nedense iyi ve güzel şeyler değil de kaçtığına, kaçırıldığına, kaybolduğuna ya da kaza geçirdiğine dair olumsuz şeyler düşünürüz. bil(e)memek hâli yerine kötü senaryoları tercih ederiz.
neden?
bilgi ya da kontrol sahibi olmadığımız durumlarda bu hâlin altında ezildiğimiz, bilgiye sahip, kontrol bizdeymiş gibi davrandığımız zaman içimiz rahatladığı için mi?
peki, neden kötü senaryolar?
neden çok iyi müzikler yapan sokak şarkıcısına takılıp kaldığını, zamanın geçtiğini fark etmemiş olabileceğini düşünmeyiz mesela? ya da fırındaki bir arıza yüzünden elmalı kurabiyelerin geç piştiğini, bu nedenle evden geç çıktığını?
bahaneler kötü mü olmak zorundadır?
kötücül yanımız mı iyimserliği elimizden alıp güzel bahaneleri bize yasak eden?
yoksa içten içe tapılası, vazgeçilmez olduğumuzu düşünüyoruz da muhtabımızın o karşımızda olmayan mevcudiyetini kötü olaylara bağlıyoruz?
4 yorum:
şirazlı sadi, insan diyor bir damla kan ve bin bir endişe hatta şöylesi daha çok hoşuma gidiyor; "Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe”
iyicil tarafımız sanırım bir sıfır yenik başlıyor bizde nitekim doğarken tebessüm dahi yok :) avaz avaz ağlayarak gelecek ne biliyoruz ki?
müsebbibi bizzat hayat ya da dünya yani.
belki öyle belki değil..
dünyaya ya da hayata bizim o tapılası egolarımız da, iç dünyamızın gizemli dehlizleri de, bilinmezin x katsayısı da dahilse evet öyle denebilir..
iyi ihtimalleri de düşünenler vardır muhtemelen en azından ilk dakikalar :) ve genelde de iyilik kazanır..
dilerim. ama bilirim: her zaman değil.
Yorum Gönder