12 Aralık 2022 Pazartesi

günün sorusu: kumsal

siz hiç kar yağarken kışları unutulan bir kumsalda oldunuz mu?

11 Aralık 2022 Pazar

dakika ve skor

"Sana güçlük çıkarıyor muyum?" dedi Yuki.
Bu konuda biraz düşündüm. "Çıkarıyor olabilirsin. Ama bunun için endişe etmemelisin. Neticede ben de seninle birlikte olmaktan hoşlandığım için seninle görüşüyorum. Mecburiyetten dolayı değil. Neden acaba? Acaba neden seni seviyorum? Aramızda bu kadar yaş fark olmasına, konuşacak ortak noktamız da pek olmamasına karşın. Sanırım sen bana bir şeyleri çağrıştırıyorsun. İçimde çok uzun zamandan beri gömülü kalmış bir hissi hatırlatıyorsun. Benim on üç, on dört ya da on beş yaşlarında olduğum sırada duyumsadığım bir his. Eğer on beş yaşında olsaydım kaçınılmaz şekilde sana âşık olurdum. Bunu demiş miydim?"
"Demiştin."
"O yüzden böyle işte. Seninleyken arada bir o duygu geri geliyor. O zaman da o çok eskilerde kalan yağmurun sesini, rüzgârın kokusunu bir kez daha hissedebiliyorum. Hemen yanı başımda hissediyorum. Bu hiç de fena bir şey değil. Bunun ne kadar harika bir şey olduğunu zamanla sen de anlayacaksın.
"Şimdi de anlıyorum, söylediklerini."
"Öyle mi?"
"Ben de şimdiye kadar pek çok şeyi yitirdim" dedi Yuki.
"O zaman anlıyorsundur" dedim.*


*: haruki murakami, dans dans dans

8 Aralık 2022 Perşembe

hiçbir zaman okunmayacak kitaplar ya da gardrop

"bunların hepsini okudun mu?" sorusu gibi okunmamış kitaplar da kitaplıkların ortak kaderidir. haliyle, onlardan benim kitaplığımda da var.

zaman zaman ya da ihtiyaç duyulduğunda sayfaları aralar, kapadığımda bir defa daha kelimelere iman ederim.

murat belge'nin "başka kentler, başka denizler"inin ciltleri, atilla dorsay'ın 'yüz yıl' üçlemesi, umberto eco hazinesinin nadide parçalarından güzelliğin tarihi ve çirkinliğin tarihi, mesnevi, heradot tarihi, osmanlıca sözlük (pardon, bu yanlış oldu. sözlük bekletilmez, okunur), altyazı'nın 'resmi ve gayri resmi' sinema sözlükleri, doğu-batı'nın araftakiler ve akademidekiler sayıları,... liste uzar, gider.

ama konumuz onlar değil. buradan öncesi; 'giriş', biraz da 'gelişme'.

bir de muhtemelen hiçbir zaman okunmayacak kitaplar vardır. onlarla bir işiniz olmadığını, kitaplıkta boşuna yer kapladığını bilir ama eski bir hatıraya hürmetle artık olmamaları gereken bu yerdeki varlıklarına razı gelirsiniz. ama ilk fırsatta kurtulmak üzere.

körleşme'yi okuduktan sonra büyük bir heyecanla satın aldığım elias canetti külliyatını geriye dönüp tamam etmeyeceğimi biliyorum mesela. yine, ayrıntı'nın 'ağır kitaplar'ından sona kalan bir kaç tanesi hiç mi hiç ilgimi çekmiyor. kendimi tanıyorsam, biyografi ve gezi notları dışında tarihe dair bir şey okumayacağımı da biliyorum. bir zamanlar ilgimi çeken, otuzlu yıllardaki ulusçuluk akımı artık umrumda bile değil. uzak doğunun güneşi japonya da öyle. sevenleri bağışlasın ama türk dili dergisinin özel sayıları da. oysa kaç sahaf dolaşmış, eksikleri tamam etmek için ne diller dökmüştüm.

bu yanıyla kitaplıklar gardropları hatırlatıyor bana. alış veriş yaparken aklımızda olmayan bir şeyi deneriz ve nedense yakışmış gibi hissederiz ya hani.

bir yandan da tarzımız olmadığı için hiçbir zaman giymeyeceğimizi içten içe biliriz ama yine de alırız. çünkü aynada gördüğümüz o kişi olmak isteriz. aradan biraz zaman geçtikten sonra bir zamanlar aldığımız o tuhaf 'şey'i deneriz ve aynaya bakınca gördüğümüz adamı tanıyamaz, o 'şey'in hiçbir zaman tarzımız olmadıgını anlarız.

3 Aralık 2022 Cumartesi

inat

"mutluluk nedir?" sorusuna bir lise öğrencisi olarak verdiğim cevaba, "tıpkı cumartesi öğleden sonrası gibi gerginlikten uzak olmaktır," cevabına hâlâ inanıyorum.

30 Kasım 2022 Çarşamba

tehlikeli şiirler - altmış bir

bugün tehlikeli şiirler okuyalım leyla
lale müldür'den bir şiir* mesela

Seni bir gün en yakının ele verirse eğer,
Öğren susmasını ve ağlamamasını.
Bir kavanozun içinde mavi bir gül
Yetiştir her gün daha çok yaşayan.

Bir masalın ağzını kapat ve YAT
GENİŞ ODALARDA.
BİR OKSİJEN ÇADIRINDA.

ONA KÖTÜ BİR ŞEY OLSUN İSTEDİM.
BANA ÂŞIK OLSUN İSTEDİM.

*: he shot you down bang bang

26 Kasım 2022 Cumartesi

katar'da bir dünya kupası

gelin, bir süreliğine 'futbol asla sadece futbol değildir'miş gibi yapalım.

evet, gibi... bu isimdeki muhteşem kitaba ve o kitabın derviş ruhlu yazarına rağmen futbolun sadece futbol olduğuna inanıyorum çünkü. sadece futbolda değil, sporun her dalında sahaya çıkar ve elinden gelenin en iyisini yaparsın. kısmet olursa da kazanırsın.

elbette hikâyeler yazılır, hayatın aktığı her yerde olduğu gibi. ya da şiirler, yağmurun golleri yuttuğu...

takvimde işgal ettiği günler ile ezberleri bozan, konuşulanların aksine, bunun dışında eskilerden farkı olmayan dünya kupasında, taraflı tarafsız herkesçe sürpriz sayılan -şimdilik- iki skor alındı.

milli takımlar düzeyinde futbolun en başarılı takımlarından ve bu yılki kupanın da favorilerinden almanya ve arjantin, futbol söz konusu olunca adı anılmayan iki takıma, hem de öne geçtikleri maçlarda önce yakalanıp sonra da 'iki - bir' yenildiler. önce suudi arabistan arjantin karşısında, daha sonra japonya almanya'ya karşı galip geldi.

ben de dahil herkes bu sonuçlara şaşırırken (sevindiğimi de itiraf ederim) bir şeyi unuttuk. biz futbolseverler -en azından ben- suudi arabistan ya da japonya hakkında hiçbir şey bilmeden bu kanaate varmıştık. çünkü futbol, yetenekleriyle güney amerikalıların, taktik disiplinleriyle de avrupalıların işiydi. oysa bu, saçma, eksik, yani ezber dolu bir bakış açısı. aynı zamanda hastalıklı.

tıpkı medeniyet tasavvurunu avrupalı sanmak gibi. amerika'daki delilik tanımını alıp bambaşka bir kültüre, hayata bakışa, dine, tarihi zemine sahip bir ülkede, türkiye'de delilik ölçüsü saymak gibi.

belki de yanılıyoruzdur. teknolojik olarak ileride olmak bir toplumu medeni yapmıyordur. belki de, küresel ısınmadan endişelenen ve çöplerini başka ülkelere satan ülkeleri gereğinden fazla övüyoruzdur. belki klasik diye sadece avrupalı yazarlar okumak iyi bir fikir değil. belki fransa'da bir ibadethanenin yanması ırak'ta bir ibadethanenin yıkılmasından daha önemli değildir. şili'de bir dağ köyünde dostoyevski kadar iyi yazan biri yaşıyor belki. her yıl onlarcası çekilen biyografik filmler arasına belki de malik aksel'in hayatını da katmış olmalıydık.

*

yoksa siz, "futbol asla sadece futbol değildir," deyince, bundan önceki dünya kupaları çok masummuş gibi susan, sıra katar'a gelince arsızca cümleler kuran ahlak yoksunlarından mı bahsedeceğim sandınız.

rüşvet verilmiş. rusya ne yapmıştı?

halkına harcayabileceği parayı bir süre sonra çürümeye başlayacak stadyumlara gömen brezilya?

