3 Nisan 2019 Çarşamba

dakika ve skor

"Yeniden suskunluğa gömüldük, rıhtıma çarpan dalgaların sesini dinleyerek sessizce durduk. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum, uzun bir zaman olmadı.
Bir de baktım ki ağlıyor. Gözyaşlarıyla ıslanmış yanağına parmağımla dokundum, sonra kolumu omuzuna doladım.

Yaz kokusunu uzun zamandır ilk kez almıştım. Denizin kokusu, uzaktaki trenin düdüğü, bir kızın tenine dokunma hissi, şampuanının limonlu kokusu, akşamüzeri esintisi, umudun titrek ışığı ve yaz rüyası...
Ancak hiçbir şey eskisi gibi değildi; sürekli sağa sola kayıp görüntüyü bozan şeffaf kopya kağıdıyla çoğaltılmış gibiydi her şey ve öncekinden geri dönülmeyecek biçimde farklıydı."*


*: haruki murakami, rüzgârın şarkısını dinle

1 Nisan 2019 Pazartesi

bir devam filmi: the big lebowski 2

bu akşam üzeri haberi ilk okuduğumda içimi tarifsiz bir sevinç doldurdu. sanki özlediğim ne kadar şey varsa geçmişten kopup gelmişti.

sinemada ilk izleyişimiz, akün, palermo baskısı dublajlı halinin muhteşemliği, okunduğu gibi değil yazıldığı gibi "lebovski" diye telaffuz etmek, seyrede seyrede yıpranmış cdden çoğaltılan onlarca kopya, lebowski barlar, ev sahibimizin konuklarına kendi elleriyle white russian hazırladığı 'big lebowski gecesi'leri, ilk lebowski tişörtüm, o tişörtü ne yapıp edip okyanuslar ötesinden getirten ve şu pek de kısa sayılamayacak ömrümde aldığım en güzel hediyelerden birine belki de birincisine dönüştüren sevgilimin kocaman gözleri, tişörtlerin sekizincisi, dvdsi çıktı diye bayram ettiğimiz ama tiglon'un eline yüzüne bulaştırdığı ikinci türkiye baskısı, istiridye içine gizlenmiş inci misali bowling topu biçimindeki "muhafaza"nın içindeki usa baskısı, kitaplığın rafında duran ve hangi seyahatin hatırası olduğunu şu an hatırlayamadığım "ahbab" biblosu, müzik çalarının adını "ahbabın çağrı cihazı" koyan sevgilim, olur olmaz zamanlarda aniden bizi bulan "saat kaça kadar bana bir parmak bulabilirsin" sorusu, "yöntemleri var", ezberlediğimiz ve olur olmaz zamanlarda tekrar ettiğimiz onlarca replik, yaşı kaç olursa olsun bu muhteşem filmi "fuck"lardan ibaret sanan ergenlere duyduğum sonsuz öfke, sinema tarihinin en iyi kara filmlerinden bir olduğunu ya da muhteşem sanat yönetmenliğini göremeyip sadece komik diye tanımlayanların kırık notları, lebowskifest san francisco ve bir sürü şey daha...

üstelik bu hiç beklemediğim, aklımın ucundan dahi geçmeyen bir gelişmeydi. bir çeşit mucize.

*

coen kardeşler; ethan ve joel nihayet dedikoduları doğrulamış, dünyanın her yerinde milyonlarca hayranı olan bu 'kült' filmin devamı için düğmeye basıldığını açıklamış.

senaryolarını genelde kendileri yazan coenler devam filmi için gage luce'den destek almışlar. devam filmi ilk filmden on yedi yıl sonra geçiyor. amacına ulaşan ve 'ahbab'dan hamile kalan maude lebowski, ahbab'ı arar ve bir oğlu olduğunu söyler. oğlu kaçırılmıştır. sonra olaylar gelişir.

maude lebowski'yi yine julianne moore canlandıracakmış. ahbab "oscarlı" jeff bridges, walter sobchak ise devam filminde de john goodman. 'jesus' quintana rolündeki john tutturo bu defa daha çok süre alacak ve bowling topuyla sevişmekten daha fazlasını yapacak gibi.

filmin en büyük sürprizi ise 'ahbab'ın uzun süredir kayıp olan ve ortaya çıkan kardeşini canlandıracak olan bill murray. ilk filmi cok sevdiğini söyleyen usta oyuncu devam filmi hakkında, "coen kardeşler dude'un kardeşi rolünü teklif ettiklerinde hayır diyemedim. iki bin dört yılında birlikte çalışmak için bir görüşmemiz olmuştu ama o dönemde garfield'in seslendirmesini yaptığım için bu mümkün olmamıştı. onlarla çalışmak nihayet gerçekleşeceği için mutluyum," diyor.

'devam' konusunda eleştirmenler ise ikiye bölünmüş durumda. örneğin, new york times'tan jill bryan oldukça umutlu. ortaya muhteşem bir film çıkacağından neredeyse emin. çünkü coen kardeşlere güveniyor ve merakla beklediği filmler listesinin en başında bu filmin olduğunu saklamıyor.

guardian'dan gwen hawkins ise, bu fikri saçma bulanlardan. bunun, kült mertebesine erişmiş bu filmi kirletmesinden korkuyor. coen kardeşlerin sinemasal başarıları ve yetenekleri bile olumlu düşünmemi sağlamıyor, diyor.

*

bana gelince, başta da söylediğim gibi en başında heyecanlandım. tarifsiz bir sevinç büyüdü içimde. galiba şimdi biraz duruldum. sanırım endişeliyim de. tıpkı üniversite aşkınız şehre gelecekmiş ve gelmeden önce görüşelim demek için aramış gibi.

coen kardeşlerin zekasına ve sinema yeteneklerine güveniyorum. ortaya birincisini aratmayacak bir ikinci çıkartacaklarından hiç şüphem yok. bu yüzden filmin gösterime gireceği iki bin on altı yazı için şimdiden sabırsızlanıyorum.

yine de ben olsam böylesi bir filmin devamını çekmezdim. ki ben eski sevgililerimle de görüşmem. sabırsızım ama 'ikinci film' beklediğim filmlerin ilk sırasında değil.


notgibi: bu yazıyı yıllar önce, rastladığım bir haber üzerine büyük bir heyecanla yazmıştım. yayınlamadan önce son bir araştırma yapınca da bunun bir şaka olduğu öğrenmiştim. silmeye kıyamadığım için taslaklarda çürüyordu. belki de, bir gün kendi kendimle dalga geçersem diye sakladım. bilinç altı bu. derin karanlık. bu sabah kirk lazarus hakkında yazarken, "varsın 'nisan bir' şakası olsun," dedim. 

30 Mart 2019 Cumartesi

orijinal- alt yazılı

"three billboards outside ebbing, missouri" öyle bir film adı ki, tıpkı bir şiirden ödünç alınmış gibi. üstelik türkçeleştirince de değişen bir şey olmuyor: "missouri, ebbing çıkışında üç reklam panosu".

sanki, derin ve uzun bir uykudan dilinizde bir ismet özel mısrasıyla uyanmışsınız gibi.

27 Mart 2019 Çarşamba

tehlikeli şiirler - kırk

bugün tehlikeli şiirler okuyalım leyla
murat güzel'den kış gelmedi* mesela

"Uyanırdık o atmacanın kanat sesiyle, kesik soluğuyla ürperten
keskin ayaz, sabaha and içerek, çatarak kalın kaşlarımızı,
karşımızda yükselen göğsü çimenli dağa bakardık uzun uzun
"dağı dolanan rüzgar bugün de getirmedi" dedi biri, "senden hiçbir koku,
hiçbir iz, hiçbir endişeyle sıkışmadı kalbimiz, ya yağmur hiç yağmazsa
hiçbir korku, hiçbir kuşku: çürüyecekse çürür tuzlu toprağa düşen tohum da"

sürekli sürmeye izini o çığlık çığlığa büyüyen ışığın, bakarken yamaca
gözlerimizde kanat çırpan atmacanın soluk siluetleri
"Hiçbir ordu yok üstelik dağın ardında,
hiçbir ülke, hiçbir hayal işlemez o dağa,
nice ferhadı gömmüşler, bu mudur anlatılır hep böyle,
bu dağın göğsüne, elindeki biçimsiz kazmayla, kocaman
bir mezar kazmış kendine, büzülüp ölmek için şirin özlemiyle
şiirin özlemiyle nice yiğit kör olmuş baktıkça o dağa,
o dağda her güz yanan kocaman ateşler, kocaman ya!
o kıvılcımlarla yere kapanan nice bilge, nice afili battal cümle
zor bela çıktıkça konuşmayı çoktan unutmuş ağızlardan
bize hiç söylenmedi hem kaç ağıda konu edildi o dağın katlettikleri
rüzgar bile zor dokunuyorken belki ürkerek, belki gülümseyerek
belki ufarak parmaklarıyla biçimsiz çalıları ölçerek"

Kaç kez denedik aklımızı senin o büyülü, hep büyülü gözlerinde
kaç kez sürgün yedik, belki berzahtık sen ile ben birbirimize,
birbirimizi birbirimizden geçerek denedik, büyük körlük, büyük ürperti
belki çelimsiz, belki körpe, belki hep gülüyordu o dağ bize
kim anlatacak şimdi içimizdeki o en eski, o en kadim kini
kim uyandıracak sabahı yine erkence, güneşi öpe öpe
kim özleyecek köklerinden sökülmüş o ağaçların serinliğini
o ökse otlarıyla bürünmüş akça söğütleri, dutları, meşeyi
büyük öğretmeni bahçede boy gösteren bütün bitkilerin
bütün şüphelerin, tereddütlerin, öfkelerin ötesinde
belki o büyülü dağ hep içindeydi lime lime olmuş bu yoksul gömleğin

Aramızda sessiz bir dağ ama beklediğimiz kış yine gelmedi"

*: fayrap, iki bin on dokuz - şubat

25 Mart 2019 Pazartesi

on saat

nightcall'la tanıştığım, kendimi bir kavinsky'ye bir london grammar'a vurduğum günlerde bir yarı maratonu sadece nightcall dinleyerek koşma arzusu büyümüştü içimde.

elbette, müzik çalan aletlerin 'tekrar' tuşu faaliyetteydi ama bu başka bir tecrübe olacaktı. neredeyse iki saat. bu daha önce hiç denenmemiş bir şeydi. "manyaklaşma!" dediğimi ve kendimi öyle durdurduğumu iyi hatırlıyorum.

ama -her şeyin bir 'ama'sı olduğu gibi bunun da var çünkü- benden de manyakları varmış. her kimse, tam on saatlik (yazıyla: tam on saatlik. ve burada bir gülümseme ikonu var, iki nokta üst üste ve peşi sıra kapa parantezden mürekkep) nightcall kaydını youtubea yüklemiş.

hafta sonu bir yazıya oturmadan keşfettim. ve ilk dört saatte bir sıkıntı olmadığını söyleyebilirim.

bir de, "ne yapayım? nightcall'un yeni bir coverını mı çalayım?" dediğim günlerden biri değil bu.

21 Mart 2019 Perşembe

kadınlar-erkekler: on sekiz

kadın aşkın, yalnız kendi aşkının değil, erkeğin kendine olan aşkının da her şeye muktedir olduğunu sanıp, büyük laflar eder ve aşkın sınırsız olduğunu söylerken, erkek kadına olan aşkının da kadının ona olan aşkının da sınırlarını görür, aşkın bütün zavallılığını bilir.

