21 Şubat 2020 Cuma

ll. tuzlu

yeni bir kucaklama hayvanı varmış.

yengesi hediye etmiş. annesinin dayısının eşi, dayısının değil.

sibirya kurdu. karın bölgesi ve bacakları beyaz, geriye kalan gri. gözleri buz mavisi, burun sert, siyah plastik. "adı var mı?" diyorum.

"var. tuzlu."

"neden tuzlu?"

"tüylerinin arasında beyaz tüyler var da ondan. sanki tuz dökülmüş gibi."

*

ne zaman farkına vardım bilmiyorum ama öykücü'nün burçlarla dalga geçtiği, aslan burcu için "sizi gidi kocaman kediler" dediği gün olabilir: "kedi sevmem ben. kedi seven kadınları severim. üstelik onlar da beni severler. hem de çok severler."

onun da vardı. nasıl da kıskanırdım. ama o şaka sanırdı. oysa biraz dikkatli baksa, tam da tuzlu'nun durduğu yerde olmak istediğimi görecekti.

tuzlu'ya sarılıp uyuyordu meselâ. iki yastıkla yatmaya alışkındı ama onun gelişinden bu yana yastıklardan birini ona terk etmişti. uyandığında patisi yüzünde oluyordu çoğu zaman tuzlu'nun. yüzünü yüzüne sürüyordu. tuzlu kimselere aldırmıyor, gelip başını dizine koyuyordu.

ah! ben de isterdim. hem de nasıl isterdim. ki parmak uçları braille alfabesiyle yazılmış bir metni okuyan görme engelli gibi yüzümde dolaşsın. parmakları saçlarımın arasında gezinirken bir şeyler anlatsın. ne olduğu hiç önemli değil, sadece anlatsın.

bazan tuzlu olurdum bile isteye. daha doğrusu onun yerine konuşurdum. meselâ, tuzlu'yu "spinozam" diye sevdiğini söylediğinde: "sahibem olacak manyak, sırf söylemesi keyifli diye bana spinozam diye sesleniyor. oysa ben adımın toros olmasını isterdim. ki toros, antik çağda boğa gibi güçlü demekti."

sonra tuzlu odasının orta yerinde bir heykel gibi durabiliyor, kedi gözleriyle her şeye bakabiliyordu. benimse, bitmemiş bir romandan alıntılayarak söylersem; "allah ya da tanrı, "eğer sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım," diyerek iltifat ettiği son peygamberi hz. muhammed'e bahşettiği -muhammed ki, bütün müslümanların dediği gibi "allah'ın selamı onun üzerine olsun"- miraç tecrübesini biz sıradan kullarının da yaşamasına izin verseydi, ya da biz ölümlülerin dünyayı biraz olsun anlayabilmek için sığındığı fizik kuralları bu denli katı olmasaydı" keşke demekten başka şansım yoktu.

ve bir gün, bu tarz hikâyelerde hep olduğu gibi, kız o odalardan gitti. ortak yazgıya işaret gibi hem beni hem tuzlu'yu geride bıraktı.

*

"niye sustun? yoksa adını sevmedin mi?"

Hiç yorum yok: