"ölüm her zaman aynıdır ama herkes kendi usulünce ölür."
13 Mart 2023 Pazartesi
etki ya da nazire
anna karenina ilkesi etkisi mi yoksa anna karenina ilkesine nazire mi bilinmez ama carson mccullers kadransız saatte anlatmaya oldukça tanıdık başlıyor:
11 Mart 2023 Cumartesi
bir masada iki kişi: suskunluk
çayından son bir yudum aldı, masaya bıraktığı fincanı parmak uçlarıyla ortaya doğru itti. bir süre camdan dışarı, belki de apansız bastıran yağmurda ıslanmamak için koşuşan insanlara baktı. bakışlarını oradan alıp az önce masanın ortasına doğru ittiği fincana verirken konuşmaya başladı:
- sadece sustu öyle mi?
- hatta o kadar uzun süre sustu ki, söylediğim saçma sapan şeylere bile derin anlamlar yüklediğini anladım.
- etkilenmiş olmalı.
- hayır, sadece performansımı beğendi. gün gelecek kelimelerime alışacak ya da anlam yüklemeye değer olmadıklarını düşünecek.
- bu onun sorunu. senin değil.
- yanılıyorsun. o zaman tek söylediği "sen çok değiştin," olacak.
*
sırtı bana dönük, bavulunu toplarken, öfke ve kırgınlık yüklü bir sesle.
8 Mart 2023 Çarşamba
kumpanya
/insanoğlunun -ya da sadece benim- algısı açık, belli bir birikimi olsa dahi olaylara nasıl da ezbere, eksik ve dar çerçeveden baktığını anlatır hikâyedir./
bilgisayarcı bir arkadaşım var. dünya iyisi, birikimli ve komik. işinde de bilgisayarla dünyayı kurtarabilecek kadar iyi.
bilgisayarla yeni bir dünya kurabilecek o çocuk söze bir türlü giremez ama. lafı uzatmak, girişi uzun tutmak değil kastettiğim. kekelemek de değil.
sadece ilk kelimeler, hatta ilk kelime bir türlü yol bulup yeryüzüne çıkamaz. ama yeryüzüne ulaşınca da pınarlar, yeşillikler, dev ağaçlar altında gölgelikler... bazan bir cümle olur söylediği. bazan paragraf. bazan şehrazat'ı kıskandıracak bir hikâye.
ama ilk kelime. o işte...
diyelim ki, bir "seninle" çıkmayı başardı ağzından. "seninle her şeyi istiyorum ben" de diyebilir, "seninle her şeyi istiyorum ben. isfehan'a gitmek istiyorum mesela" da.
ya da "seninle her şeyi istiyorum ben. isfehan'a gitmek istiyorum mesela. nakş-ı cihan meydanı'nı seyrederken, "buraya gelmek için bugünü beklememin sebebi seninle gelmek içinmiş" demek istiyorum."
neyse, konu dağılmasın.
"uzun zaman oldu görüşmeyeli?" diyecek kadar bir sürenin ardından, geçenlerde buluştuk. yokluğumda ne yaptığını sordum.
kitap okumamış ama bir tiyatro grubuna katılmış.
"tiyatro mu?" diye sordum. o cevap verene kadarcık kısa sürede de düşündüm.
"cidden ona rol vermiş olabilirler mi? metni ezberlerse sorun yaşamıyor mu acaba? yoksa role girince kendisi olmaktan çıkıyor ve o problem de ortadan kalkıyor mu? belki de sessiz sedasız bir roldür."
"bilgisayar desteği veriyorum," dedi. "ışık, ses ayarlarını yapıyorum. internet sayfalarını elden geçirdim. duyuru ya da haber olursa onları giriyorum," diye devam etti.
ve beni tiyatroyu sadece sahneye çıkıp rol kesen, tirat atan, şarkı söyleyen insanlardan ibaret sanmanın utancıyla baş başa bırakıp oyunu anlatmaya başladı.
