fark etmez. okurum. yeter ki beni ikna etsin.
en sevdiklerim listesinde hem genazino hem javier marías'ın aynı anda olması tam da bu yüzden. oysa biri nakavtla, diğeri sayıyla biten boks maçlarının anlatıcısı.
aynı mantıkla, pornografiye dönüşmediği, yazanı o anlardan prim yapmaya niyetlenmediği sürece mahrem anların kelimeleşmesine de varım. raziye, bir oyun bir eğlence, decameron, hatta dede korkut masallarında olduğu gibi. üstelik keyifle okuduğumu saklamayacağım.
ama ben sadece kelimelere muhtaç olanlardan değilim. imaya da varım. problemin çözümünün okuyucuya bırakılmasına. bakışları sayfadan kaldırıp uzaklara bakmaya. gözlerin dünyaya kapanıp hayallere açılmasına.
tıpkı alper canıgüz ve afşin kum'un yaptığı gibi:
gizliajans... musa sanem'e küçükken banyo yapmaktan nefret ettiğini anlattıktan sonra, biraz da damarlarında dolaşan alkolün etkisiyle "sen bana banyo yapmayı yeniden sevdirebilirsin diye düşünüyordum," der ve "deneyelim bakalım" cevabını alır.
ama son sözü alper canıgüz söyleyecektir: sonra... sonrası mahrem.
sıcak kafa... murat siyavuş ve şule, salgının orta yerinde, şule'nin babası fazıl beyden kalma bebek'teki bir dairede yanyana oturmuş yeni türkü'nün günebakan albümünü dinlerken, olmasa mektubun başladığında şule başını murat'ın omzuna yaslar.
ve mikrofona afşin kum gelir: ve... gerisini biliyorsunuz zaten.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder