23 Mayıs 2022 Pazartesi

üçleme: içime attıklarım

ne zaman sosyal medya bahsi açılsa, "bu deniz feneri yalnızlığı olmasaydı muhtemelen sosyal medya hayatımda bu denli yer tutmazdı, belki de hiç olmazdı," derim. yine öyle olsun.

ama mevzuya giriş yerine. yoksa şikayetçi sayılmam. hatta sevdiğim bile söylenebilir. sosyal medyaya ayrılan süre bahsine gelince, "neyin fazlası zararlı değil ki?"

sadece, her alanda olduğu gibi burada da kendime koyduğum kurallar var. müstear mesela. sosyal medyanın doğasına daha uygun olduğunu düşünüyorum çünkü. üstelik, ne insanlara söyleyecek yüksek fikirlerim ne de bahanesiyle kendimi reklam edeceğim mesleki bilgilerim var. yazar da değilim ki, "artık okura emanet" notuyla yeni kitabımın kapağını en üste sabitleyeyim.

bir diğer önemli kural ise, ben hıyarım diyene elimde bir kase yoğurtla koşmamak. başka bir deyişle her türden tartışmadan uzak durmak, fikir ayrılıklarında ve aptallıklarda sakin kalmak.

levent cantek'ten (ç)aldığım bir cümle de bana bu yolda kılavuzluk etmekte: memleketten soğumak istiyorsan sosyal medyada yorum okuyacaksın, kendinden soğumak istiyorsan bu yorumlara cevap yazacaksın.

yazlık site yöneciliği ile meşgul emekli asker değilim belki ama ben de insanım. konulara sadece köpürtmek için dahil olsam da bazan içimden cümleler geçiyor, "ulan!.." diyorum.

bu yazı tam da bu yüzden. içime attıklarım üçlemesi. ve hep olduğu gibi kişisel.

bir:sarper günsal ve berkem ceylan. "bisikleti türkiyeye sevdiren sesler"... bu ifadeyi geçenlerde duydum. duymadımsa da uydurdum. ama güzel uydurdum. o ikisi yol bisikleti yarışlarını sevme sebebim değilse de izleme sebebimdir diyebilirim. caner eler'in zaman zaman verdiği katkıyı saymazsak türk seyircisinin de benim gibi düşündüğüne, onlar sayesinde bisiklete ilginin arttığına eminim. sadece yarış anlatmaz, bisiklete dair hemen her etkinlikte de görev alırlar.

onlar anlatırken televizyon evde ses olsun diye açılmış bir elektronik alet olmaktan çıkar ve iş bambaşka bir tecrübeye dönüşür. sanki yemeğe davet ettiğim iki arkadaşım biraz erken gelmiş, ikisi televizyonun karşısında takılırken ben de kalan işleri tamam etmeye çalışıyorum. onlar da bir yandan televizyon seyredip bir yandan sohbet ederken, arada çok sevdikleri ve bildikleri bisiklet sporu ve o gün koşulan yarışa dair bilgiler araya karışıyor. ve ne zaman yarışta kaza, atak gibi sıradışı bir durum olsa heyecanlanıp sesleri yükseliyor.

bu ara yılın giro, yani italya bisiklet turu günleri. neden bilmem, sarper günsal ve berkem ceylan geçmiş yıllara göre daha az görev alıyor bu sene. hâl böyleyken onları diğer spiker arkadaşlarla karşılaştıran, "niye yoktunuz?", "sizsiz keyfi yok" vs. tarzı yorumlar çok oluyor.

işte bu tarz yorumlara uyuz oluyorum. çünkü böyle bir karşılaştırma hem onlara hem diğer arkadaşlara haksızlık. çünkü arada kulvar farkı var karşılaştırma benzerler arasında yapılır.

iki: ikinci ayar olduğum grup ise jaguar kitap kapak sevicileri. daha önce de söylediğim gibi jaguar kitap son yıllarda en çok sevdiğim yayınevi. içerikler mükemmel, yazar ve edebi tercihleri harika, kapakları muhteşem.

ama... evet, ama... insanların 'jaguar kitap kapakları'nı övmesinden, kelimenin tam anlamıyla orada takılıp kalmalarından sıkıldım. kapaklar güzel, hatta muhteşem. itiraz etmiyor, emeği geçenlerin ellerinden öpüyorum ama içerikleri de muhteşem.

aşın o kapağı, içine girin kitabın. biraz da kitaplardan konuşun. siz bana bakmayın, 'zarfa değil mazrûba bak'ın.

