~eski zaman defterleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
~eski zaman defterleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2026 Perşembe

pişmanlık

"pişman değilim," dedi adam. "sadece, yaşanmasın isterdim."

20 Mayıs 2026 Çarşamba

ilk öpücük

kafeterya. nehir kenarında. daha doğrusu bahçesi. nehri seyreden masalardan biri.

karşılıklı oturmuşuz. ama yüzümüz nehre dönük. aramızda masa. üstünde içinde nane yaprakları yüzen iki bardak limonata ve bir kül tablası. bir de kül tablasına emanet edilmiş, dumanı kıvrıla kıvrıla yükselip kaybolan bir sigara.

bazan ondan yana bakıyorum. tebessümünü, bir şey anlatırken yüzünü görmek, anlattıklarını yüzünde seyretmek için. olmuyor, bir türlü rastlaşmıyoruz. sadece minicik burnu ve upuzun kirpikleri. bir de dudaklarının gamzeye teşne bitimlerinden soldaki.

nihayet yakaladım. ya da rastlaştık. tam da sigarasını kül tablasına bırakırken. gülümsedi. gülümsedim.

sonra uzanıp sigarasını aldım. derin bir nefes çektim.

ben ki, yedi sekiz yaşlarındayken yaşadığım büyüklere öykünmeyi saymazsak hiç sigara içmedim.

14 Aralık 2025 Pazar

bir cümle

kafasında bin bir düşünceyle ağaçların ve çiçeklerin arasında gezinen toprak yoldan çıkıp çiyden henüz kendini kurtaramamış çimenleri adımlamaya başladığında adımlarının iki yanından akıp giden çiçeklerin adını bildiğini fark ederek hüzün bulaşmış bir sevinçle o adı annesinden, daha doğrusu çocukken annesinin ona okuduğu, ne zaman nesnelere denk gelse onu gittiği yerden çağırmak istercesine abartılı bir el hareketiyle o nesnenin sayfadaki resminin üzerine işaret parmağını koyduğu, nereye giderse gitsin yanında olmasını istediği, bahçıvanla kirpinin üç günlük macerasını anlatan, anlatırken de çiçeklerden bahsetmeyi ihmal etmeyen, kapağında da bu çiçeklerin, yani yıllar sonra okuduğu bir romanda bir diğer adının şeytanarabası olduğunu şaşkınlıkla öğrendiği ama çocuklukta öğrendiği gibi söylemeye devam ettiği karahindibaların uçuşan tüylerinden mahir bir kitap ressamının elinden çıkma yeşil şemsiye ile korunmaya çalışan, annesiyle birlikte adını önce sivri koydukları sonrasınde sivrisinekle karışmasından korktukları için sivribiber dedikleri ama bu ismi bir defa bile kullanmadan biber ismini alan neşeli ve gözlüklü kirpinin olduğu kitaptan öğrendiğini hatırladı.

20 Temmuz 2025 Pazar

çocuk

"baba," dedi, çocuk. "sen de çocukken, büyüdüğünde kız arkadaşın olunca onunla yapacaklarını hayal eder miydin?"

"elbette. herkes böyle hayaller kurar. yalnız kaldığında, uyumaya çalışırken."

"hatta derste öğretmenler bir şey anlatırken."

"sen nasıl hayaller kuruyorsun?"

"onunla, seninle geçen yaz yaptığımız bisiklet gezintisinin aynısını yaptığımızı."

"evet, o çok güzel bir geziydi."

"güzeldi."

"gerçi, seninle yaptığımız her şey güzel bence."

"ama su çok pahallıydı."

"o sadece suyun ücreti değildi. rahat koltukların, sessiz ve sakin ortamın, manzaranın, şehrin keşmekeşine karışmadan dondurma yemenin bedeli de dahil o fiyata."

"evet."

"üstelik, anlatacak bir hikayemiz oldu."  

"dünyanın en pahallı suyunu içmiş olabiliriz."

gülüşmeler falan...

22 Mayıs 2025 Perşembe

sır

bir zamanlar revaçta olan edebi yöntemi günümüze taşıyarak nasılsa elime geçmiş eski bir el yazmasında okuduğumu söyleyeceğim. derkenara, yeni alfabeyle, yeşil mürekkepli bir dolmakalemden çıkma harflerle yazılmış iki cümle:

"gece olunca çocuklar yetişkinlere, yetişkinler ise çocuklara dönüşür. ama herkes uykuda olduğu için kimse bunu fark etmez."

6 Mart 2025 Perşembe

yazılı yoklama

bir.. neden bütün şehirlerin ortasından bir nehir akar?
iki.. denize inen dik sokaklar bütün mavi gözlü şehirlerin ortak kaderi midir?
üç... bir kadın neden sarışın olmak ister?
dört. kanatlarına dokunulmuş bir kelebek yeniden uçabilir mi?
beş.. vakti gelince oradan oraya uçan göçmen kuşların asıl yurdu neresidir?
altı. yine de ister miydin beni sevilmemiş bir yarayla hiç?
yedi. gelecek ne zaman gelir?

başarılar...


not: istediğiniz sorudan başlayabilirsiniz.
        sorular eşit puanlı olmayabilir.
        basit hata puan götürmez.

