30 Eylül 2023 Cumartesi

sebep - sonuç

dün sosyal medyada dolaşırken nice futbol takımı oyuncularından alexis beka beka'nın intihar girişiminde bulunduğu ve ikna edilmeye çalışıldığına dair paylaşımlar okudum. önce sebep belli değildi, sonra ayrılık acısı olduğu söylendi.

bugün de, eski futbolcu vikash dhorasoo'nun bir televizyon programında futbolcular hakkındaki söyledikleri düştü sosyal medyaya.

her kelimesine katılıyorum. sadece modern zamanlarda gladyatör rolü üstlenen sporcular değil, okul birincisi olsun, üniversite sınavında derece yapsın istediğimiz çocuklar, yeteneği var diye çocukluklarını elinden aldığımız çocuklar da aynı dertten mustarip.

*

"futbolcu, çok erken yaşlarda aile yapısından kopardığımız, bulunduğu yerden başka bir noktaya taşıdığımız ve hiçbir aidiyeti olmaması adına okul hayatını olması gerektiği gibi sürdürmesine izin vermediğimiz bir birey.

ve sonra kendisinden bizi iyi temsil etmesini, iyi konuşmasını, hatasız tweetler yazmasını bekliyoruz. oysa başta kendisinden sadece futbol oynaması istenmişti...

burada düzgün işlemeyen bir şey var. amatör ve profesyonel futbol arasındaki bağlantının iyi bir şekilde işlemesini sağlamamız gerekiyor. futbolculara biraz daha hoşgörü lazım. sanki çok olgun insanlarmış gibi bugün bu çocukları yok ettik.

ben bugün bir futbolcu olarak futbol oynamak dışında hiçbir şey bilmiyorum. çok param var ve bu parayla ne yapacağımı bilmiyorum.

ben ilk kitabımı yirmi yaşında okudum. kültürel hayatı çok geç keşfettim. futbolcuların kişisel merakı yeterince gelişmiş değil. asıl sıkıntı burada. 

bizi meraklı bireylere dönüştürmüyorlar çünkü kimsenin böyle bir gayesi yok. biz sadece futbolcuyuz."*


*: çeviri: alpay nafi, fransızcasına güvenenler için de videosu burada...

28 Eylül 2023 Perşembe

masalların sonu

kaybedenler kulübü (2011) filminde dinleyicilerden biriyle mete-kaan ikilisi arasında bir diyalog vardır:

- neden konuştuğunuz her şeyin ucu sekse dokunuyor?
- hayatta ucu sekse dokunmayan bir şey var mı? varsa da biz bilmiyoruz.

çok etkilendiğimiz bu filmin üzerine çok konuştuğumuz anlarından biri de buydu.

"mete haklı," diyenler de vardı, "o kadar da değil" diyenler de. hatta, bir arkadaşım kitaplıkta duran kitabını işaret edip, "kadınlara daha kolaya ulaşabilmek için yazdım ben bu kitabı," demişti.

benim fikrim ise netti, değişmedi: doğru kişiyle, doğru yer ve zamanda yapıldığı takdirde dünya üzerinde seksten keyifli bir şey olamaz. ama her yolun oraya çıktığı düşüncesi hem yanlış hem hastalıklı. bir erkek muhatabının orasına burasına bakmadan onunla sohbet edebilir, hiçbir şey beklemeden onunla muhatap olabilir. birine kitap tavsiye etmek, çocukluk anılarını anlatmak, hayallerinden bahsetmek, beraber yemek yapmak, film izlemek her zaman yatağa giden yolda kilometre taşı değildir. başka bir deyişle, insanlar birbiriyle cinsiyetten münezzeh muhatap olabilir.

*

evlilik kurumuna, insanların evlenmelerine değilse de masallarda 'mutlu son' diye sunulmasına, gerçek hayatta 'başarı' sayılmasına karşıyım.

hep dediğim gibi, iyi bir şey olsaydı bütün dinler ve kutsal kitaplar tanrının bir buyruğu olarak bize sunmaz, iyi bir şey olsa buna gerek kalmazdı.

siz hiç 'sevişin!' diyen kutsal bir emre rastladınız mı?

