her gençkız ruhta birikmiş sözlerin
sürgüsü açılsın diye
hep gezintiye çıkar.*
gençkız değil aslında. bir adam. kırklı yaşlarda. ama görseniz, siz de benim gibi adam demek yerine 'çocuk' demek isterdiniz. her daim kırmızı yanakları, yerinde duramayan, sürekli hareket hâlindeki küçücük mavi gözleriyle çok daha genç duruyor çünkü.
adını bilmiyorum ama sürekli karşılaşıyoruz. sokakta, koşu yolunda, market sırasında vs. ama başlangıçtan da anlaşılacağı üzere daha çok kırda, bayırda, şehrin bitip tarlaların başladığı yollarda karşılaşıyoruz.
ve ne zaman karşılaşsak durmak, onu dinlemek ihtiyacı hissediyorum. bazan bir dakika, bazan bir saat. vaktim yoksa müsade istiyorum, aksi takdirde başımın üzerinde yeri var.
ilk defa havuz dönüşü sohbet etmiştik. düzenli spor yapmak istediğini ama beceremediğini söylemişti galiba. ben de, ezber cevaplarımdan bir kaçını söylemiş, her şeyin kendi zamanına sahip olmakla alakalı olduğunu falan iddia etmiştim hatırladığım kadarıyla.
evet, ezber. çünkü, kendisini tanımıyordum ve "isterseniz olur"cu kolaycılardan değilim. üstelik, her şey gerçekten zaman meselesi. sabah ezanıyla evden çıkıp yatsıya zor dönen bir babaya kitap okumuyor demek ise davarlık.
onun anlattıklarından parça parça birleştirerek çıkarttığım hikâyesi de şöyle: kırklı yaşlarda, çalış(a)mıyor, eşinden ayrılmış, iki kızı annesiyle yaşıyor, kendisi de aile evine geri dönmüş.
bunları soru sormadan, günden güne öğrendim. çünkü kendisi soru sorulmadan, bir kitaptan okur gibi anlatmayı tercih ediyor. yalnız kalmaktan nefret ediyor, tuvalette bile sohbet edecek birilerini istiyor, ailesini yormuş bu durum, konuşacak -pardon, dinleyecek- birilerini bulmak için dışarı çıkıyor, konuşmak ona iyi geliyor, genelde o sabah ilacını almamış oluyor.
bazan sorduğu soruya cevaben kendimden bahsetsem de, anlattıklarına itiraz etmiyor sadece dinliyorum. ama ilaç bahsinde hep aynı şeyi söylüyorum: doktor kullan diyorsa kullanacaksınız.
geçen gün yeni bir bilgi eklendi bu hikâyeye. zaten bu yazıyı yazdıran bu bilgi. annesinde de varmış bu rahatsızlık. hatta dedesinde de. yani genetik miras. yani bu duruma rağmen bu adam evlendirilmiş. ve buna rağmen ebeveyn olmasına kimse itiraz etmemiş.
kötülük bu, dedim içimden. belki de eşinden saklanmıştı bu durum. tanımadığım bir kadın için üzüldüm. hâlâ üzülüyorum. sonra o iki kız çocuğu geldi aklıma. onlar için ömür boyu üzüleceğim.
"alçaklık bu," diye devam ettim, bu adamı değil ailesini ve akrabalarını kastederek. "değil ebeveyn olmasına, bazı insanların evlenmesine dahi izin verilmemeli."
*:ismet özel, bir yusuf masalı - birinci bab: şivekâr'ın çıktığıdır
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder