27 Kasım 2023 Pazartesi

tehlikeli şiirler - altmış yedi

bugün tehlikeli şiirler okuyalım leyla
sezai karakoç'tan kar şiiri mesela

Karın yağdığını görünce
Kar tutan toprağı anlıyacaksın
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın

Allah kar gibi gökten yağınca
Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
Başını önüne eğince
Benim bu şiirimi anlayacaksın

Bu adam o adam gelip gider
Senin ellerinde rüyam gelip gider
Her affın içinde bir intikam gelir gider
Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın

Ben bu şiiri yazdım aşık çeşidi
Öyle kar yağdı ki elim üşüdü
Ruhum seni düşününce ışıdı
Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın

23 Kasım 2023 Perşembe

iki şarkı

mikrofona ingiliz yazar rachel joyce geliyor ilk önce:
"onu her zaman özlüyorum. gittiğini biliyorum, acıya alıştığımı da... her gün geçtiğim yolda büyük bir çukur vardı. ilk zamanlarda çukurun orada olduğunu unutup içine düşüyordum. çukur hâlâ orada, ancak düşmemek için çukurun varlığını unutmuyorum ve etrafından geçmeyi öğrendim."
*

ardında bıraktığı boşlukta yeni zelandalı katherina mansfield var şimdi:
"sessizlikten bir uçurum bizi birbirimizden ayırıyor.
bir tarafında ben duruyorum uçurumun, öbüründe sen.
seni ne görebiliyor ne de duyabiliyorum, yine de orada olduğunu biliyorum.
çocuksu adınla çağırıp duruyorum seni
ve feryadımın aksi senin sesinmiş gibi yapıyorum.
bu uçurumu nasıl kapatabiliriz? konuşarak ve dokunarak olmaz asla.
gözyaşıyla tamamını doldurabileceğimizi düşünürdüm önceden.
artık kahkahamızla yırtmak istiyorum onu."*


*:the gulf, poems,1923. çeviri: sermelix

20 Kasım 2023 Pazartesi

aşk gibi

"yaprakla yağmurun aşkı"* değil ama. "rüzgâr ile çiçekli gömlek"in aşkı.

*

bir arkadaşım -kendisi, o çay bahçesi benim bu çay bahçesi senin dolaşıp daha yayınlanmamış kitabının telifini kaptıracağı, yeğenine matematik çalıştırıyormuş gibi yapan adamlar aramaktan fırsat buldukça buraya yazdıklarımı okur. gerçi, artık iki adım atınca nefesi tıkandığı, "dünyayı seyretmek için ne güzel yermiş" bahanesiyle, nefes nefese bulduğu ilk yere oturduğu, ama konunun "dünyayı seyretmek"le bir alakası olmadığı için bu aralar daha sık okuyor galiba- enstantane başlığıyla buraya taşıdığım ve kelimelerle çektiğim fotoğrafların sonuncusuna, "fotoğraf değil de gif sanki" deyince fark ettim.

/kabul, o demeden de fark etmiştim ama öyle anlatmak kulağa daha hoş geliyor./

orada anlatılanlar nasıl da bir aşka benziyor: aniden ortaya çıkan biri (rüzgâr) mutfakta hayaller kurarak çorba karıştıran ya da "ütü yaparken izlenecek diziler"den bir tanesini karşısına almış ütü masasında oradan oraya gezinen birinin (çiçekli gömlek) aklını karıştırır, başını döndürür. sonra o biri (rüzgâr) geldiği gibi gider, çünkü o doğasına uygun davranmaktan, yani esmekten başka bir şey yapmamıştır ve nelere sebep olduğunu düşünmez bile. ne de olsa masumiyet insanın -pardon rüzgârın- en büyük gücü. hem hangi rüzgâr rüzgâr olmaklığını sorgu odasına hapseder ki? ama mutfakta ya da salonda durum eskisi gibi değildir artık. bir anlık da olsa sınırları ihlal edilen (çicekli gömlek) o sırada çorbayı karıştırmayı unutmuş, çorbanın dibi tutmuştur. bırakın ütülenen bluz, masa bile yanmıştır.

evde durum ne olur bilinmez. ama rüzgârda çicekli gömleğin hatırası kalmıştır. burada şüphe yok.


*: ismet özel, sebeb-i telif

17 Kasım 2023 Cuma

bekleyiş

bugün. akşam üzeri. hava karardı, kararacak. genç bir çifte rastladım. muhtemelen yirmili yaşlarda.

üç dört yaşlarında bir çocuğun oyununu bitirmesini bekliyorlardı. lastik çizmesi, su tutmaz pantolonu ve yağmurluğu ile sudan ve yağmurdan yana emniyete alınmış bu çocuk çamur rengi, genişce bir su birikintisinin içinde ileri geri neşeyle koşup duruyordu. ama nasıl bir neşeyle...

anne ve babanın yanında durup bir süre ben de seyrettim koşturmayı, neşeyi, mutluluğu.

bir kaç dakika sonra, "iyi akşamlar," dileyerek oradan ayrılırken, genç çiftin bir defa olsun, "hadi!" demeden, "yeterince oynadın", "akşam oldu", "artık gidelim", "dikkatli ol, düşeceksin", "hava soğudu, üşüteceksin" benzeri cümleler kurmadan sabırla bekleyeceğini biliyordum.

halı saha maçına geç kalmanın, televizyondaki yemek programını kaçırmanın, borsa haberlerinin, instagramda paylaştıkları fotoğrafın kaç beğeni aldığının bir önemi yoktu.

olacaklara çocuk karar verecek, onlar ise çocuk olurda düşerse yardım edebilmek için bir kaç metre ötede bekleyişlerine devam edeceklerdi.

adım gibi eminim.

16 Kasım 2023 Perşembe

konum - on

"kapanın elinde kalacağım günler" ile "beni vur! beni onlara verme" arasında bir yerlerde.

13 Kasım 2023 Pazartesi

ağaç - iki

"ağaçlar gibi ol. bırak, ölü/kuru yapraklar dökülsün"*

*: mevlana

11 Kasım 2023 Cumartesi

ağaç

yüzmeye gittiğim havuz, -park desem değil. orman da değil. en iyisi yeşil alan diyelim.- kocaman bir yeşil alanın orta yerinde. varmak için kapıdan girdikten sonra çimenleri kesintiye uğratan, kıvrıla kıvrıla havuza giden beton yolu yürümek gerekiyor.

o yolun gidişe göre sağ tarafında çimenleri gölgeleyen büyükçe bir ağaç var. ıhlamur ağacı. eskilerin deyişiyle "ham".

bu ağacı anlatıyorum, çünkü çok beğeniyorum. bu hayatta bir dikili ağacım olsun isteseydim o olsun isterdim. sanki estetik ölçüsü kabul edilen 'altın oran'ın tarifi. yakışıklılık, güzellik alameti sayılan 'simetri'nin ta kendisi.

boy pos, endam onda. gözümü alamıyorum. bazan durup uzun uzun seyrediyorum. sadece yeşilken değil sarıyken, yaprakla donanmışken değil çırılçıplakken de güzel.

orman konulu resimler, otel odalarını, kahvehane duvarlarını süsleyen bir örnek tablolar için mükemmel bir model.

ne diyordum? evet, çok beğeniyorum. öyle ki, ilahiyatçı kızlardan olsam, "anne, kızın bir ağaca aşık oldu." diye tivit atardım.

yanlış anlaşılmasın, ilahiyatçı tayfasına laf çarpmak değil niyetim. öyle bir niyet beslesem, edebiyat mezunu ev kadınlarını dilime dolardım. gıdıları ile beraber, komple.

9 Kasım 2023 Perşembe

ima

alper canıgüz işi "sonrası mahrem"den sonraki en başarılı ima.

dag solstad'dan geliyor. armand v. ya da gün yüzüne çıkmamış bir romanın dipnotları. jaguar kitap'tan. sayfa yetmiş dokuz.

"ayağa kalktı, kızın yanına gitti, elinden gelenin en iyisini yaptı."

7 Kasım 2023 Salı

kıskanmak

kıskandım. ama nasıl kıskandım. öyle ki, ilk defa gördüğü bir rengi kir zannederek hemen kirli sepetine atanlar değil ancak gerçekten kıskananlar anlayabilir beni.

sadece yerinde olmak istemedim, önünü alamadığım bir hasetle yok olsun bile istedim.

tamam, zaman zaman aynı oyunu ben de oynadım: kendime ait kırık dökük cümleleri alıntıymış gibi paylaştığım, blogta oyunbaz yanını hâlâ muhafaza edenlere selam yolladığım oldu.

ama bu başka bir seviye. iyi düşünülmüş, iyi kurgulanmış, iyi uygulanmış bir oyun. şaka. eleştiri. "işletme".

evet, prof. dr. recai coşkun ve makalesinden bahsediyorum. kaldı ki son iki gündür sohbet ettiğim herkese -kıskançlık ve hasetle- olanları anlatıyorum.

izmir bakırçay üniversitesi iktisadi ve idari bilimler fakültesi dekanı olan bu zat, uydurma bir içerik ve uydurma bir kaynakça ile akademiayı 'işletme'yi başarmış.

makalesinin adı da, 'bilgelik olarak dijital işletmecilik' comte'un 'religion of humanity'sinden sonra sosyal bilimler için yeni bir felsefi açılım olabilir mi?

makalenin orijinaline de ulaştım. rahat okuyabilmek için çıktısını dahi aldım. ben ki, iyi yazıldığı ve dili mükemmel kullandığı için kanun maddeleri okumaktan keyif alan biriyim. üstelik keyif almayı bilene, 'kaynakça dizini' bile yeter.

ama bu makale öyle böyle değil, gerçekten iyi yazılmış, okuma keyfi veren bir çalışma. ve bir arkeoloğun "ani oluşan sıcaklık farkının kadınlarda gıdı oluşumunu tetiklemesi ve bu oluşumun yalnızca bir defa öpmekle tıbbi olarak nihayetlenemeyeceği üzerine bir deneme"si türünden bir metin değil, işini bilen, alanına hakim, konuyla alakalı okumalarını yapmış yetkin bir profesörün muhataplarını sarakaya alması. çalışanları makaleye zorlayan akademik ortamın ve çoktandır seri üretime geçen akademik yayınların zeka dolu bir eleştirisi.

bir başka deyişle "türk işi sokal" vak'ası. fizikçi alan sokal, neredeyse otuz yıl önce benzer bir iş yapmış, "postmodern anlatının saçmalığını" göstermek için "aşılan sınırlar: kuantum kütleçekiminin dönüşümsel bir betimlemesine doğru" başlıklı sahte bir makale yazıp bastırmakla akademik yayıncılığın ipliğini pazara çıkarmıştı. (recai coşkun'un makalesinde sokal'e selam yolladığını bilmem söylemeye gerek var mı?)

dileyelim ki, bilimsel çalışma sıfatlı her metne "kutsal inek" muamelesi yapmanın yanlışlığını öğretsin bize bu hikâye. sosyal medyada okuduğumuz güzel ve mantıklı sözlerin "işletme" ihtimalini hatırlatsın.

ama, "Bahçe, F. (2002), Altıkasım-Altısıfır diyalektiğine giriş, Ş. Saraçoğlu Yayınları" bir gerçek. tıpkı, üzerindeki prof. dr. recai coşkun etkisi gibi.

5 Kasım 2023 Pazar

ödüller ve deli ibram divanı

ona nadir "sen" dediğim anlar biriydi. "neden yazdıklarının dergi sayfalarında kalmasına izin veriyorsun?"

hep yaptığı gibi çocukluğuma aldırmadan karşısında büyük bir adam varmış gibi cevapladı.

