16 Ocak 2026 Cuma

son akşam yemeği

ara sıra karşılaştığım, karşılaştıkça da sohbetleşmekten, iki lafın belini kırmaktan keyif aldığım, hayatlarının "üniversite sonrası iş öncesi" dönemini ifa eden bir çift var. dün akşam onları gördüm.

tam da bir lokantada siparişimin gelmesini bekliyordum. kurt gibi açtım, kağıt peçeteleri yememek için kendimi zor tutuyordum.

/merak etmeyin, yalnız değildim. hatta, "akşam yemeğine kiminle çıkmak isterdiniz?" sıralamasının birinci basamağı karşımdaydı.

sıralama deyince, selçuk'un bambaşka bir sıralamada ikinciliğe gerilediğini hatırladım. ve bunu ona hatırlatınca nasıl öfkelendiğini.

bir bilseniz, nasıl keyifli?

keşke, buradan haberi olsaydı da bu satırları okusa, yeniden hatırlasaydı./

onlar ise kardan hafif adımlarla sokak lambaları ve camekan ışıklarının aydınlattığı kaldırımda yürüyor, muhtemelen yurt niyetine kaldıkları evlerine gidiyorlardı. o ikisi nasıl da keyifli, nasıl da güzeldiler.

üstelik sadece gençlik vurdum duymazlığının doğurduğu bir keyif ve güzellik değildi bu. bir arada olmaktan keyif alıyorlar, karşılıklı güzelleşiyorlardı.

"tıpkı," düşündüm kullanmayı sevdiğim bir ifadeyle. "tıpkı, bir insanın sevdiği tarafından çekilen fotoğraflarda güzel çıkması gibi. her an birbirlerinin fotoğrafını çekiyorlar sanki."

sonra dua ettim: aman bozulmasın, allah bu mutluluklarını korusun.

/artık yatsıyı cemaatle kılan, namazdan sonra çay ocağında takılan emekliler gibi etmedim bu duayı.

bir güzelliği inandığı en büyük güce emanet eden biri olarak ettim./

amin.

Hiç yorum yok: