1 Haziran 2022 Çarşamba

bizden içeri

iyi tanıdığımız, iyi tanıdığımızı düşündüğümüz birinin olmaması gereken bir yerdeki mevcudiyetine şahit oluruz bazan. şaşırmamak gerektiğini biliriz de şaşırmaktan kendimizi alamayız. biliriz, çünkü "insanlar aya benzer". şaşırırız, çünkü "bir yüzleri daima karanlıkta kalır".

yanımızdaki hâlini biliriz de evde, yatak odasında, yemek yaparken, araba kullanırken, bir odada tek başına delirirken nasıl birisi olduğunu bilemeyiz.

kız evi terk eder, kocası için "pırlanta gibi çocuktu," deriz. "acaba başkası mı var kızın hayatınds?" oysa o çocuk bizim yanımızda pırlanta. evde, yatak odasında, yemek yaparken, araba kullanırken, bir odada tek başına delirirken nasıl birisi, kim bilir?

bir başkası gece uyurken kocasının üzerine kaynar su döker. oysa 'melek gibi'dir, nasıl olabilmiştir olanlar? evet, onu da bilemeyiz evde, yatak odasında, yemek yaparken, araba kullanırken, bir odada bir başına delirirken...

ama şunu biliriz; insanlar sadece deliliğin, cinnetin tohumlarını değil her şeyin ihtimalini taşır içinde. doğru, biz de...

bizi durduran da çoğu zaman toplumsal, seküler ya da dini kurallar ve kendi kendimize koyduğumuz sınırlardan başkası değildir. bazan da çocukluktan bu yana edindiğimiz, yıllarla sınırlarını belirlediğimiz kişiliklerimiz mani olur bize. "vişne seviyor olmak vişneli pasta sevmeyi gerektirmez," deriz mesela.

/benim ölçüm ise bir soru: değer mi? duvara tosladım, uçuruma yuvarlandım ama "değer" cevabını verdiğim hiçbir yoldan geri dönmedim. düştümse kendim düştüm./

başladığımız yere dönersek. biz insanız. içimizde azize de var orospu da. iyi, kötü. kirli, temiz. durduğumuz yere razılık, bilmediğimiz dünyalara merak.

içimizde deliliğin ve cinnetin tohumları var. yeşerecek iklim ve toprak bekleyen, hatta arayan ihtimaller denizi...

bu yüzdendir bir ilişkide edilgen olmayı tercih eder diğerinde etken oluruz. birinde duvarlar çınlatan kahkahalar, diğerinde sanki fazlası ayıpmış gibi tebessüme sığdırılmış gülmeler. birinde üstte, diğerinde altta oluşumuz. birinin tarihçesini tutarız da diğerinde nerede, nasıl tanıştığımızı unuturuz.

"çok değiştin" diye suçladıklarımız değişmemiş, o ana kadar geri planda tuttukları yanlarını, fikirlerini, tarzlarını 'er meydanı'na sürmüştür yalnızca. bambaşka bir hayatı değil, o güne kadar yaşamayı tercih etmedikleri bir hayatı seçmişlerdir.

tam da bu yüzden yanında kendimiz olabildiğimiz insanlar, bizi en çok sevenler ya da en çok sevdiklerimiz değil bizi yargılamayan ve olduğumuz gibi kabul eden, başka bir deyişle bizi dar bir çerçeveye hapsetmek yerine özgürleştirenlerdir.

çünkü aklımızı terk etmek, doğrularımızı unutmak ya da inançlarımızdan soyunmak olmasa bile arzumuz, eğer istersek terk edebileceğimizi, unutabileceğimizi ya da soyunabileceğimizi bilmek muazzam bir konfor.

4 yorum:

she is the man dedi ki...

O kadar güzel bir yazı olmuş ki, okumaya doyamadım. Döndüm başa bir daha okudum.

verbumnonfacta dedi ki...

evet, bazan olur öyle. o yüzden çabucak geçelim.

pek siz? stanislas wawrinka'yı biliyor musunuz? çünkü seçtiğiniz müstear onu, yani "stan the man"ı hatırlatıyor.

she is the man dedi ki...

Maalesef ki bilmiyorum. İlk kez sizden duydum.

verbumnonfacta dedi ki...

güzel bir adamdır. tek el backhand'ine hasta olmamak imkansızdır.