduğunu duymuş, gereğini yapmıştı.

'ellerimde dut sesleri' olay yerinden uzaklaşıyordum ki aklıma küçük prens geldi. o gülünden sorumluysa ben de dut fidanından sorumluydum. hatta bunu içimden tekrar bile ettim.

geri dönüp ayağımla otları, dikenleri ezip fidanın etrafını açtım. tam gidecektim ama durdum. sol dizimi kırıp eğildim, etrafta ne kadar ot, diken ve sarmaşık misali fidana saldırmış bitki varsa ellerimle koparıp attım. bunu yaparken de, "bu bahçenin, daha doğrusu bir evlek arsanın sahibi gelip de diğer bütün fidanlar hüdayinabit tarafından istila edilmişken dut fidanın etrafını tertemiz görse acaba aklından geçer?" diye düşündüm.

"meğer o da blog yazıyormuş. ve bloguna 'galiba bahçedeki dut fidanının gizli bir hayranı var' diye yazıyormuş."

ya da blog yazarı falan değilmiş, sadece dut fidanına bakıp fidanın da duyabileceği bir sesle, "sana hayran birileri var galiba," diyormuş.


*: doğrudur. dizgi ya da düzelti hatası yoktur. siftası.

27 Mayıs 2026 Çarşamba

isimler

geçenlerde bir kızla tanıştım. adını tekrar edişimi soru sanmış olmalı ki, "bizimkiler eski bir şarkıdan dolayı koymuşlar adımı," dedi.

"bir değil iki şarkıdan aslında," dedim, bunun üzerine.

"ilki nükhet duru'nun ünlü ettiği, yeni türkü'nün de ününü iyice büyüttüğü destina, diğeri ise erol evgin'in kıymeti pek bilinmeyen dilara'sı."

peşi sıra, "ünlü şarkıcı weeknd da nükhet duru'nun başka bir şarkısından, ben sana vurgunum'dan bir melodiyi often'da kullanmış, murat menteş de kült romanı dublörün dilemması'ndaki baş kadın karaktere dilara adını erol evgin'in o şarkısından esinle vermiştir," diyebilirdim. ama demedim.

çoluk çocukla uğraşamam çünkü.

24 Mayıs 2026 Pazar

rüya

rüyamda, sabah uyanınca telefonumda bir kaç cevapsız kalmış arama uyarısı ile karşılaştım. "her şey yolundadır inşallah" duaları ettim, "hacı n'aptın?" diye mesajı atmamak için kendimi zor tuttum. başardım.

şimdi çoktan uyanmış, kahvaltıyı bitirip kahve aşamasına geçmişken "rüyamda beni aramıştın, her şey yolunda mı?" diye sorsam diyorum. hem "uyuyordum, açamadım" şakasını da yaparım.

acaba "rüyamda seni gördüm" mesajları kadar sığ, banal ya da yapay görünür mü?

20 Mayıs 2026 Çarşamba

ilk öpücük

kafeterya. nehir kenarında. daha doğrusu bahçesi. nehri seyreden masalardan biri.

karşılıklı oturmuşuz. ama yüzümüz nehre dönük. aramızda masa. üstünde içinde nane yaprakları yüzen iki bardak limonata ve bir kül tablası. bir de kül tablasına emanet edilmiş, dumanı kıvrıla kıvrıla yükselip kaybolan bir sigara.

bazan ondan yana bakıyorum. tebessümünü, bir şey anlatırken yüzünü görmek, anlattıklarını yüzünde seyretmek için. olmuyor, bir türlü rastlaşmıyoruz. sadece minicik burnu ve upuzun kirpikleri. bir de dudaklarının gamzeye teşne bitimlerinden soldaki.

nihayet yakaladım. ya da rastlaştık. tam da sigarasını kül tablasına bırakırken. gülümsedi. gülümsedim.

sonra uzanıp sigarasını aldım. derin bir nefes çektim.

ben ki, yedi sekiz yaşlarındayken yaşadığım büyüklere öykünmeyi saymazsak hiç sigara içmedim.

17 Mayıs 2026 Pazar

eski çamlar

geçenlerde yolum, eskiden şair bildiklerimden birinin sosyal medya sayfasına düştü. düştü, çünkü prensip olarak öylelerini takip etmiyorum.

yalan yok ama. oyalandım, manzarayı seyreyledim. ayrılırken de, "başka bir iktidarda şair ya da yazar olacak adamlar bu iktidarda akademisyen veya bürokrat oldular," dedim.

böyle bir zamana denk geldi işte cevdet karal elinden çıkma, osman konuk'a ithaf iyi marka şairler* şiiri...