13 Kasım 2021 Cumartesi

ellerin

bilirim, bulutlardan daha çok kandırır beni.

yine de ellerine inanıyorum. parmak uçlarına, içlerine yazılmış kadere.

hem ateş hem şifa oluşuna. bazan gölge bazan güneş. bir ahter-suhte, hû ve lâle mührü bileğinde bezm-i elesten kalan.

"kar" yerine "gül" dediğini öğrendiğimde vaz geçtim senden. hava soğuktu, yara sıcak.

seni o gün unuttum. ellerin aklımda.

5 Şubat 2020 Çarşamba

ahab üzerine borgesvari bir deneme

ahab, "call me ishmael," diye başlayan yolculuğa çıkmadan önce de kaçıktı.

ama kaptan değildi. müzisyendi.

başarısız bir kaç denemenin ardından, sanatının özünü ortaya çıkarmasının ancak kendi kaval kemiğinden yapılacak bir kavalla mümkün olduğu düşüncesine kapılmıştı.

başarısızlığı kabul edemediği için de moby-dick yalanını uydurdu. hatta bir kaç zengini ve bir sürü işsizi kandırarak denize açıldı.

yolculuk uzadıkça, deliliğin çağrısını daha sık duymaya başladı. en sonunda hayatı boyunca kenarında dolaştığı o uçuruma yuvarlandı.

yalanlarını anlatması karşılığında bir kişinin hayatını bağışladıktan sonra geriye kalan ne varsa havaya uçurdu.

6 Aralık 2019 Cuma

güzel ırmak

ona yazdığım en kısa mektup bu olmalı. belki de uzun...

"bak! ilhan berk güzel ırmak'ta neler diyor:
Küçüğüm, bu senin sesin, güzel ırmak
Önce rüzgârın öptüğü, sonra benim öptüğüm
Bu bitmemiş şiirler senin ayak bileklerin
Soluğun, kokun, karnın, gölgeli gözlerin
Bu böyle çözülü göğsün, enine boyuna dudakların
Sabahlara kadar ki büyük gözlerin böyle
Bu dal gibiliğin, saçların, kırmızı ağzın
Bu üstünde onca seviştiğimiz yatak sonra
Sonra bu benim anı artığı eski yüzüm
Tüylerin, tay boynun, küçücük çocuk ellerin
Böyle yukarıdan aşağı gidiyorum seni
Karışıyor, korkunç, ellerimiz ayaklarımız.
gözlerinden öperim. bir de parmak uçlarından."

30 Kasım 2010 Salı

eski zaman defterleri

okul nihayet bitmiş, bir kaç ay geçmişti.

bir gün bavulumu topladım, otobüs terminaline gidip bilet aldım. otobüse biner binmez uyumuşum. arada bir yol kenarındaki evlerin solgun ışıkları, otobüsün solladığı kamyonların fren lambaları, karşıdan gelen araçların farları...

uyandığımda, ancak tatillerde kullanabilecek olmama rağmen annemin bozulmasına izin vermediği, aylarca -bazan yıllarca- incecik ışık çizgilerinden ve tozdan başka kimsenin girmediği, arada bir penceresi açılıp havalandırılan, on bir yaşında evden ayrılan oğlu döndüğünde kendini bulabilsin, yine orada çocuk olabilsin diye koruduğu ve böylelikle oğlunun bir gün eve döneceği, belki de zamanın akışını durdurabileceğine dair umudunu muhafaza ettiği, ablam evlendiğinden bu yana sadece bana ait olan odadaydım.

bir süre tavanı seyrettikten sonra bu satırları yazdığım salona gelmiştim. o zaman duvarlar şimdiki gibi beyaz değil, açık, neredeyse solgun bir maviydi. (ne zaman başladı, duvarlarda beyazdan başka bir renge tahmmül edemeyişim?)

orada durup eski zamanların seslerini dinlerken annem geldi. birine ancak evinde sorulabilecek o soruyu sordu: aç mısın?

o sabah yapıldığı belli su böreği ve yaprak sarması. biraz da çay...

peşi sıra odaya gittim. kapıyı kapadım. yatağa uzandım. yorganı başıma çektim.

yeniden uyandığımda sabah, saat erkendi. o kadar erkendi ki bizimkiler uyanmamıştı. sessizce dışarı çıktım. bahçeye, şehirleri birbirine bağlayan yoldan ayrılıp bahçe kapısına kadar gelen toprak yola baktım. sohbet edecek bir kaç balıkçı umarak fenerin yan tarafındaki kayalıklara yürüdüm.

hiç kimse yoktu. ama bakışlarımı doğmakta olan güneşe çevirdiğimde yanıldığımı anladım. denizde yansıyan güneş ışıklarının çizdiği yolun bittiği yerde, yani güneşle aramda giysilerini çıkaran biri vardı. ama böylesi anlarda nesnelerin çizgi ve sınırlarını silikleştiren güneş kim olduğunu görmeme engel oluyordu.

ben o tarafa yürürken o suya girdi. ışıktan yol boyunca kulaç atmaya başladı. sanki güneşe gidiyordu. usul usul attığı kulaçlarla önce uzaklaştı, sonra kayboldu.

onu bir daha görmedim. kayalıkta bıraktığı giysileri annem birilerine verdi. ama giysilerin hemen yanında duran, üzerine rüzgar uçurmasın diye büyükçe bir taş konulmuş ve aynı defterden koparıldığı belli sayfaları hâlâ saklıyorum.

ve onları en üstte duran sayfadaki isimle anıyorum: eski zaman defterleri...