27 Haziran 2023 Salı

yüzmeler

"bazan bana gelir, gider yüzmeler" diyerek başlayalım söze. ki, geçen yılın en güzel ikinci şeyini anmak olsun. farkındayım, böylece birinciyi de andık.

yüzmekle ilişkim bir kaç döneme ayrılabilir. gelin, deneyelim:

bir... her deniz çocuğu gibi ben de kendi kendime öğrendim yüzmeyi. üstelik deniz, korkmamız değilse de çekinmemiz gereken bir şeydi. yanımızda büyükler olmadan gitmek yasaktı. ama biz kaçardık. kayalık'ta paslı tenekeler üzerinde midye pişirir, yerdik hatta. ve kolayca yakalanırdık. büyükler tırnaklarıyla kolumuza bir hat çeker, tenimizdeki tuz kalıntısı bir çizgiyi, çizgi de bizi ele verirdi. ama yol üzerindeki sokak çeşmelerinde elimizi, yüzümüzü, kolumuzu yıkamayı öğrendik.

sadece bunu değil, 'mayomuzu içimize giymeyi' de.

iki... üniversite son sınıfta, 'o kız' beni terk edince her şeyden ve herkesten kaçmak için başlamıştım havuza gitmeye. haftada üç akşam. üstelik efor sarfetmek iyi de geliyordu. bunun bir çeşit perhiz olduğunu, fazla enerjiyi yalan yanlış yerlere kanalize etmek yerine yüzmeye harcıyordum. ne yani, haftada üç defa kafes dövüşünde ağzımı burnumu kırsalar daha mı iyiydi?

fazla uzun sürmeyecek, çenemde çakıl taşlarının armağanı bir izle unutulmaz kıldığım o yaz gününe kadar devam edecekti.

üç... sonrasında bir yaz eğlencesine, bazan halı sahada top peşinde koşmak yerine havuzu kulaçlayan arkadaşlara takılmak gibi grup etkinliğine dönüştü.

bir de, selçukla birbirimizden cesaret alarak ufuk çizgisini geriye ite ite neredeyse yunan adalarına kadar yüzmüşlüğümüz var ki söylemezsem olmaz.

dört... spor için 'koşmak'ı seçtim çünkü ihtiyacım olan "adasal bilinç" oradaydı. 'deniz feneri yalnızlığı' falan ama zaten hayatın içindeydim, bir de takım sporlarıyla uğraşamazdım. paintball oynayabilirdim ama sonrasında vietnam sendromu tarzı bir hâle düşmek vardı.

neden 'yüzmek' değil de 'koşmak' derseniz zaman avantajı çoktu 'koşmak'ın. kapıdan çıkıp kendimi sokağa atınca başlıyordu. oysa yüzmek için bunun en az iki katı zamana ihtiyaç vardı. "üstelik parasal" diyecektim ki, iyi bir koşu ayakkabısının neredeyse yıllık havuz ücretine denk geldiğini fark ettim.

beş... sonunda oldu. dizimde bir ağrı hissettim. sağ. ahmak ıslatan altında duramamaktan korkarak keyifle koşmuş, kalsiyum ve magnezyumla dolu bir bardağı içerek ıslandığı için yeşili koyulaşan bahçeyi seyrediyordum.

koşmaktandı, biliyordum. biraz dinlenecek, peşi sıra daha kısa ve daha yavaş bir tempoyla koşacaktım. sonra eski alışkanlıklara dönerdim nasıl olsa.

yaklaşık on beş günlük dinlenmeden sonra ilk denemede değişen bir şey olmadığını gördüm. ikincide de.

doktor hanım, "burası mı?" diyerek canımı yaktığında, "başka koşullarda olsa hoşuma giderdi," dememiş olmak beni yazarken bile şaşırtıyor. belki de acının büyüklüğünü söylüyor.

ikinci randevuda, bilgisayar ekranına bakıp bir şeyler söyledi. galiba manası, "artık büyüyen değil yaşlanan bir adam olduğunuzu unutmuşsunuz sanırım" gibi bir şeydi.

herhangi bir sorun görünmüyormuş ama koşmak yerine bisiklet ya da yüzmek daha iyi olurmuş.

ben de, o gün bugündür yüzüyorum.

dört hafta oldu.