*

Soldan şerit sağdan başkan değiştirenler
Düzene dümdüz gidenler pırasayı törenle sayanlar
Şiir yazıyor iken plazalardan iğrenip özgeçmişinde tapanlar
Yaşasın kuramlar dili kıranlar ve spor sloganlar

İyi marka şairler
Soruları yanıtlarlar sinemadan anlarlar bunlar iyi planlar
Terminaller güzeldir şuraya uçak şu saatte kalkar
100 metrelik koşuda sana 99 teori sayarlar

Gördüğün zaman tanı okuduğun zaman anla
İyi marka şairler "tırnak" içinde konuşur çok da şık dururlar
(Aç parantez) devrimlerden sokaklardan yana tavır alırlar
Falanlar, şiiri çıkmazlardan
Aşıranlar, güvenlikten kaçıranlar
Seri sonu manifestolarda indirim var
Açık oturumlarda önce hava durumunu sunarlar

İyi marka bir şair
Görürsen sen birinin üzerinde
Hiç bekleme nakit vakit, çok yakıştı de
Tam mevsimi denk düşmüş tenine

İkinci eli yoktur sıkı marka şairin
Bak burası kesin,
Padişah gözü kadar orijinal ilk eli de
Ver külah al takke kirpi ütülü bir dilde

14 Mayıs 2026 Perşembe

o an

demet evgar ve serkan keskin icrası gitme sana muhtacımın üçdakikaonbeşinci saniyesi.

yani demet evgar'ın gittiği yerlerden döndüğü o an...

11 Mayıs 2026 Pazartesi

dakika ve skor

"Bazen anladığımı sanıyorum, kadınları, ve ilk başta onlar hakkındaki düşüncem, yapılarına dair taslağım hoşlarına gidiyor; hiç değilse benden öncekilerin görmedikleri şeyi onlarda görmeme şaşırıyorlar. Bu şekilde fethediyorum onları. HİÇBİR ERKEKLE SENİNLE KONUŞTUĞUM GİBİ KONUŞAMADIM, vedalaşmalarda bu sözü birkaç kez duydum. Herkes övücü sözler söyleyebilir, buna ihtiyacım yok; kadınlar, onları anlamak için kendimi zorladığımı görünce gururları okşanıyor; onlarla ilgili aklıma gelen fikirler bir süre onları ikna ediyor; onların basit olduğunu düşünmüyo-rum, çelişkilerle dolu görüyorum. BUNU BANA DAHA ÖNCE HİÇ KİMSE SÖYLEMEDİ, diyorlar, AMA BELKİ DE HAKLISIN. Benim yaptığım taslağın zorlayıcı bir yanı var. Bütün kehanetler gibi. Ama sonra, sezgilerimle söylediğim şeyi onların davranışının doğruladığını görünce kendim bile şaşırıyorum. Elbette ki her kadın için aynı taslağı yapmıyorum. Kimi sevdiğimi bilmeliyim, yoksa hiç rahat edemem. Birlikte olduğum bir kadınla yaşadıklarımı bir sonrakine uygulamaktan kaçınırım. Yanlışlıkla yaparsam da adil davranmadığımı bilirim. Birbirinin benzeri, hatta tıpatıp aynısı davranışlarla karşılaşıyorsam kusur bende demektir. Oysa fantezi sıkıntısı çekmediğimi düşünüyorum; her yeni sevgili için içimde yeni bir ihtiyaç buluyorum. Örneğin onun daha güçlü olduğunu düşünüyorum, ya da kendimin daha güçlü olduğunu. Kadınlar da buna uygun davranıyorlar, en azından benim yanımdayken. Acı çektiklerini görürsem neden acı çektiklerini söylüyorum onlara, bazen de söylemiyorum; ama bildiğimi belli ediyorum. Kuruntu-mun gücü. Beni terk etmiyor; taslaklarıma uyan her şey, gözlem olarak sunuyor kendini. Onu görüyorum, duyuyorum ve orada değilsem yaklaşık olarak gözümde canlandırabiliyorum. Gözümde canlandırmalıyım; yaklaşık olarak değil, kesin olarak. Elbette ki gözümde doğru biçimde canlandırdığımdan emin olamam; BU SENİN YORUMUN, derler kadınlar; onlarınsa böyle bir yoruma ihtiyaçları yoktur. Sevdiğim kadınla ilgili yorumlarımın beni üzmesi de sevindirmesi de önemli değildir; beni ikna etmesi yeter. Beni ışığın gerisine kadınlar götürmez, kendim yaparım bunu."*