"kitaplaşacak da ne olacak? sadece o yılki ödüllerden birini bana verirler hepsi o."

bu cevaptan sonra daha çok sevdim onu. bir kaç yıl sonra ilk kitabına ödül verildiğini duyunca da gülümsedim.

*

o konuşma ödüllere inanmamayı değilse de değer vermemeyi öğretmişti bana. başka bir deyişle güvenmemeyi.

kaldı ki, yaşayarak öğrenmek mümkün.

işin mutfağına göz atınca, kitapların sadece kendi mahallesinden ödül aldığını görürsünüz. ya da ödüllerin yayınevlerine sırayla verildiğini. ya da paylaştırıldığını. ya da kadın yazara uzatıldığını. ya da "trend bu' diye gökkuşağına boyandığını.

okuyarak da, beş para etmez ama ödüllü kitaplara denk gelebilir, ama bırakın ödül, kitap tanıtım bültenlerinde bir satırla dahi anılmayan ne cevherlere rastlarsınız edebiyatın dalgalana dalgalana durulmayı unutan okyanusunda.

 *

anlatmak istiyorum.

sırf konusundan dolayı* adını daha önce hiç duymadığım bir yazarın kitabını okuma listeme almıştım. hatta tuhaf bir zamanlama ile istanbul'da olduğum günler imza gününe denk gelince, 'bu bir işaret' diyerek gitmek bile istedim. ama nikah saati buna izin vermedi.

kitabı aldım. ama okumayı yeni yıla bıraktım. yeni yılın ilk kitabı olsun istedim hatta. bu bekleyiş sırasında, kalemine ve insanlığına çok güvendiğim bir yazar öyle bir eleştiri yazısı yazdı ki az daha yeminimi bozuyordum. yetmedi, kitaba ödül verildi.

ne yalan söyleyeyim, "bu benim uğurum" diye çok düşündüm. (evet, var öyle bir uğurum. dokunduğumu altın tozuna dönüştürürüm. ama bunun her zaman iyi bir şey, dediğimin de kendimi övmek olduğunu sanıyorsanız, altın tozunu öpün de görün, derim.)

o kutlu an nihayet geldi ve kitabı okumaya başladım. eğer ilk on sayfada kitabı fırlatıp atmadıysam sebebi kalemine ve insanlığına güvendiğim o yazardır. kitabı bitirdim. sonuç felaket.

facianın büyüklüğünü anlatabilmek için söylüyorum: hayatım boyunca okuyup bitirdiğim en kötü kitap.

daha iyi anlatabilmek için devam ediyorum: bana hitap etmeyişi, edebi zevkime uygun olmayışı, kitaba dahil olmamak falan değildi sebep.

gerçekten kötüydü.

*

ama.

deli ibram divanı. yani ahmet büke'nin "2022 vedat türkali roman ödülü"nü kazanmış romanı. boy verir mi bilmem ama ödüllere inancımı yeşertti.

kesinlikle hak edilmiş bir ödül. bu kitaba geç kalmış olmak ise benim ayıbım.

roman kaynağını, veba geceleri'nin minger adası gibi uydurma olmasa da üzerinde neredeyse yüz yıldır yerleşim olmayan kösten(ce)/ uzunada adası'nda yirmi yüzyılın ilk yarısında yaşananlardan alıyor.

yani ahmet büke, olmayan bir yaşamın üzerine kuruyor romanını: balıkçılar, esnaf, aileler, bürokrasi, çocuklar, yunuslar...

mitolojiden iktisada, coğrafyadan tarihe, öyküsünden kurgusuna, yazarın araştırarak, gözlemleyerek sahip olduğu bilgilerden zaten kendinde varolan yeteneğine dek muhteşem bir toplam.

kusursuz bir toplum eleştirisi, savaşlar yüzünden yoksul kalmış insanların kapitalizmi tek kurtuluş sanınca kaybettikleri, deniz güzellemesi, pagan inançlara nanik, izmir ve ege havası.