*

ama mete'nin haklı olduğu bir yer var: masallar...

evet, çocukken okuduğumuz, çocuklarımıza okuttuğumuz, hatta hâlâ okuduğumuz masallar.

masalın sonunda, kahramanlar neden evlenir biliyor musunuz? ve bu evlilik neden mutlu son diye sunulur?

rahat rahat sevişebilecekleri için. çünkü masalların ilk ortaya çıktığı dönemde sevişebilmek için evlilik şart. aksi takdirde ya gece yarılarında kapısı rahatlıkla çalınabilecek birisi ya da cehennemde yanacak bir günahkar olursunuz.

kim bilir? belki de bu yüzden evleniyoruz.

belki de bu yüzden, "kırk gün kırk gece süren bir düğünle evlendiler ve hayatlarının sonuna kadar mutlu ve mesut yaşadılar."

26 Eylül 2023 Salı

45lik plak

o kadar "olmaz" çıktı ki ağzımdan, sayısını unuttum.

ama bu defa "olur" diyeceğim.

"neşet ertaş'ın öldürme beni 45liğine sahip bir kızla olur."

ki, 'b yüzü'nde sen benimsin ben senin vardır.

24 Eylül 2023 Pazar

"mel. te-mel..."

hayır, "pazar neşesi" niyetine ünlü fıkra kahramanı temel'in james bond'la tanıştığı fıkrayı anlatmak değil niyetim. biraz 'temel' güzellemek istiyorum, hepsi o.

kan çektiği ya da ruhdaşlık hissettiğim için değil ama. "ya olmasaydı?" diye düşündüğüm için de değil. kuralların dibine dinamit koyduğu, sıradanlıktan saptığı, bizi şaşırttığı için.

ne zaman bir ingiliz, bir alman ve temel bir araya gelse, eğer bu hayatımızda dinlediğiniz ilk fıkra değilse ingiliz ya da alman'a değil temel'e güleceğinizi bilirsiniz.

ingiliz ve alman gayet mantıklı, akla ve hayata uygun şeyler yaparken -ki onlardan beklenen de budur- temel’e sahneyi hazır eder, onun ne yapacağına dair bir beklenti de yaratırlar. tıpkı bizim gibi onlar da başrolde temel'in olduğunu bilirler çünkü.

nihayet sahneye temel çıkar, bir defa daha ormanda herkesin tercih ettiği yolu seçmeyi reddeder, bizi şaşırtır, dahası güldürür.

eminim tanısa albert camus da severdi onu. çünkü ne zaman sıra ona gelse 'başkaldırı felsefesi"nin temel prensibi 'absürt'e kapı aralar.

sonrası, yaşamda bir kırılma. en azından bir çatlak. su sızmasına, ışık geçmesine izin veren.

20 Eylül 2023 Çarşamba

dakika ve skor

"Yeni tanıştığım kadınlara "Tensip buyurursanız mükalememizi Tanzimat Edebiyatı tarzında sürdürelim" derim. Hemen hepsi bu teklifimi hoş karşılar. Ve mümkün mertebe eski kelimelerle konuşuruz. Böylece sohbete enikonu nezaket hakim olur. Ve de nostaljik bir erotizm. Bu metot ya da taktik, aynı zamanda itimat doğurur. Yatakta ise kamusu, lügati kaldırır, şeytan argosuna geçeriz. Tanzimat Edebiyatı ile dirty talk; ortası yok!
Kimi kadınlar cep telefonuna Osmanlıca sözlük uygulaması indirir, arada oraya bakarlar. Genellikle ilk görüşmeden sonra pes ederler. Fakat onlara daima "siz" diye hitap ederim. Yakınlık ve mesafe korunur. Dahası, beni diğer erkeklerden ayıran özellik, her konuşmada, yazışmada ortaya çıkar. "Şu 'siz'i kaldıralım artık" dediklerinde cevabım hazırdır: "Bendeniz 'siz' deyince daha samimi hissediyorum." Bilirsiniz, nezaket, yabancılar arasında geçerlidir. Ve yabancıların dedikodusu yapılır. Birine 'sen' dediğiniz an, o kimseye sizi kendi sıradanlığı içinde eritme yetkisi verirsiniz."*


*:murat menteş, afili hafiye

18 Eylül 2023 Pazartesi

çürüyen otlar*

jenny erpenbeck'in harika romanı kairos'un merkezinde gizli bir aşk var. "yasak aşk o!" diyenler çıkabilir ama o kadar naif, samimi ve gerçek ki insan kelime tercihleriyle incitmek istemiyor.

kaldı ki, yasak aşk diye bir şey yoktur. olsa olsa yasak ilişki vardır. 

üstelik, adam (hans) ve karısı (ingrid) yıllar önce, "isteyen istediğini yapabilir" manasına gelen örtük bir anlaşmaya varmışlar ama böyle bir şeyin gurur kıran ağırlığını yüklenmemek için kimse kelimeye dökmemiş.

hans da daha ilk konuşmada kıza (katharina), onu olduğu şey yapanın evliliği olduğunu ve evliliğinden vazgeçmeyi düşünmediğini, asla vazgeçmeyeceğini söyleyecektir. katharina bunu önemsemez zira aşkın daima mutlulukla yıkanan ilk günleridir ve az vakit geçirmek dışında her şey muhteşemdir.

ilişkileri biraz daha ilerleyip olan biten katharina'ya yetmez olunca, hans, evliliğini doğuştan gelen bir kusur olarak görmesini ve kendisini öyle kabul etmesi gerektiğini söyleyecektir.

yine de günün birinde hans'la katharina'nın durumu ortaya çıkınca, daha doğrusu elle tutulur deliller ortaya saçılınca ingrid, örtük antlaşmaya rağmen gurur yapıp adama evden uzaklaştırma verir.

hans altı ay kadar, artık batı'da yaşayan şair arkadaşının evinde kalır ve altı ayın sonunda ingrid'le durum değerlendirmesi yapmak için akşam yemeğinde buluşurlar.

katharina biraz sürpriz yapmak, biraz da hans kendini kötü hissederse yanında olabilmek için ona haber vermeden evde onu beklemeye karar verir. saatlerce bekler ama hans gelmez. evin girişinde, hemen kapının önünde, koridorda beklerken acı içinde uyuyakalır. çünkü hans hâlâ dönmediğine göre barışmışlar, bu evde neredeyse karı koca olarak yaşadıkları altı ay, belki de ilişkileri bitmiştir. ve hans mutlu bir şekilde karısına ve oğluna dönmüştür. belki de şu an birbirlerine dokunuyorlardır.

oysa hiç de öyle değildir. hans ile ingrid'in görüşmesi hiç de iyi gitmemiş, hatta ingrid eve erken dönmüştür. ne yapacağını bilemeyen, evin yalnızlığına dönmek istemeyen, hatta o yalnızlığın korkuttuğu hans da tek başına içmektedir.

*

kim bilir, kaç defa yaşar insan bunu?

bu soruyu çok sordum kendime dönüp dönüp o sayfaları okurken. eve dönen hans, katharina'yı tek kişilik yatağa taşırken.

kaç defa bekledi de gitmediniz?

kaç defa yanlış anlayıp, yanlış anlaşıldınız?

benim cevabım en az bir: haliç kenarında gece yarısı telefonuyla nihayetlenen bir hafta.

sanırım bu kadar.



*: bakınız, cahit külebi veya alpay. ya da bakmayınız.

5 Eylül 2023 Salı

sayı problemleri

öykücü anlatmıştı.

hafta sonu katıldığı davette ünlü bir matematikçiyle aynı masaya denk gelmiş. hatta yan yana oturmuşlar. hoş sohbet bir adammış. mevzu kadın erkek ilişkilerine gelince, "kadının yaşı, erkeğin yaşının yarısından beş fazla olmalıdır. ideali budur," demiş.

ama bir kulağımdan girmiş, diğerinden çıkmıştı. ne de olsa "çoluk çocukla uğraşamam" yaşlarındaydım.

*

yakari söyledi.

artık nereden duyduysa. ama her zaman olduğu gibi, bilge, görmüş geçirmiş adamlar gibi yaparak. uykuyla uyanıklık, vahiyle ilham arasında bir hâlde...