20 Mart 2019 Çarşamba

hayal

yazılmamış -muhtemelen yazılmayacak- bir roman için hayal:

*

seni mutfakta bulmak istiyorum.

tezgaha yaslanmışsın, kahve makinesinin hemen önünde. halının desenlerine bakıyorsun. ya da ayaklarına. ayaklarında ucu lacivert, bal rengi çoraplar. kolların göğsünde birbirine kavuşmuş. sağ bileğinde bir gümüş zincir ışıltısı. az önce saçlarına düğüm atarcasına yaptığın, böyle yapmakla ortaya çıkardığın boynuna bakarak, "sihir bu," dediğim topuz dağılmış. yüzün gölgede. fincanı tezgaha bırakırken göğsüm omuzuna dokunuyor. sol yanım sol yanına. kalp çırpınması. kokuna çarpıyorum o patırtı gürültünün arasında. saç diplerinden çıkıp bir armağan gibi dünyaya yayılıyor. yer çekimine yenik saçlarını kulağının arkasına itiyorum. gözlerin gözlerimde. çöl rengi gözlerin var senin.

hayalimin burasında fransız aksanlı almancanla, "yapma," demeni istiyorum. "bu yanlış"... ama seni dinlemiyorum.

17 Mart 2019 Pazar

dakika ve skor

"Benim dışımda içeride tek bir müşteri vardı: yüzünde tütün rengi çiller olan, dalgın, ufak tefek ve zayıf bir genç. Üzerinde kendisine fazla büyük gelen cart sarı bir ceket, yelek ve pantolon, başında ise hasır bir şapka vardı. Sabah ışığının süzülmeye başladığı cam kenarındaki masalardan birine oturmuş, kurşun kalemi ile sessizce defterine bir şeyler yazıyordu.

Oturduğum yerden bu denli hararetle ne yazdığını sordum. Gözlerini defterinden ayırmadan bir relingo gezisi gezisi planlıyor olduğunu söyledi.

"Bir ne gezisi?" diye homurdandım yeni dişsiz, yaşlı ahmak sesimle.

" Boşlukların etrafında bir gezi, efendim, boş arsaların, sahipsiz, yahut belli bir amaca yönelik kullanılmayan, mekânların çevresinde yapılacak bir gezi," diye açıkladı, aynen bu ifadelerle."*


*: valeria luiselli, dişlerimin hikâyesi

14 Mart 2019 Perşembe

bir başka tanpınar portresi

özgür taburoğlu, tanpınar sözlüğü: şahsî bir masalın simgeleri* adlı kitabının "kadın" maddesinde, birbirinden çok farklı karakterler olmasına rağmen leyla** ve nuran***'dan yola çıkarak bir "ahmet hamdi tanpınar portresi" çiziyor:

"Erkekler için bu ayrılıklar arkasında türlü vicdan azapları bıraksa da, yine de özgürleşmelerine, kendi olmalarına yardımcı olur. Bir yandan da aşkın, "sağlam bir trapez olmadığını" bu tecrübelerden sonra anlarlar. Oysa erkek kadında, "sağlam bastığı bir toprak" bulmak ister. Varlığı, geniş âlemi, kâinatı üzerinde endişe etmeden temaşa edebileceği bir zemin arar. Ancak kadın, sonsuzluğu erkeğe katlanabilir, aşina kılan bu sağlam zemin arayışını çoğunlukla kaldıramaz, destekleyemez. Erkekle muayyen bir hayat sürmek, evlenmek, gündelik telaşlar içerisinde olmak ister. İçeriden zengin, ruhu güzel kadın bile, erkeğin gaiple yüzleşmek için kendisini bir medyum gibi kullanmasına tahammül edemez. Adem'le Havva hikâyesinde de olduğu gibi, "Allah'tan uzaklaşmasının" bir tesellisi, geri çekilmekte olan bir sonsuzluktan geride kalan bir parça olmak istemez."