üç: batılı siyasetçilerden çok her fırsatta batılı siyasetçi övenlerden nefret ediyorum. bunu 'bizim siyasetçiler daha iyi' diye anlayacak akl-ı evveller çıkabilir. hepsinin canı cehenneme. kaldı ki, bence siyasetin içinde bir dönemden fazla kalan herkes cehennemlik.

yok efendim, bilmem nerenin başbakanı işe bisikletle gidiyormuş. cumhurbaşkanı bilmem ne uçak biletini kendi alıyormuş. meclis başkanı bilmem ne apartman dairesinde oturuyor, üstelik pencere camlarını bile kendi siliyormuş.

bu insanlar savaş çıkarıp acılara sebep olan antlaşmaların altına imza atmasalar iyi bir şey aslında yaptıkları. ya da az gelişmiş ülkelerin kaynaklarını sömürmeseler, afrika'nın sıcağı yetmezmiş gibi orada yangınlar çıkarıp o yangınlara körükle gitmeseler. sana oy verenler dünya kadar enerji kullanabilsin, rahat rahat tüketsin diye bir sürü yılanlık yap sonra da işe bisikletle gittiğin için bazı aptallar seni alkışlasın. harika!..

paha biçilemez olana gelince, -hem ayar olduklarım listesi hem paha biçilmez... tam bir oxymoron örneği- kesinlikle ve kesinlikle, herhangi bir şeyi bahane ederek öğrencilerinin fotoğrafını ya da videosunu paylaşan öğretmen tayfası.

oysa yaptıkları hem etik dışı hem suç. olur olmaz her şeye fetva veren din adamlarını, her konuda fikir sahibi kanaat önderlerini, problemin ne olduğunu bilen ama çözmeyen siyasetçileri geçtim herhangi bir velinin bu duruma tepki göstermeyişi ise tuhaf.

öğretmeni benden habersiz -kaldı ki, haberim olsa dahi müsade etmem- çocuğumu sosyal medyada paylaşsa canına okurdum. anasından emdiği sütü burnundan getirmek için elimden geleni ardıma koymazdım.

6 yorum:

pelinpembesi dedi ki...

Sondan başlayayım vnf :)
Kendi adıma sınıfımı, köyümü ve öğrencilerimi paylaşan biriyim. Dediğin çok doğru, sosyal medyada çocuk paylaşmak suç. fotoğraflarımda çocukları ayan beyan çekmemeye dikkat ediyorum, tam da dediğin sebepten. paylaşma amacım hafta içinde yaptıklarımızı arşivlemek.
Yabancı siyasiler hakkında yazdıklarına sonuna kadar katılıyorum.
Jaguar kitap konusu da çok yerinde bir tespit. Benim kızda kapağına göre kitap seçip alıyor ama hadi ona daha yolun başında diyorum. koca koca insanlar böyle yapıyorsa zaten ederini ortaya koymuş oluyor.

verbumnonfacta dedi ki...

bazan instagram sokağındaki sayfanıza rastlıyorum ama bahsettiğiniz tarzda bir fotoğraf kalmamış aklımda. sizi tenzih ederek, bu insanların "bir kaç like uğruna" bunu yaptığını düşünüyorum ve bu "gösteri çağı"nda bile buna değmez diyorum.

pelin'i dövmemi ister misiniz? ya da ben ellerini tutayım siz vurun :) hepsi zaman meselesi. sizden ve eşiniz beyfendiden bir şeyler nasiplendiyse o akıp yolunu bulacak. sabırlı olun, sakin kalın. kızınız hakkında endişelenmeniz gereken tek şey sağlığı sihhati. bunun dışındakiler zamanla güzelleşecek, düzelecek şeyler. hem ebeveynler nereden biliyor çocukları için istedikleri her şeyin doğru ve güzel olduğunu?

dediğim gibi, görüntü çağındayız. kitap paylaştığını iddia eden sayfalar bile öyle. dilerim, her şey olmadığını anladığımız günler gelir. yüksek bel pantolon giyen ablalar o günlerin uzak olmadığını söylüyor bana. görüntü önemli olsa, o kadar çirkin bir şeyi baş köşeye koymazlardı herhalde.

she is the man dedi ki...