23 Haziran 2023 Cuma

geçmiş zaman

"uzun zaman olmuş," dedi, anlattıklarımı dinledikten sonra. o, bunu söyleyince bana daha dünmüş gibi gelen şeylerin üzerinden ne kadar uzun bir süre geçtiğini fark ettim. bu fark edişle içim acırken, bir "çok zaman olmuş" geçti içimden.

değişmiş olmalı. şüphesiz o genç kız değil artık. ben de o adam değilim. nesneye bakışı, öncelikleri, zevkleri, beklentileri bambaşkadır. ne kadar aksini iddia etsem de benim de öyle. yemek yapmayı eskisi kadar sevmiyorum mesela. sinemayı, uzun ve yalnız yolculukları, birisine kendimi anlatmayı...
öyle bir şey olmaz ama olur da karşılaşırsak temas etmeden geçeriz büyük ihtimalle. o benden yana bakmaz, ben de o tarafa.
diyelim ki, oturduk bir masada. önümüzde fıstıklı-vanilyalı ikişer top dondurma ya da bardağı terli limonata. yeni bir tanışma gibi olurdu. ve yeni tanışan insanlar gibi en baştan aşık olmak icap ederdi.

"haklısın, çok uzun zaman oldu," dedim. "ben bu kadar değişmişken o kim bilir ne kadar değişmiştir. belki de yeniden tanışmamız, olabilirsek bir defa daha aşık olmamız gerekir."

19 Haziran 2023 Pazartesi

ben de 'bezdim'

bu konu tehlikeli. daha doğrusu özel bir şirkete yaptırdığım kamuoyu yoklaması yolun taşlı, iki yanından birinin uçurum, diğerinin dikenli olduğunu gösterdi.

takdir edersiniz ki, bu durum hevesimi daha da arttırdı.

*

bir kaç hafta önce bir sosyal medya paylaşımında yahya kemal beyatlı'nın bin dokuz yüz yirmideki bir söyleşisine denk geldim. klasik sorular. sonuncusu da "ıssız bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız üç kitap" ya da "okumaktan bıkmayacağınız kitaplar" minvalindeydi.

cevap ise müthiş: "kitaplardan bezdim".

*

çok hoşuma gitti bu cevap ve düşündürdü. kitaplardan bezmiş değilim, bezecek gibi de görünmüyorum. fenerbahçeyi mantıklı bir zemine oturtabilsem olabilir belki ama bizimkisi bir çeşit manyaklık. ülkedeki siyasal iklimden ve her fırsatta farklılıklarımızın altının çizilmesinden ve ayrışmak için fırsat kollanmasından da bezmedim ben, nefret ettim, ediyorum.

bir defa daha hâlime şükrettikten sonra başka paylaşımlara geçiyordum ki buldum.

"kadınlardan bezdim ben!"

*

dikkat edin ama: 'bıktım' değil, 'bezdim'.

onlardan bende çok olduğu, nereye gitsem karşıma çıktıkları ya da bana rahat vermedikleri için değil. hele onlardan sıkıldığım için hiç değil. kaldı ki, "kadın seviyorum ben. hem de çok seviyorum," diyerek güldürdüğüm ve artık gülüşünü benden esirgeyen kıza dediğim gibi "kadın seviyorum ben, hem de çok seviyorum".

sadece onlarla da onlarsız da olmuyor gerçeğini kabullendiğim için.

16 Haziran 2023 Cuma

yaz ödevi

engin geçtan, yin ve yang yaklaşımına karşı çıkar ve sanılanın ya da genel kabulün aksine, "gerçek birliktelik iki tam dairenin kendi özgür iradeleriyle yan yana durmalarıdır," der.