ırkçı imajını makyajlamak için yapmadığını bırakmayan, nihayet elini dünya kupasına atan güney afrika?

bayrakları sandıktan, ırkçılığa varan milliyetçiliklerini bilinç altından çıkararak dünya kupası vesilesiyle yeniden tedavüle sokan almanya?

paranın konuştuğu kirli bir iklimde parayı konuşturdu adamlar. bunun için rüşvet verdiler, şahsiyetsiz platini aracılığıyla fransa ile ekomik ilişki bile geliştirdiler.

yok, adamlar arap veya müslüman diye ise bu tepkiler, o tepkileri verenler gitsinler de kusmuklarında boğulsunlar.

22 Kasım 2022 Salı

bu defa son

yaklaşık bir ay önce "yaşamak"tan bahsedip, "hayatı güzelleştiren iki şey var," demiştim. javier marías'dan* cevap gecikmedi. mevzuya farklı açıdan yaklaşsa da kendisine haksız demek yanlış olur.

"hayatın en berbat taraflarından biri, herhangi bir şeyin son kez ne zaman yaşanacağını veya bizi heyecanlandıran bir şeyin ne zaman sona ereceğini neredeyse hiç bilememektedir. çıktıkları zamanda onların, bernhard veya benet'in son romanları olduğunu; hitchcock, ford, welles veya buñuel'in veda filmleri olduğunu bilmiyorduk. aşırı sık olarak sonuncusunun sonuncu olacağını bilememiş ve olay nihayete erdiğinde o ana kadar olanın yetmediği, o son demlerin tadını bilinçli olarak çıkaramadığımız hissine kapılmışızdır: ondan sonra dahasının olmayacağını bilseydik..."

evet, o soğuk ankara akşamında mithatpaşa caddesi boyunca akan topuk seslerinin son olduğunu bilseydim, elimde olmaksızın varolan artistliğimden de, şımarıklığımdan da taviz vermez ama "sakın gitme!" derdim.

"sen gidersen sınırlarımda kalamam, tekin değil karanlığım."


*: vahşiler ve duygusallar


20 Kasım 2022 Pazar

günün sorusu: kaç kişi

sadece yanınızda, yakınınızda olanlar değil, tanıdığınız insanlardan kaç tanesi içinizde olup bitenleri anlıyor?

15 Kasım 2022 Salı

çünkü

yaşanan her an bir defalıktır ve hatasını bir daha düzeltilemeyecek biçimde içinde barındırır.

eğer varsa...

13 Kasım 2022 Pazar

dakika ve skor

"Her yalnız çocuk gibi bir atlas müptelasıydım ben de Mehmet. Birbirlerinden ince kesik çizgilerle ayrılmış, kime bir yüze, kimi bir yılana, kimi bir file, çizmeye, süt şişesine, denizanasına, yılana çam ağacına, böbreğe, kalbe, karaciğere benzeyen bir yığın ülkeye sonsuz bir merakla bakardım. Bu adına siyasi denen haritaydı. Bir de fiziki harita vardı ki Mehmet, onun yükseldikçe kahverengisi koyulaşan dağlarına, mavi iplikten ırmaklarına, yeşil benek ovalarına anlamazlıkla, ama hep büyülenerek bakardım. Fiziki haritayı daha çok severdim, dünya bir bütün olurdu çünkü o zaman, sınırlar kaybolurdu ve benim için bütün o kesik çizgilerle birbirinden ayrılmış ülkeler varılabilir, görülebilir birer coğrafya haline gelirdi."*


*: murat uyurkulak, tol

11 Kasım 2022 Cuma

toplu mesajlar

sabahki yazışmanın sonunda, "görüşürüz," demek yerine, "hayırlı cumalar" demek geçti içimden. sonra da bir parantez açıp ekledim: bilmem özel hissetmeni sağlar mı, ama bu mesajı attığım ilk insan olabilirsin.

ve çoktan bitmiş olması gereken sohbet "toplu mesajlar'a kadar genişledi.

mesaj almışsam muhakkak yankı olurum ama doğum günleri dışında, özel gün ve haftalarda asla mesaj atmam. toplu mesajlardan ise, bırakın tercih etmeyi düşüncesinden bile nefret ederim.

tam burada atağa kalktı. "o kadar sıradanım ki, ölücem sıradanlıktan!" diyen birisi de olsanız özel ilgi, pardon, mesaj bekliyorsunuz demek?

yanılıyorsunuz. toplu mesajlar insanı sıradanlaştırmıyor, değersizleştiriyor.