Sevgili Pelinpembesi sizi son yazısında anınca kalktım geldim ve de çok hoş bulmuş hissettim.
Yorum penceresinin ayrı sayfada açılması çok güzelmiş bu arada belirtmeden geçmek istemem. :)
Kişisel instagram hesabım öğretmen dolu o yüzden durdum bir düşündüm ama yok o tarz bir öğretmen yokmuş çevremde sevindim. Ve sonuna kadar da hak veriyorum. Suçtur, paylaşılmamalı, ben olsam bende burunlarından fitil fitil getiririm.
Batılı siyasetçiler bu işleri zaten tam da bu amaçla yapmıyor mu? Ve de hedefine cuk diye de ulaşıyor. Bizim işte verilen aklı kullanmayı düşünmeyip açılmamış paket şeklinde ahirete götürecek olan arkadaşlar da böyle alkış tutuyor.
Niye bilmem yazdıkça yazasım geldi.
Sevgiler.

verbumnonfacta dedi ki...

anılmak kötü değil. yeter ki iyi konuşulsun hakkımda. yorum sayfasıyla tek tasarrufum var, o da moderatör. blog benim, herkes her istediğini söyle diye. başka bir düzenleme düşünmedim. kaldı ki, blog on üç yıl önce ne ise bugün de öyle. değişen benim.

öğretmenleri sevelim. diğerlerini de. ama doğrulardan taviz vermeyelim.

pelinpembesi dedi ki...

AA instagramda var mısın , hemen bulmalıyım.
Yarama parmak bastın , Pelin! Lisede kitap okumayı bıraktı, o da bir anne -kız çatışması, bir reaksiyon diyorum. Olması gereken, tam zamanında. Devamlı okuyan anneye tepki. Yalnızca bu sene tekrar kitap almaya başladı, seçerken kitap kapaklarına bakıyor. sonra da takma tırnaklarıyla fotolar çekiyor sanal yerler için :) Eh gençlik işte diyorum ama bir yanımda böyle olmayan , şuurlu gençlerde var. Biz nerede yanlış yaptık'a dönüyoruz her seferinde. Ben böyle değildim, lise de okumadığım klasik kalmamıştı ki, hiç bir zaman kitap almayan bir babam olmasına rağmen.

verbumnonfacta dedi ki...

yıllar evvel okuduğum bir kitapta, bilimadamlarının ( o zamanlar adam demek erkek değil 'insan teki' ve birey demekti ve aklımıza başını mikroskoba eğmiş bıyıklı insan türü gelmezdi yalnızca) eski mısır'dan kalma bir papirüs bulduğunu ve üzerinde, "gençlerimizin akibetinden endişe ediyoruz, galiba ahir zamana kaldık" yazdığından bahsediyordu. çocuk aklımla kuşak çatışması denilen fikir ayrılığının her zaman var olduğunu, bir önceki kuşağın yeni kuşakları, eskinin yeniyi 'tutucu' bir bakışın altında gördüğünü anlamıştım.

'bekar ve boşanma' kelimelerini içeren deyimi aklımda tutarak devam edersem, pelin'in yaptığı her şey yanlış olmayabilir. biraz sabırlı olmak ve çatışmaktansa
anlayış göstermeyi tercih etmek en doğrusu sanki. kaldı ki, eğitim sistemlerinin enjekte ettiği tavsiyeler bile dönüştü artık. bizden önceki kuşak, 'özgürlük', biz 'eşitlik' diyerek büyüdük ama şimdiki nesle öğretilen şey 'bireysellik'. farklılık elbette olacak.

ama iyi biri olması, şefkatli, anlayışlı olması için elinizden geleni yapın. ben de buradan dua ederim sizin için.

telefonda ya da sosyal medyada zaman geçirmeleri de problem değil bence. sadece dışarıda bir hayat olduğunu unutmasınlar, her şeyi unutup çok fazla zaman geçirmesinler. oraların kelimenin tam anlamıyla sanal olduğunu unutmasınlar.

bahse değmez bir hesabım var instagramda. ki aramaya, bulmaya değsin.