/ama "kumpanya" demiş olsaydı kesin anlardım. evet, burada utanç gizlemeye çalışan bir tebessüm var./
6 Mart 2023 Pazartesi
günün sorusu: gel
muhatabına, emir tonunda ya da dizlerinin üzerinde "gel!" diyen birisi, aslında kendisi gelmiş değil midir?
3 Mart 2023 Cuma
'dakika ve skor' gibi
aşağıdaki alıntı 'anlık' değil. başka bir deyişle şu an okuduğum kitaba dair bir ip-ucu değil.
/bu ara danilo kiş'ten bahçe, küller okuyorum. sırp edebiyatından, jaguar kitapsız bir yayın dünyasında muhtemelen haberimiz olmayacak bir şölen./
eski defterleri karıştırırken karşıma çıktı. bir fotoğraf, bir kitap sayfası, bir diyalog... herhangi bir not ya da bilgi yoktu.
alper canıgüz ya da murat menteş olmalı dedim. hemen karşı çıktım ama: belki murat menteş'in okumadığım kitaplarından birinde olabilir ama alper canıgüz romanlarında böyle bir şey yok, olsa hatırlarım.
googleın değerli çalışanlarına sordum ben de. bir kaç denemeden sonra adresi benim için buldular: john green, aynı yıldızın altında...
dürüst olmak gerekirse, daha önce ne okudum ne duydum. ama nefes kesen diyalog aşağıda.
*
"Seninle tekrar görüşebilir miyiz?" diye sordu. Sesinde sevimli bir gerginlik vardı.
Gülümsedim. "Tabiî."
"Yarın olur mu?"
"Sabırlı ol, çekirge," diye nasihat verdim. "Aşırı istekli görünmek istemezsin."
"Evet, zaten o yüzden yarın dedim," dedi. "Seni bu akşam yine görmek istiyorum ama tüm gece ve yarının büyük kısmını beklemeye razıyım."
Gözlerimi devirdim. "Ciddiyim," dedi.
"Beni tanımıyorsun bile," dedim. Konsolda duran kitabı aldım. "Bunu bitirdiğimde seni arasam olmaz mı?"
"Ama cep telefonu numaram sende yok," dedi.
"Kitabın içine yazdığından şüpheleniyorum."
O şapşal gülümseme yüzüne yayılıverdi. "Bir de birbirimizi tanımıyoruz diyorsun."
1 Mart 2023 Çarşamba
çocukluk
şule gürbüz, coşkuyla ölmek'te edip cansever'e nazire yaptığını saklama ihtiyacı duymadan, "hiçbir yere gitmiyor denilen çocukluk bile insanın uzanıp değiştiremeyeceği yerlere gidiyor," der ya hani.
bir röportajında* bununla yetinmiyor ve meseleyi köpürttükçe köpürtüyor:
"edip cansever'in bir şiirinde "gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor" diye bir dize vardı. bu gitmeyiş ve çocukluğun insanın başının üstünde hep gezmesi asıl olandır bana göre de. ama şimdi gezip duranın ne olduğu ve insanın başının üstünde bir geçmiş dolanmazkenki hali de bana çok sırlı geliyor. o zaman tüm bu şimdiki vaktin heyulası inşa ediliyordu, çocukluk geleceği ve başının üstünde gezecek ve eksilmeyecek bir rüyayı kuruyor, bir yandan da yaşamaya, bunlara hiç değmeden yaşayabilmeye muvaffak oluyordu. kırgınlıkların ve korkuların, tatların ve göz önünden akan o ilk dünyanın her türlü ışığı ve hayretleri, tüm bu anlaşılmaz en yeniler, en eskiyi o vakitten olduruyordu. bunlar olurken ve bu kısacık, aslında insan hayatının sekiz - on yıllık bir dönemini kapsayan dönem biterken elinizde size ömür boyu yetecek bir dert, bir hülya, bir oldu mu olmadı mı belirsiz rüya bırakıp hayattan, başın üstünde dönen ve erişilemeyen bir haleye yükseliyor. çocukluk olanı doğru anlamak, doğru algılamak, kendini şöyle bir doğrultmak ve bakmak adına bu kadar sakat, çaresiz ve marazi iken o halinden bir ömrü inşa edecek duygulanım, alınganlık, kırıklık, yarımlık biriktirmesi ile zaten hayatın nasıl geçeceğinin ipucunu veriyor; çocuklukta başlayan yanlış anlamaların ömür boyu devamı. buna sebep çocukluk her seferinde farklı anlatılabilen, farklı yorumlanabilen, ilaveleri ve ziyadeleştirilmeleri ile şimdiki ben'e yaklaştırılmaya çalışılan bir hikâye edilendir. beceriye göre."