"bir ilişkiden çıktıktan sonra o ilişkiyi unutma süresi, ilişki süresinin yarısı kadardır," dedi.

"yarısı mı!" diyebildim sadece.

3 Eylül 2023 Pazar

vur gitsin beni

ecnebi -sözlükler 'ecnebi' için, "başka devlet uyruğunda olan kimse" dese de, bence batıyı işaret eden, avrupalı ülkeleri kasteden bir imajı var. o sebep bu, 'başlangıç'a şerh ihtiyacı duymalar- bir arkadaşım, nereden aklına geldiyse en sevdiğim ibrahim tatlıses şarkısını sordu.

"kal benim için," dedim. ama hemen düzelttim. "vur gitsin beni." der demez de yutup videosunu açtım.

"yıllar önce sadece burası vardı. ben de sadakatle, aklıma geldikçe buradan dinliyorum. altı milyon dinlenmenin yaklaşık yarısı bana aittir."

nedenini şarkı anlatır.

1 Eylül 2023 Cuma

gemi aydınlanması

geçtiğimiz günlerde kan ve gül'ü yeniden okudum. gerçekten yeniden. italo calvino'nun "klasikleri niçin okumalıyız?" adlı makalesinde bahsettiği türden bir 'yeniden' değil yani.

/calvino orada, "klasikler, haklarında genellikle 'okuyorum' sözünü değil, 'yeniden okuyorum' sözünü duyduğumuz kitaplardır," der./

iki bin on yedide çıkar çıkmaz okumuştum çünkü. ama içimde sadece yeniden okuma arzusu değil, kitabı hakkıyla okumadığım hissinin büyüttüğü bir suçluluk duygusu da kalmıştı.

çok hızlı okumuştum çünkü. oysa, yavaş okumayı, kitaplar bağlantılı değilse arada boşluk bırakmayı, başka bir deyişle metnin içimde demlenmesini tercih ederim. uzun zamandır 'haftada bir kitap' ortalamasını seçmem biraz da bundan. diğer yandan, her alper canıgüz kitabı gibi iyi bir fikirden yola çıkan ve bizi bu fikre ikna eden kan ve gül'ün gençlik ve orta yaşa dair kurduğu cümleleri, doksanların sosyal ve politik hayatına dair saptamalarını gerekli ciddiyetle okumadığımı da hissediyordum. en önemlisi de, alper canıgüz'ü ilk defa okumak kadar 'yeniden' okumayı da seviyorum ben. aralarında 'yeniden yeniden' okuduklarım bile var.

/fark ettim de, yeniden okumadığım tek kitabı kıyamet parkmış. o da taze(!) olduğu için./

bütün alper canıgüzleri yeniden satın aldım. çünkü eskileri yeni mobilyalara uymuyordu. elbette şaka. sadece, en az benim kadar iyi bir alper canıgüz okuru olduğuna inandığım birine hediye ettim. evet, altı çizili satırlar, derkenardaki notlar, hatıralar, herbiri ayrı anı ve anlam taşıyan imzalarla beraber. yeni satın alınanlar yığınının içinde kan ve gül'ü görünce de okumaya karar vermek zor olmadı.

ama diğer 'yeniden okuma'ların aksine bir duygu hissettim bu okumada: bazı cümlelerin altını daha önceki okumada çizmiş olamazdım ama bu defa bile isteye, güle oynaya çiziyordum. oysa bu nadir başıma gelen, sanki iyi bir şeymiş gibi beni sevindiren bir durumdur.

/buna üzülmüş değilim, sadece farklı bir his olduğu için anlatıyorum. yoksa, kitap okumanın içsel bir yolculuk olduğunu, okuduğumuz kitaplardan zihinsel ve ruhsal durumumuza göre etkilendiğimizi biliyorum./

ve bir aydınlanma da yaşadım: benim kimseyi -hele de kendi ellerimle- gemiye bindirdiğim falan yoktu. muhatabım zaten o gemideydi. ve hiçbir zaman da inmemişti. sadece benden, benim olduğum yerden uzaklaşan ya da uzaklaşmaya yazgılı bir geminin güvertesinde bir süre bana doğru yürümüştü. o kadar.