"eksiklerini birbirinden tamamlayarak bir arada kalan iki yarım daire, bu bağımlılıktan dolayı bir süre sonra diğerine öfke duymaya başlar."

*

alın size 'yaz ödevi'. üzerine biraz düşünün.

bütün cevapların tam puan alacağını, önemli olanın bu yorum üzerine düşünmek olduğunu söylemek isterim ama.

13 Haziran 2023 Salı

tehlikeli şiirler: altmış dört

tehlikeli şiirler okuyalım leyla
ismet özel'den sebeb-i telif* mesela...

Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
yaprakla yağmurun aşkı meselâ
kim olsa serpilen coşturuyor bizi
imreniyoruz başkalarının mahvına.
Yağmur mahvoluyor çarparak
kendini parçalıyor mâşukunun açılan kıvrımında
yaprak dirimle irkiliyor nazlı ve mağrur
silkiniyor vuran her damlayla.

Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya
aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı
ilkönce damarlarımızda duyuyoruz çağıltısını
uzak iklimlerin
kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden
bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda
sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz:
Bize ait olan ne kadar uzakta!

Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
başkalarının düşünceleriyle değil.
"Üstümde yıldızlı gök" demişti Königsberg'li
"içerimde ahlâk yasası".
Yasa mı? Kimin için? Neyi berkitir yasa?
İster gözünü oğuştur, istersen tetiği çek
idam mangasındasın içinde yasa varsa. Girmem, girmedim mangalara
Yer etmedi adalet duygusu
içimde benim
çünkü ben
ömrümce adle boyun eğdim.
Yıldızlı gökten bana soracak olursanız kösnüdüm ona karşı
onu hep altımda istedim.

Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla
düşmanı gösteriyorlar, ona saldırıyoruz
siz gidin artık
düşman dağıldı dedikleri bir anda
anlaşılıyor
baştan beri bütün yenik düşenlerle
aynı kışlaktaymışız
incecik yas dumanı herkese ulaşıyor
sevinç günlerine hürya doluştuğumuzda
tek başınayız.

Diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek
belki çocuk ve ihtiyar, belki kadın ve erkek
hepimiz, herbirimiz gizli bir isimle adaşız
yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lâzımdı
hayatımıza kendi adımızla başlardık
bilmediğimiz bu isim, hesaptaki bu açık
belki dilimi çözer, aşkımı başlatırım
aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine
adımı aşkın üstüne kendim yazarım.

*: bir yusuf masalı, s:27-31

8 Haziran 2023 Perşembe

sen benimsin ben seninim

yakın, sevdiğim şeyleri sevsin isteyecek kadar yakın bir arkadaşım.

arada türkü de dinlediğini söyleyince tufan altaş'ı sordum. o hatırlamaya çalışırken ortamdaki bilgisayarların birinden harmana serdiler sarı samanı açtım. açtım ama bir çeşit guilty pleasure olarak içimde büyüttüğüm, bir köy düğününde ya da bir pavyon eğlencesinde ona denk gelme hayalimden bahsetmedim.

çünkü o, chris isaak mevzusu hallolduktan sonra geriye kalan tek canlı performans hayalimin 'aziz' tom waits olduğunu sanıyordu hâlâ.

bağlama geriye çekilip de ortamı tufan altaş'ın sesi doldurunca, "biliyorum ben onu," dedi. "yutupun tavsiyesi üzerine bir kaç defa dinledim. çok iyi." bir süre müziğe kulak verdikten sonra, sanki, "çok iyi olduğunu nereden anladın?" diye sormuşum gibi devam etti.

"bağlamayı kafasını eğerek çalıyor. söylerken de gözlerini kapatıyor."

"bağlamayı kafayı eğerek çalmak" ve "söylerken gözleri kapatmak"... kaliteyi belirlemek için harika bir standart, diye düşündüm, kader'in son sahnesinde bekir'in "yol belli, eğ başını, usul usul yürü şimdi" dediği yeri andım ve "biliyor musun?" dedim.