*merkez üs: http://www.sabitfikir.com/soylesi/edebiyatdisi-olume-hayranlik-duyuyorum
24 Şubat 2023 Cuma
bir defa
o 'bir defa'yı şimdilik bir kenara bırakırsak babamdan hiç şiddet görmedim. bırakın vurmayı, elini dahi kaldırmadı.
çünkü babam çocuklarına şiddet uygulayan babalardan değildi. ne de gücünü kendinden güçsüzler üzerinde deneyen insan müsveddelerinden.
uslu bir çocuk muydum bilmem ama babam, "dur" derse durur, "yapma" derse yapmaz, "gel" derse giderdim. dururdum, çünkü, "babamın bir bildiği var," diye düşünürdüm. yapmazdım, çünkü ona hürmetim, saygım vardı. gelirdim, çünkü bir evladın babasından çekinmesi gerektiği kadar ben de babamdan çekinirdim.
yine de aslan payı babamındı. var sayalım bir hata yaptım. ya da yaramazlık. ve gol olması gereken şut kale direği vazifesi gören vazoyu devirip kırdı. babam, "en azından vazodan kale direği olmayacağını anladın" benzeri cümleler kurar, başka da bir şey söylemezdi. fırsat olursa, "sana bir tokat atsam ya da bir ceza versem o vazo geri gelecek mi," minvalinde bir kaç cümle daha gelirdi belki.
ne yalan konuşayım, eğer vazo kırdımsa bir defa kırdım şu pek de kısa sayılmayacak ömrümde.
ama bir defa.
evet, o 'bir defa'...
ilkokul birinci sınıftayım. vakit öğleye yakın. sabahçı olduğum hâlde evde olduğuma göre hafta sonu olmalı. elimde defter, kitap yatak odasının sımsıkı kapalı kapısının önünde bekliyorum. kapıyı çalacak cesareti yol boyunca döke saça gelmişim sanki.
kararsızım, babamın bir kaç günün yorgunluğu ve uykusuz bir gecenin ardından sabaha karşı yattığını biliyorum çünkü.
yine de girdim. en küçük sese uyanan babam buna da uyandı. beni fark edince kocaman gülümsedi. hatta yanına gireyim diye yorganı kaldırdı.
yatağın kenarına oturup, "öğretmenimiz, müfredatta geri kaldığımızı söyledi. yalnızca bir arkadaşımız okuma yazmayı tam olarak öğrenmiş. bu yüzden ebeveynlerimizden yardım almalıymışız," dedim.
yattığı yerden doğruldu. yastığını dikleştirip geri yaslandı ve beni yanına çağırdı. ve anlatmaya başladı.
bazan "ya sabır" dedi. bazan "mum dibine ışık vermiyor dedikleri doğruymuş". beni kendisiyle dalga geçmekle bile suçladı hatta. yalan değil, bir kaç defa da enseme vurdu.
sonuç mu? ismail'in ardından okumayı öğrenen ikinci öğrenci ben oldum.
ama kendimi birinci sayarım.
22 Şubat 2023 Çarşamba
19 Şubat 2023 Pazar
bir küçük 'anna karenina ilkesi' denemesi
olacak olan olur. olsun diye evren işbirliği yapar çünkü. olmayacak olan da olmaz. tek bir bahane yeter de artar.
*
kaldı ki, içinde 'deneme' geçen başlıkları severim. "gün ortasında ellerin üzerine bir yorum denemesi" mesela.
15 Şubat 2023 Çarşamba
acıda ve yenilgide ortaklık
hâl ve gidiş notu günden güne düşen bir topluluğa dönüştüğümüzü biliyorum. her yerde yozlaşma ve çürüme. bir yerde bir fidan boy atmaya görsün herkes bir bahaneyle üstünde tepiniyor.
öfkelendiğim, kırıldığım o kadar çok olay oldu ki kim bilir kaç defa, "bu çark dönüyorsa ve buralar alev alev yanmıyorsa geçmişte yaşayanların hatırına ve gelecekte yaşayacakların yüzü suyu hürmetine," dedim.
kabul, küfür de ettim. ama yalnızken...
boşuna, "güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler," ağıdı yakmıyoruz yani.
en kötüsü de ayrışmak. zamanın ruhuna göre bir kelime tercih edersek: kutuplaşmak...
her konuda o kadar hızlı ve derin ayrışıyoruz ki anlatmaya kelimeler yetmez. başkası görse şaşırır ama bizim normalimiz bu.
futbol, inanç, kadın hakları, yaşam tarzı, cinsiyet eşitliği, sokak hayvanları, hatta ve hatta dünyanın en iyi tenisçisi, gelmiş geçmiş en iyi futbolcu gibi bizimle ilgisi olmayan konularda bile kolayca kamplara ayrılıyor, köprüleri atıyor, gemileri yakıyoruz.
ahlâk gibi mutlak olan bir şey de bile ayrışan bir topluluğuz, daha ne olsun. "ama onların ahlâkı" diyecekler çıkacaktır. gitsinler, bu konuyu daha iyi çalışsınlar.
ama yaklaşık on gün önce yaşadığımız acı tecrübeden sonra gördüm ki en azından bir şey kalmış elimizde: acıda ve yenilgide ortaklık.
kamplaşmak için en ufak fırsatı bile kaçırmayan insanların nasıl birlik olduğunu gördüm az da olsa faydalı olabilmek, bir yaraya merhem olmak umuduyla.
zaman zaman, "bu çark dönüyorsa ve buralar alev alev yanmıyorsa geçmişte yaşayanların hatırına ve gelecekte yaşayacakların yüzü suyu hürmetinedir," dediğim aklıma geldi.
ama "bugünden de umutluyum artık". itiraf ederim.
5 Şubat 2023 Pazar
dakika ve skor
"Ne var, diye seslenirken uyanmakta güçlük çekiyoruz. Rüyadayız. Başımızda bulutlar, yeni sürülmüş uçsuz bucaksız bir tarlanın ortasında saban oyuğu içinde, bir yanımız toprağın altında, diğer yanımız üzerinde kalacak şekilde uzanıyoruz. Bir bacağımız toprağa batmış vaziyette, diğeri ise henüz dışarıda. Hâlâ gayet net hatırlayabildiğimiz iri ve yumuşak kar taneleri, hafif engebeli arazinin kıvrımlarını doldururken her şeyin üzeri örtülüyor: Otlar, pulluk, ağaçlar gibi, bizlerin çoktan el çektiği, ancak büyük olasılıkla halihazırda varlığını sürdürmekte olan tüm diğer nesneler de kara gömülüyor. Nihayet kar, son ana dek kapkara bir taş misali dimdik duran ikinci bacağımızın üzerini de örtüyor. İyi ki bitti, diye düşünüyor ve gömülüyoruz. Unutuluşumuz başlıyor. Ancak şimdi kapıyı çalarak bizi tekrar kendi yanlarına, yukarıya çekiyorlar. Evet, diye sesleniyor ve sürüne sürüne doğruluyoruz; bizi neden rahatsız ediyorsunuz?"*
*: gert hofmann, körler kıssası
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)