3 Mart 2017 Cuma

yaşadığımız hayat

bakmayın siz, "modern zamanlar inancımızı alabilir, inanma ihtiyacımızı değil" diyerek şu 'ahir zaman'a sesimizi yükselttiğimize. bu cümle twitter için. ya da kısa mesaj. belki başka paylaşım sitelerinde de şık durabilir. ama çoğu aforizma gibi görüntüde güzel ve sadece konuya girmeye yarıyor.

artık inanamıyoruz, güzel bir şairden ödünç aldığımız "aşkım da değişebilir, gerçeklerim de" savunmasını yitirdiğimiz inanma yeteneğimize bahane ediyoruz gün boyu. diğer yandan "bir fikre sadakatle bağlanabilmeyi çok isterdim" diyerek inananlara inanıyoruz. çünkü masrafsız. emek yok, ter yok. ve dahi göz yaşı...

artık sevemiyoruz; yalnızca seveni seviyoruz. çünkü sevmenin zaman isteyen, mesai isteyen bir yanı var ama bizim işimiz çok.

ne istediğimiz hakkında çoğu zaman fikrimiz, seçmekle risk almaya ise cesaretimiz yok. ancak bir başkasının istediğini, başka bir deyişle başkalarının onayladığı şeyleri isteyebiliyoruz. daha önce kimsenin gitmediği yollar, ayak izi olmayan patikalar eski anlatılarda bir konudur yalnızca. ya da uzak doğu öğretilerinde.

istemek, yapabilmek ve bilmek eylemlerini terk etmedik. sözlüklerde yerli yerinde. ya içimizde? bize sunulan seçeneklerden birini istiyoruz. sınırlı bir alanda istediğimizi yapabilir, dilediğimiz oyunu oynayabiliriz. bildiklerimiz ise, eğitim aldığımız alan dışında hep aynı.

hayatımız tekrar, tercihlerimiz taklit. biz gerekli yerleri dolduruyoruz ve bilgisayarlar, programlar bizim adımıza karar veriyor. makineler seçiyor mesleklerimizi, sevgililerimizi, hayatlarımızı.

kişiliğimizi ise burçlar. yoksa, güneş, dünya ve yıldızların doğduğumuz andaki konumu mu demeliyim?

iyi ya da kötü bir fikre sadakatle bağlanmak bir lütuf. birini özlemek, burnunuzun direğinin sızlaması, hayal kurmak...

sözü uzatmak boş. inanmakla başladığımız bu metni başladığımız gibi bitirmek en iyisi. kader'in* sonunda bekir'in dediklerinden bir cümleyle. biraz küfürlü ama olsun: herkesin inandığı bir şey vardır bu amınakodumun hayatında. benimkisi de sensin, n'apayım?


*: zeki demirkubuz, 2006

2 yorum:

pelinpembesi dedi ki...

Bu gerçekçi tespitleri Kader'e bağlayarak bitirmekte güzeldi. İnanç çağımızda arkaya atılmış bir unsur gibi gözükse de kurtuluş bulabileceğimiz
bir kapı bence. Bunca yapay renklendirme, hayat kurguları bir anda
bizi içine alsa da büyük boşluklar açıyor ruhumuzda. ruhumuzu
sakinleştirecek, iyileştirecek şey inanç, artık neye olursa o size kalmış.
sevgiler vnb bu arada , ne zamandır yazamasam da okuyorum tabi ki :)

verbumnonfacta dedi ki...

adı üzerinde, ahkam kesmek benimkisi. hayatı çözmüş gibi ya da küstah görünme tehlikesine rağmen kendi kendime konuşmak...

inanç bir konfor alanı. ve ben aklıyla inanamadıklarına kalbiyle inanabilenlerdenim. belki de ruhum ancak böyle huzur bulabiliyor.

kader bahsi ise uzun. bu yüzden film hakkında yazmaya çabaladıklarım bir türlü bitmiyor.

oraya da sevgiler. saygılar. iyi dilekler.