"bir köy düğününde ya da bir pavyon eğlencesinde ona denk gelmeyi çok isterdim. hatta planlama şansım olsa tatilimin bir kaç gününü buna ayırırdım. ya da levent cantek bozkır'ın senaryosunda ona yer açsın, ben de arka planda bir iç çekiş gibi duran figüranlardan biri olayım."

elbette, beni eller gibi görme çalsın. 

6 Haziran 2023 Salı

farkındalık

karşı cinste aradığım ilk özelliğin zamanlama, "öyle bir havada gel"mekle eş bir zamanlama olduğunu söylemiştim, yine söylerim. ikincisi ise güzelliğinin farkında olmaması.

/canım benim, o iş bende. vakti gelince, -biraz da büyük konuşmamak için- "ben sana bakınca dünyanın en güzel kadınlarından birini görüyorum," derim zaten./

farkında olmamak derken, kendini beğenmemek, sakatlanmış bir özgüven ya da herhangi bir sebeple güzelliğini eksik bulmasını kastetmiyorum tabii ki. olayın o kısmıyla ilgilenmemiş olması, başkasının elinde olsa öldürücü bir silaha dönüşecek bir şeyi kınından çıkartmaması daha çok.

aynadaki eşinin gözlerindeki ışıltıyı görmemiş, siyah, kalın çerçeveli gözlüklerini çıkarıp biraz da gözlerini kısarak muhatabına bakmamış, ellerin benim olsun denmemiş, dudaklarının bitimindeki çukurdan bir tane daha var mı diye sorulmamış, güzelliği kulağına fısıldanmamış, güzel olduğuna ikna edilmemiş.

bu nedenle kendine ancak başkalarının kelimeleriyle iltifat edebilen: bir kadın denediğim pantolonun bana çok yakıştığını söyledi, kardeşim "inşallah büyüdüğümde ben de senin kadar güzel olurum," dedi, manken ölçülerinde bir kızmışım, kuaför saçlarımın rengini güzel, arasındaki bir kaç tel beyazı havalı buldu.

hayır, çirkin sevmiyorum.

3 Haziran 2023 Cumartesi

çağrışım

raziye'de*, "belki de yaşantılar, onları yaşayabilecek olanlara sunarlar kendilerini," dedirten, içimi acıtan bir yer vardır:
şimdi düşünüyorum da, insan geçi geçivererek gördüğü şeyler arasında bunlardan hangisinin ileriki yaşamında unutulmaz bir yer tutacağını bilemiyor, nerden bilsin! oysa kader, belki de bize yaşamımız için onca önemli olduğunu ilerde anlayacağımız bu rastlantıların en anlamlı belirtilerini şaka edercesine gösteriyor da biz onların yanından aptallar gibi geçip gidiyoruz. başka ne yapabiliriz!
orayı ne zaman yeniden okusam ya da bir yerlerde rastlasam shel silverstein'ın minik şiirini** hatırlarım:
kadının mavi bir cildi vardı.
erkeğin de öyle.
erkek gizledi bunu.
kadın da öyle.
arayıp durdular hayatları boyunca.
kendileri gibi mavi olanı.
günün birinde birbirlerinin yanından geçtiler
ve bunu asla bilemediler.


*: güzelliğine ve kürk mantolu madonna kadar olmasa da sosyal medya etkisine rağmen hâlâ bilmeyenler varsa diyerek 'melih cevdet anday' notunu düşelim
**: maske, ümid gurbanov çevirisiyle

1 Haziran 2023 Perşembe

balkon kapısı

bilgisayar ekranı, ekranın gerisinde camı aynaya dönüşmüş balkon kapısı ve arada bir odaya dolan rüzgârın eteğini içeriye savurduğu tül perde izin verdikçe o aynanın derinliğinde, at kestanelerinin üstündeki mavilikte koşan bulutlar.