25 Aralık 2019 Çarşamba
günün sorusu: görünüm
insanlar, aynaya baktıklarında görecekleri sebebiyle mi, yoksa kendisinden yana bakacakların görecek oldukları yüzünden mi dış görünüşüyle ilgili endişeye kapılır ya da etrafta ayna, parlak yüzey, durgun su vb. olmasaydı insanlar dış görünüşü için endişelenir miydi?
22 Aralık 2019 Pazar
atışma - on dört
dün akşam furkan çalışkan'ın bir mısrasını twitter diye bilinen sokakta yüksek sesle söylemiştim: haberin bile yok oysa dünyanın en güzel kızısın*…
ardından hayata karışıp kaldığım yerden falconer hapishanesi'ni okumaya devam ettim. meğer john cheever farragut olmuş da sazının tellerine vurarak benim o sayfaya gelmemi beklemekteymiş: sanki güzel olduğunu her zaman biliyordu da hayatı boyunca bunun söylenmesini beklemişti.
*
bir de "rilke, görseydi severdi seni" var, o ayrı.
*: ve sonra kalbim olaysız bir şekilde dağıldı
ardından hayata karışıp kaldığım yerden falconer hapishanesi'ni okumaya devam ettim. meğer john cheever farragut olmuş da sazının tellerine vurarak benim o sayfaya gelmemi beklemekteymiş: sanki güzel olduğunu her zaman biliyordu da hayatı boyunca bunun söylenmesini beklemişti.
*
bir de "rilke, görseydi severdi seni" var, o ayrı.
*: ve sonra kalbim olaysız bir şekilde dağıldı
21 Aralık 2019 Cumartesi
dakika ve skor
"İlk karşılaşmamızı da hatırlıyorum; bir erkeğin bir bakışta bir kadının hafızasının genişliğine ve güzelliğine; renk, yemek, iklim ve dil zevklerine; iç organları, beyin ve üreme yollarının kesin klinik boyutlarına; dişlerinin, saçlarının, cildinin, ayak tırnaklarının, görme duyusunun ve bronş ağacının durumuna hüküm verebilmesindeki kavrayışa; aşk teşhisiyle coşkuya kapılarak onun kendisi için yaratıldığı ya da birbirleri için yaratıldıkları gerçeğini bir saniyede benimseyebilmesine bugün hayret ediyorum, sonsuza kadar da edeceğim. Bir bakıştan söz ediyorum, bu imge geçici görünüyor; ama bu romantik olmaktan ziyade kullanışlı, zira bir yabancının bir yabancı tarafından görülmesini düşünüyorum. Merdivenler, dönemeçler, sürme iskeleler, asansörler, limanlar, havalimanları olacak bir yer, başka bir yer ile seni, üstünde mavi bir kıyafetle bir pasaporta ya da sigaraya uzanırken seni ilk defa gördüğüm yer arasında. Sonra sokakta, ülkede ve dünyada peşine düştüm, birbirimizin kollarına ait olduğumuz gerçeğini kesinlikle biliyordum, haklıydım da."*
*: john cheever, falconer hapishanesi
*: john cheever, falconer hapishanesi
19 Aralık 2019 Perşembe
kadınlar-erkekler: on dokuz
benzer güzergâhta ilerlese de bazı hikâyelerin sonu bir daha gelmeyecek erkekler yüzünden acı çekerek tek başına bekleyen kadınlara ve yalnız olmasa bile çekip giden kadınları özleyen erkeklere çıkar.
15 Aralık 2019 Pazar
dakika ve skor
"Neden karanlıkta güzellik arama eğilimi sadece Doğulularda bu kadar güçlüdür? Bana göre biz Doğulular, içinde bulunduğumuz şartlardan hoşnut olmayı amaçlayıp elimizdekilerle mutlu olduğumuz için karanlıktan şikâyet etmek yerine bunun bir çaresi olmadığını kabullenip ışık azsa azdır der, karanlık üzerine düşüncelere gömülür ve karanlığın içindeki doğal güzelliği keşfederiz. Ancak yenilikçi Batılı yetinmeyip elindekini iyileştirmekte kararlıdır her zaman. Mumdan gaz lambasına, gaz lambasından elektrik ışığına daha aydınlık bir ışık arayışı asla bitmiyor, en önemsiz gölgeyi bile yok etmek adına hiçbir zahmetten kaçınmıyor."*
*:juniçiro tanizaki, gölgeye övgü
*:juniçiro tanizaki, gölgeye övgü
12 Aralık 2019 Perşembe
banksy ya da otuz duvar ressamı
banksy'yi bilirsiniz. hakkında ingiliz oluşu dışında başka bir bilgi olmayan, ününü ise oraya buraya serpiştirdiği duvar resimlerine borçlu ünlü sanatçı. adını duymasanız bile bu görüntü çağında en az bir eserine maruz kaldığınıza ve googleda çalışan çocuklara sorup, görsellere bakarsanız, "aa! ben bunu biliyordum," diyeceğinize eminim.
kendisi yeniden gündem oldu. önce instagram hesabında yayınladığı, sonra diğer sokaklara da düşen son çalışması çok konuşuluyor. hüzünlü ama çok başarılı bulduğum bu son işinde, sayıları günden güne artan evsiz ve fakir insanlara dikkat çekmek istemiş banksy.
bu haberin peşi sıra bir defa daha simurg efsanesini andım. hani, kaf dağı'nın tepesinde yaşayan efsane kuş simurg'u bulmak için yola düşen ve eksile eksile sonunda otuz kuş kalan, nihayet simurg'un kendileri olduğunu anlayan kuşların macerası. dünyanın tüm kuşları bir gün bir araya gelip, onu bulmak için yola çıkarlar. ama yol zorludur. adları sırasıyla istek, aşk, ustalık, kanaatkarlık, yalnızlık, şaşkınlık ve yokoluş olan yedi vadiyi aşmak gereklidir. yorulan, vaz geçen, ölen kuşların ardından yokoluş vadisini de aştıklarında geriye sadece otuz kuş kalır. o otuz kuş kaf dağı'nın zirvesinde simurg'u bulamaz ama kendilerini bulurlar. simurg farsçada otuz kuş demektir. yedi vadiyi aşıp kaf dağı'nın zirvesine ulaşan otuz kuş ise bizzat simurgun kendisidir.
simurg'u andım, çünkü ben banksy'nin tek bir kişi olmadığına inanıyorum. birbirinden haberli - belki de habersiz- bir grup sanatçının yaptıklarını banksy adlı biri yapmış kabul edildiğine dair güçlü bir inancım var. hatta eminim.
kendisi yeniden gündem oldu. önce instagram hesabında yayınladığı, sonra diğer sokaklara da düşen son çalışması çok konuşuluyor. hüzünlü ama çok başarılı bulduğum bu son işinde, sayıları günden güne artan evsiz ve fakir insanlara dikkat çekmek istemiş banksy.
bu haberin peşi sıra bir defa daha simurg efsanesini andım. hani, kaf dağı'nın tepesinde yaşayan efsane kuş simurg'u bulmak için yola düşen ve eksile eksile sonunda otuz kuş kalan, nihayet simurg'un kendileri olduğunu anlayan kuşların macerası. dünyanın tüm kuşları bir gün bir araya gelip, onu bulmak için yola çıkarlar. ama yol zorludur. adları sırasıyla istek, aşk, ustalık, kanaatkarlık, yalnızlık, şaşkınlık ve yokoluş olan yedi vadiyi aşmak gereklidir. yorulan, vaz geçen, ölen kuşların ardından yokoluş vadisini de aştıklarında geriye sadece otuz kuş kalır. o otuz kuş kaf dağı'nın zirvesinde simurg'u bulamaz ama kendilerini bulurlar. simurg farsçada otuz kuş demektir. yedi vadiyi aşıp kaf dağı'nın zirvesine ulaşan otuz kuş ise bizzat simurgun kendisidir.
simurg'u andım, çünkü ben banksy'nin tek bir kişi olmadığına inanıyorum. birbirinden haberli - belki de habersiz- bir grup sanatçının yaptıklarını banksy adlı biri yapmış kabul edildiğine dair güçlü bir inancım var. hatta eminim.
8 Aralık 2019 Pazar
fıkra gibi
annesi frankfurt yakınlarında küçük, neredeyse herkesin birbiriyle akraba olduğu bir kasabada doğmuş. dediğine göre, bir tek annesi cesaret etmiş kasabadan ayrılmaya. yine de okul tatillerini muhakkak orada geçirirlermiş.
ama dedesi koyu, tahmin edemeyeceğiniz koyu bir katolikmiş. bu durumdan o da etkilenmiş. bütün çocuklar dışarıda oyun oynardı, ben bir sebeple kilisede olurdum, diye anlatıyor.
ama yıllar geçmiş, zaman değişmiş. dedesi de değişmiş. evlenip başka şehre taşındı diye ilk torunu doğana kadar annesi ile konuşmayan dedesi, protestanlarla yapılacak evliliklere bile karşı değilmiş artık.
torunu evlenecek yaşlara gelince de onu karşısına almış, "ortodoks, yahudi, müslüman, budist bile olabilir," demiş. "ama asla vejetaryan olmaz."
sizi bilmem ama ben burada çok güldüm. birini tanımadan sevmek böyle olsa gerek, dedim.
ama dedesi koyu, tahmin edemeyeceğiniz koyu bir katolikmiş. bu durumdan o da etkilenmiş. bütün çocuklar dışarıda oyun oynardı, ben bir sebeple kilisede olurdum, diye anlatıyor.
ama yıllar geçmiş, zaman değişmiş. dedesi de değişmiş. evlenip başka şehre taşındı diye ilk torunu doğana kadar annesi ile konuşmayan dedesi, protestanlarla yapılacak evliliklere bile karşı değilmiş artık.
torunu evlenecek yaşlara gelince de onu karşısına almış, "ortodoks, yahudi, müslüman, budist bile olabilir," demiş. "ama asla vejetaryan olmaz."
sizi bilmem ama ben burada çok güldüm. birini tanımadan sevmek böyle olsa gerek, dedim.
6 Aralık 2019 Cuma
güzel ırmak
ona yazdığım en kısa mektup bu olmalı. belki de uzun...
"bak! ilhan berk güzel ırmak'ta neler diyor:
"bak! ilhan berk güzel ırmak'ta neler diyor:
Küçüğüm, bu senin sesin, güzel ırmakgözlerinden öperim. bir de parmak uçlarından."
Önce rüzgârın öptüğü, sonra benim öptüğüm
Bu bitmemiş şiirler senin ayak bileklerin
Soluğun, kokun, karnın, gölgeli gözlerin
Bu böyle çözülü göğsün, enine boyuna dudakların
Sabahlara kadar ki büyük gözlerin böyle
Bu dal gibiliğin, saçların, kırmızı ağzın
Bu üstünde onca seviştiğimiz yatak sonra
Sonra bu benim anı artığı eski yüzüm
Tüylerin, tay boynun, küçücük çocuk ellerin
Böyle yukarıdan aşağı gidiyorum seni
Karışıyor, korkunç, ellerimiz ayaklarımız.
3 Aralık 2019 Salı
evlilik kurumu
yaşadığınız yer bir çeşit taşra, kendinize iş olarak seçtiğiniz meslek deniz feneri bekçiliği olunca ülke gündemini sokaktaki adamdan, ayak üstü sohbet ettiğiniz esnaftan ya da iş arkadaşlarınızdan değil sosyal medyadan öğreniyorsunuz doğal olarak.
bu gündeme dair düşünüyor, kendi kendinize konuşuyor, nihayet heyecanınız ve gücünüz kalmışsa geçte olsa kelimeleştirmek, not düşmek istiyorsunuz.
diyanet işleri başkanlığı'nın "ölçüsüz" internet kullanımına dikkat çekmek için yaptı(r)dığı videolar da öyle oldu.
tam "bu tarz videolar diyanetin görevi midir?" sorusuna hazırlanırken, eşinden yeni ayrılmış bekar bir arkadaşıma, "evlilik makbul bir şey olsaydı kutsal kitaplar bizi ikna etmeye çabalamazdı," dediğim geldi aklıma. yüce tanrı, biz kullarını tarih boyunca bazan ikna bazan emirle evlendirmeye çalışmış.
oldukça kitsch bulduğum videoyu, "kadın adama neden hizmet ediyor?", "kadın neden evin içinde örtülü?", "neden muhafazakar görünümlü bir aile seçilmiş?" vb. soru görünümlü ama haklı isyan cümleleriyle eleştirmeden önce, "eşinin yüzünden çok telefona bakan sadece erkekler midir?" sorusunu sormak gerek bence.
bunu sorabilirsek olaylara bambaşka bir gözle bakacağımızı düşünüyorum. çünkü, telefonun yüzüne bakmayı tercih eden sadece erkekler değil. telefonuna kapanıp kore dizisi izleyen, alışveriş sitelerini talan eden, gece gündüz demeden sosyal medya sokaklarında dolaşan pek çok kadın var. ve bunu eleştiri ya da savunma olarak söylemiyorum. kabul etmek zor olsa da normal olan bu gibi geliyor zira bana.
biraz daha geriye gidersek aynı eleştirinin televizyon için de yapıldığını görürüz. ebeveynlerinizin "televizyon geldi, sohbet bitti," dediğini çokça duyduğunuza eminim. belki de insanlar aptal oldukları için değil de sohbet edecek, üzerine konuşacak bir şey bulamadıkları, kendi adalarında tek başına kalmak istedikleri için "aptal kutusu"nun karşısına diziliyorlardı. kolay mı birilerine anlatıp durmak? o enerjiyi ve hevesi her akşam hissetmek?
tam burada, evli bir arkadaşıma "türkiye'de iyi ki kahvehaneler ve kahvehane kültürü diye bir şey var. aksi takdirde boşanmalar artar ya da eşler birbirini boğazlardı," dediğimi hatırladım. çünkü, erkekler kahvehaneye gitmekle sadece kendilerine bir eğlence, rahatlama fırsatı yaratmıyor, eşlerine de kendilerine ait bir zaman ve alan olanağı tanıyorlar.
tekrar ediyorum, herkesin kendine ait bir alan ve zamana ihtiyacı var. yine tekrar ediyorum, sürekli sohbet ve iletişim halinde olmak kolay değil. bir defa daha tekrar ediyorum, insan kendine bile tahammül edemezken ikinci bir kişiye tahammül etmesi zor.
bu yüzden, özellikle heyecanı azalmış evliliklerde pazartesi sendromundan daha çok pazar sendromunun söz konusu olduğuna inanıyorum: bütün bir gün- evde- beraber... ne kadar korkunç değil mi? bu yüzden dışarıda pazar kahvaltısı, daha çok parası olanlar için brunch pazarı bu kadar büyüdü.
çünkü, antibiyotik sonrası dönemdeyiz. insan ömrü, evliliklerin boyu uzadı. eskiden evin erkeği haftada altı gün, on iki- on dört saat çalışıyordu. şimdilerde ise haftanın yarısını çalışmadan da icra edilen bir sürü meslek var. bunlar olurken aileler küçüldü. neredeyse çekirdek oldu. bireylerin saklanması, kalabalığın içinde yalnız kalması mümkün değil.
dolayısıyla herkes kendine mahrem bir alan inşa etme arzusunda. o yüzden başını kuma, telefona, gazeteye, kitaba gömüyor. bu yüzden neredeyse her mutfakta televizyon var artık.
ama adasal bilinç ve ihmali, kendine ait bir oda ile kaçışı, herkesin kendi hayatı olduğu gerçeği ile ihaneti karıştırmamak gerekiyor. varsa karıştıran, erdemli olmak zor değil: ayrılmak...
bir de birbirinin telefonunu kontrol edip duran, muhatabının bütün sosyal medya ve e-posta hesaplarının şifresini bilmezse ölen, ölmese de yataklara düşen ya da ortak facebook ve sosyal medya hesabı açanlar var ki, allahlarından bulsunlar.
bu gündeme dair düşünüyor, kendi kendinize konuşuyor, nihayet heyecanınız ve gücünüz kalmışsa geçte olsa kelimeleştirmek, not düşmek istiyorsunuz.
diyanet işleri başkanlığı'nın "ölçüsüz" internet kullanımına dikkat çekmek için yaptı(r)dığı videolar da öyle oldu.
tam "bu tarz videolar diyanetin görevi midir?" sorusuna hazırlanırken, eşinden yeni ayrılmış bekar bir arkadaşıma, "evlilik makbul bir şey olsaydı kutsal kitaplar bizi ikna etmeye çabalamazdı," dediğim geldi aklıma. yüce tanrı, biz kullarını tarih boyunca bazan ikna bazan emirle evlendirmeye çalışmış.
oldukça kitsch bulduğum videoyu, "kadın adama neden hizmet ediyor?", "kadın neden evin içinde örtülü?", "neden muhafazakar görünümlü bir aile seçilmiş?" vb. soru görünümlü ama haklı isyan cümleleriyle eleştirmeden önce, "eşinin yüzünden çok telefona bakan sadece erkekler midir?" sorusunu sormak gerek bence.
bunu sorabilirsek olaylara bambaşka bir gözle bakacağımızı düşünüyorum. çünkü, telefonun yüzüne bakmayı tercih eden sadece erkekler değil. telefonuna kapanıp kore dizisi izleyen, alışveriş sitelerini talan eden, gece gündüz demeden sosyal medya sokaklarında dolaşan pek çok kadın var. ve bunu eleştiri ya da savunma olarak söylemiyorum. kabul etmek zor olsa da normal olan bu gibi geliyor zira bana.
biraz daha geriye gidersek aynı eleştirinin televizyon için de yapıldığını görürüz. ebeveynlerinizin "televizyon geldi, sohbet bitti," dediğini çokça duyduğunuza eminim. belki de insanlar aptal oldukları için değil de sohbet edecek, üzerine konuşacak bir şey bulamadıkları, kendi adalarında tek başına kalmak istedikleri için "aptal kutusu"nun karşısına diziliyorlardı. kolay mı birilerine anlatıp durmak? o enerjiyi ve hevesi her akşam hissetmek?
tam burada, evli bir arkadaşıma "türkiye'de iyi ki kahvehaneler ve kahvehane kültürü diye bir şey var. aksi takdirde boşanmalar artar ya da eşler birbirini boğazlardı," dediğimi hatırladım. çünkü, erkekler kahvehaneye gitmekle sadece kendilerine bir eğlence, rahatlama fırsatı yaratmıyor, eşlerine de kendilerine ait bir zaman ve alan olanağı tanıyorlar.
tekrar ediyorum, herkesin kendine ait bir alan ve zamana ihtiyacı var. yine tekrar ediyorum, sürekli sohbet ve iletişim halinde olmak kolay değil. bir defa daha tekrar ediyorum, insan kendine bile tahammül edemezken ikinci bir kişiye tahammül etmesi zor.
bu yüzden, özellikle heyecanı azalmış evliliklerde pazartesi sendromundan daha çok pazar sendromunun söz konusu olduğuna inanıyorum: bütün bir gün- evde- beraber... ne kadar korkunç değil mi? bu yüzden dışarıda pazar kahvaltısı, daha çok parası olanlar için brunch pazarı bu kadar büyüdü.
çünkü, antibiyotik sonrası dönemdeyiz. insan ömrü, evliliklerin boyu uzadı. eskiden evin erkeği haftada altı gün, on iki- on dört saat çalışıyordu. şimdilerde ise haftanın yarısını çalışmadan da icra edilen bir sürü meslek var. bunlar olurken aileler küçüldü. neredeyse çekirdek oldu. bireylerin saklanması, kalabalığın içinde yalnız kalması mümkün değil.
dolayısıyla herkes kendine mahrem bir alan inşa etme arzusunda. o yüzden başını kuma, telefona, gazeteye, kitaba gömüyor. bu yüzden neredeyse her mutfakta televizyon var artık.
ama adasal bilinç ve ihmali, kendine ait bir oda ile kaçışı, herkesin kendi hayatı olduğu gerçeği ile ihaneti karıştırmamak gerekiyor. varsa karıştıran, erdemli olmak zor değil: ayrılmak...
bir de birbirinin telefonunu kontrol edip duran, muhatabının bütün sosyal medya ve e-posta hesaplarının şifresini bilmezse ölen, ölmese de yataklara düşen ya da ortak facebook ve sosyal medya hesabı açanlar var ki, allahlarından bulsunlar.
29 Kasım 2019 Cuma
vatan
"ille bir şeye benzetecekseniz, her budağından sürgün atan salkım saçak bir böğürtlen çalısına benzeteceksiniz türkiye’yi. bir sürgünü çiçeğe dururken, diğerinin kurumakta, ötekisinin meyve vermekte olduğunu görün. tek bir sürgüne takılıp kalmayın, bütüne bakmayı âdet edinin. unutmayın ki, düz akılla anlaşılmaz, pergele, cetvele gelmez, kendine has bir kimliği vardır türkiye’nin. batmaz. batarsa, okyanuslar taşar."*
*: alev alatlı, nasihatname- önsöz
notgibi: bu alıntı erdem bayazıt'ın ünlü şiiri sana, bana vatanıma, ülkemin insanlarına dair ile birlikte düşünülmelidir.
*: alev alatlı, nasihatname- önsöz
notgibi: bu alıntı erdem bayazıt'ın ünlü şiiri sana, bana vatanıma, ülkemin insanlarına dair ile birlikte düşünülmelidir.
27 Kasım 2019 Çarşamba
bir masada iki kişi: nefret
çayından son bir yudum aldı, masaya bıraktığı fincanı parmak uçlarıyla ortaya doğru itti. bir süre camdan dışarı, belki de apansız bastıran yağmurda ıslanmamak için koşuşan insanlara baktı. bakışlarını oradan alıp az önce masanın ortasına doğru ittiği fincana verirken konuşmaya başladı:
- hatırlıyor musun? "o an gelirse, elden geldiğince soylu yüreklilikle unutalım birbirimizi," demiştim.
- ben de, "saçmalama," demiştim.
- sonra da eklemiştin: "daha iyilerine layıksın da dersin bana."
- daha iyilerine mi layığım?
- hayır. sadece bana layıksın. ama konu bu değil.
- ne peki?
- senden nefret ediyorum. bir defa daha haklı çıktığın için de daha çok nefret ediyorum.
*
ben de öyle. tek fark, bunu söylemenin bir işe yaramadığını biliyordum. belki, ayrılık acısının yerine koyabilirdiniz. hepsi bu.
- hatırlıyor musun? "o an gelirse, elden geldiğince soylu yüreklilikle unutalım birbirimizi," demiştim.
- ben de, "saçmalama," demiştim.
- sonra da eklemiştin: "daha iyilerine layıksın da dersin bana."
- daha iyilerine mi layığım?
- hayır. sadece bana layıksın. ama konu bu değil.
- ne peki?
- senden nefret ediyorum. bir defa daha haklı çıktığın için de daha çok nefret ediyorum.
*
ben de öyle. tek fark, bunu söylemenin bir işe yaramadığını biliyordum. belki, ayrılık acısının yerine koyabilirdiniz. hepsi bu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)