*: max frisch, montauk [my life as a man başlıklı bölümden]

9 Mayıs 2026 Cumartesi

sekizinci

- günah işledim peder!..

- yine mi yakınındaki birine fenalık düşündün?

- hayır. kaç yaşında gösterdiğini soran bir kadının yaşını bildim.

7 Mayıs 2026 Perşembe

bir kadın

"bir kadın, harap bir iskelenin ucunda duruyor ve denize bakıyor," diyerek anlatmaya başlar fransız teğmenin kadını sarah'ı anlatmaya john fowles.

peşi sıra kendisini nasıl yazarına dayattığını anlatır, var olmaktaki ısrarını açıklar.

yıllar sonra, onu en iyi anladığımı düşündüğüm zamanlardan geçiyor olabilirim.

çünkü bir kadın var. sırtı bana dönük. ne zaman gözlerimi kapatsam onu görüyorum. arkasına dönüyor, bana bakıyor ve gülümsüyor.

"hayır," diyorum ona. "lütfen arkana dönme. bana bakma, gülümseme."

5 Mayıs 2026 Salı

dream of you*

youtubeu açtım. çünkü snooker dünya şampiyonasında shaun murphy ve john higgins arasında oynanan yarı finalin shaun murphy'yi finale götüren son frameini yeniden izlemek istiyordum.

ilgilerime ve son dönemde izlediklerime göre en üstte değilse de üstlerde olması gereken video orada yoktu. ben de bulmak arzusuyla aşağıya inmeye başladım.

ilgilerimin çöplüğünde, manzaranın kafa karıştırıcılığına aldırmamaya çabalarken, "ama ben bu şarkıyı biliyorum," dedim. böyle dedim ama, sesli söylesem etraftakiler "biz bu kızla çıkmıştık," gibi bir şey duyardı.

hayatımın, ne zamana denk düştüğünü şu an, bunları yazarken bile hatırlamadığım bir döneminde üzerimdeki etkisi, hayatımdaki yeri, içimdeki yankısı, verdiği keyif o kadar büyüktü ki anlatamam.

vokalistin ses rengine, aksanına, sözlerdeki melankoliye, pop- tekno melezi müziğine meftunluğumu bugün bile hatırlıyorum. yaz aşkı gibiydi. kısa ama yoğun. ama hangi yazın aşkı bir türlü hatırlayamıyorum. sadece bir his: eski. öyle ki, "seni tanımadan önce dinlediğim şarkılar"dan.

eski günlere dönmüş gibi değil ama. yeni, sevilesi bir şey keşfetmiş gibi.


2 Mayıs 2026 Cumartesi

kafesin biri

selçukla kafka'nın on altıncı aforizmasını konuştuk bugün.

/bir şey anlamadı elbette. hep olduğu gibi, "filmin ortasında sinemaya girmiş, boş gözlerle perdeye bakan çocuk gibi"ydi./

ki orada, "kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı," der kafka.

nedir bu? camus'ya galebe çalan bir absürt denemesi? acıya meyleden bir ironi? sembolizm? şiirini arayan bir mısra? sistem eleştirisi?

hepsi de olabilir. o yüzden 'bence' olanı, bana kalırsa ihtimallerin en büyüğünü söyledim ona.

/verdiği tepkiye bakılırsa, hâlâ "az önce buzdolabından çıkarıldığı için üzeri buğuyla kaplanmış mor üzüm tanesi sesim" favorisi./

bu kafesin anlam arayışından başka bir şey değil. içinde kuş olmayan bir kafes tahta ve -eğer kullanılmışsa- tellerin olduğu bir yığından başka nedir ki? bir anlamı var mıdır?

sadece boşlukta yer kaplayan bir nesne.

tıpkı yaşayıp giden, ölüyor mu yaşıyor mu belirsiz, zaman dolduran bir insan.