bir de leyla var. mecnun değilse de osman. bizim asıl ihtiyacımızın akıllı ya da okumuş tayfası değil deliler olduğunu hatırlatan deli ibram var. basmane garı, karantina, güzelyalı, karataş yani izmir var. anne özlemi, baba hasreti var. sadece yoksulluk değil yoksunluk var.

nazan bekiroğlu romanı mücellâ ile akrabalığı var. çevre ve tabiat bilinci, insan ile balık, balık ile kuş kardeşliği var. siyasetimizin yeni değil eskiden beri lağım çukuru olduğunu ispatlar tespitleri var. "teknoloji bizden aldıklarını versin biz de onun verdiklerini iade edelim," diyen türkçenin en büyük şairine hak verir yanı var.

emek var.

*: yaban güllerine zaafım var da. şaka elbette. sadece meraklı okurlar, o berbat kitap hakkında 'sır vermeyeceğimi' anlasın, gidip sosyal medyada bir kaç dize ya da fotoğraf paylaşsın istedim. yaban güllerine zaafım var, o ayrı.

2 Kasım 2023 Perşembe

dakika ve skor

"Leyla kalakalmıştı. Bu his çok tanıdıktı. Derin bir kuyunun içine düşmek, oradan gökyüzüne bakarak dünyanın sessizliğini dinlemek. Aşağıda, el kadar açıklığın altında, yerin dibine doğru yapayalnız, kimsesiz; onu arayıp soracak, Leyla nerede diyecek, ayaklarında uyutacak bir annenin olmadığını her an bilerek beklemek, beklemek. Çocukken yaz ikindileri indiğinde Arap Hanım Teyze, "Tilki ben de rençperlik yapardım ama ikindi sıcağı olmasa, dermiş," diye tuttuğu gibi Sema ile Leyla'yı uyuturdu. Küçük bir yer yatağı serer, iki minder atar, yan yana yatırırdı bunları. Sema daha büyük olmasına rağmen mızmızlanır, uyumak istemez, annesinin onu ayağında sallamasını isterdi. Her gün Sema böyle uyurdu. Bir kez bile Leyla'ya, "Kızım seni de sallayayım mı?" dememişti. Ona analık etmişti, tek tokadını yememişti, Sema ne yiyorsa ona da yedirmişti, sokaktan dizleri yaralı ağlayarak geldiğinde sümüklü burnunu temizleyip yüzünü yıkamıştı ama bir defa bile olsun onu sallamamıştı. İşte yanında Sema böyle mırıldanarak uyurken Leyla yumulu kirpiklerinin arasından küçücük bakardı onlara. Anasızlık kuyunun dibinden sessiz dünyanın gürültüsünü dinlemekti. Yukarısı günlük güneşlik ama uzanıp Leyla'yı oradan çekip alacak ana eli yok!"*


*: ahmet büke, deli ibram divanı

1 Kasım 2023 Çarşamba

tehlikeli şiirler - altmış altı

bugün tehlikeli şiirler okuyalım leyla
haydar ergülen'den küs nefes mesela

sana küstüğümde sen yoktun daha
yokluğuna küsmüştüm sonra sen geldin
kendime isteyemezdim seni öyle güzeldin
şimdi varmışsın gibi küsüyorum yokluğuna

alınganlık, ah, bilmezsin, küsmem de küsülecek
zamanda, n'eyleyim varlığın yokluğundan tenha
senden başka küsecek kimse mi bıraktın bana
bir ben kaldım bir de bıraktığın küskünlük tenha

sen kimseye küsmezsin bilirim, gözlerin de
yaprak hırsızı güz: anılar düştükçe göz
dolar, yaz gelmeden temizlemek gerekir
gözleri yoksa küskünlük de gözyaşıyla kirlenir

küsecek kadar sevmeli insan birini
o gelince küsmeli: nerdeydin bunca zaman
niye sevmedin beni, küsecek kimsem yoktu
demeli, o varken de kimseye küsmemeli