* : doğubatı yayınları, ocak 2019
** : aydaki kadın
***: huzur

12 Mart 2019 Salı

sahte fotoğraf

başlamadan önce vesikalı yarim'i analım hadi. hani, halil sabiha'ya adını sorar, "sabiha," cevabını alınca olaylar gelişir ya.

"sabiha asıl adın mı?"

"yok yalancı. takma isim olsa sabiha mı olur?"

*

dostluğumuz çok eski. okul biter bitmez çalışmaya başladı. iki yıl sonra da ücretsiz izin alıp amerikaya gitti. iznin sonunda dönmeyince müstafi sayıldı doğal olarak. zor bir kaç yıl, gece yarısı telefonları, çinli arkadaşlar falan. alın size o zamanların özeti... galiba yeni bir alanda eğitim almaya da kalktı ama neydi hatırlamıyorum. döner dönmez askerlik ve işine dönünceye kadar babasının yanında geçen, sıkıntıdan patladığı günler.

o günlerde sosyal medya denilen illete yakalanmış. "yalan yok, can sıkıntıma iyi geldi," diyor. dostluklar kurmuş. sevgili bile yapmış. buna biraz şaşırdığımı, "can sıkıntısı insana neler yaptırıyor," dediğimi iyi hatırlıyorum.

sözü uzatmayalım. muhabbet ilerlemiş bu sevgiliyle. e-posta, telefon numarası derken, daha da görünür olma vakti gelip çatmış. kız fotoğrafını istemiş. bizimki de yollamış. doğuştan sürmeli zeytin karası gözleri, ülke standartlarına göre oldukça esmer teni, biçimli yüzüyle korkmasına gerek yok çünkü. kaldı ki, tarz sahibidir. bakımlı, kıyafet tercihleri özenlidir. üniversitede, "süslü" dediğimiz birinden bahsediyorum ne de olsa.

"hangisi?" diye sordum sanki bütün fotoğraflarını biliyormuşum gibi. "köprüde. senin çektiğin," dedi. hatırladım. sonbahar gelmiş ama yaz bitmemişti. misafir konumunda olmanın şımarıklığıyla, ben balık yemek istiyorum, diye tutturmuştum. yakari'yle bir olup, köprü'ye gidelim, dediler. gittik de. ikisini yan yana oturtup, ikinizi de görmüş olurum, diyerek karşılarına geçmiştim.

deniz çok güzeldi. eminönü, iyice eğikleşen güneş ışığının altında altın rengine boyanmıştı. balıklar henüz gelmemiş ama ikisi alkol denizinde usul usul kulaç atmaya başlamıştı.

ama yakari'yi kesip atmış yanından. kız fotoğrafı alınca, sormuş: "bu gerçekten sen misin?" bizimki de, bu soruyu neye yoracağına bilemediği için "yok sahte. sahte fotoğraf olsa bunu mu yollarım?"

"bence sevinçle demiştir," dedim. "sonunda soru işareti değil, ünlem işareti de olabilir," diye devam edecektim ama beni susturdu. "bir önemi yok artık."

8 Mart 2019 Cuma

paralel evrenler: on bir

pessoa ve blanchot.

özet yerine: huzursuzluğun kitabı ve yazınsal uzam.

bir portekizli -pardon lizbon"lu-, bir de fransız.

lizbon'lu olan "hiçbir şey olmamayı" isterken şair, yazar ve anlatılara konu olmuş, fransız ise tercih ettiği kayboluşa rağmen dil bilimci, edebiyat kuramcısı ve yazar olarak anılıyor.

ilki karakterler değil yazarlar yaratıp onlara anlattırmış varoluşunun ona ettiklerini. ikincisi ise ömrünün yarısından sonra çekildiği inzivada, kendini adadığı suskunlukta anlatmış hikâyesini.

yine de benzer sorulara varmışlar:

"öyleyse kim kurtaracak beni var olmaktan?"*

"yok olmak için ne yapacağız?"*

*: fernando pessoa

**:maurice blanchot