5 Eylül 2013 Perşembe

"leyla ile mecnun" bahsi

"kanalyedi'nin kanalyedi olduğu zamanlar" diyerek ne demek istediğimi anlayınca, "sen asıl eski zaman gazetesini görmeliydin. neredeyse bütün muhafazakar entelektüeller orada yazardı. hatta araftakiler," dedi.

'eski zaman' benim için eskiydi ya da ben yeniydim. sadece çok sevdiğim bir yazar orada yazıyor diye bir ara pazar günleri zaman gazetesi almışlığım vardı. ve o macera sırasında cahit ırmak diye bir yazar tanımıştım. farklı, oldukça kapalı metinler yazıyordu. çoğu zaman anlamıyordum fakat yazdıklarının ritmi hoşuma gidiyordu. birden bire o yazılar kesiliverdi.

tesadüfe bakın; onun o cemaatle herhangi bir bağlantısı yoktu ama hikayenin şahitlerinden birinden dinlemişti. hocaefendileri gazeteyi incelerken cahit ırmak'ın yazısını görmüş ve "bu da ne," demiş. ve peşi sıra yazılar yayından kalkmış.

leyla ile mecnun'un güzelliğini, başarısını tekrar etmeye gerek yok. bu güzellik ve başarının kaynağını da. içimizde bir yerlere dokundu gitti.

bu kadar fazla kişinin içinde yankı bulmasına hep şaşırdım. trt için fazla olduğunu düşündüğüm için bu dizinin trt'de yayınlanabiliyor olmasına ise her şeyden çok şaşırdım.

ve iktidar partili bir erk sahibinin, bağlayacak bir ihale veya uzlaştırılacak şahıslarla yemek yemek gibi atraksiyondan uzak, bir şeyin kutlamasına ya da açılışına katılmadığı bir gece televizyon karşına kurulmuş kanaldan kanala zıplarken leyla ile mecnun'a denk gelmesini ve "bu da ne," demesini korkuyla bekledim.

leyla ile mecnun belki birileri "bu da ne," dediği için değil ama gezi parkı protestoları bahanesiyle yeniden belirlenen saflar yüzünden hiç hak etmediği şekilde, seyircisine veda etmesine bile izin verilmeden, izlenme oranı düşük olduğu bahanesiyle (izleyicileri televizyondan değil, internet üzerinden izlemeyi tercih ediyormuş) yayından kaldırıldı.

bence kazın ayağı öyle değil.

sebebin dizinin yönetmeni onur ünlü ve bir kaç başrol oyunucusunun protestolar sırasında objektiflere denk gelmesi olduğunu sanmıyorum.

bana kalırsa sebep, gezi parkı protestoları nedeniyle yeniden belirlenen saflarda ah muhsin ünlü
namlı onur ünlü'yü o dönem tanıdım ve şiirin ölmeyeceğine iman ettim. bir sahafın camekanına yapıştırılmış bir kağıt parçasında "karıcığım bana eroin koya" diyordu.

aynı günlerde murat menteş, bir kısmı şizofrengi'de yayınlanan şiirlerini kendi imkanlarıyla bastıran şairle bir röportaj yapmış ve heybesini, satılmadıkları için balkonda yağmurlarla ıslanarak başına gelecekleri bekleyen, kenarı yağmurda ıslanmış mor renkli kitaplarla doldurmuştu. o kitaplardan benim payıma tam üç tane düştü: sevgilime, yakari'ye bir de bana... bütün bunlar, gidiyorum bu sel yayıncılık tarafından basılmadan önceydi. bu arada, murat menteş'i tanımam. bir defa kitap fuarında uzaktan görmüştüm hepsi o.

o röportaj, ah muhsin ünlü'yü daha "geniş bir odaya" aldı. başından beri muhafazakar çevre içinde olan murat menteş ve arkadaşları sayesinde kapılar ona kolay açılır oldu. kim ne derse desin, polis filmi bu referansın ürünüdür. peşi sıra gelen başarı ise kesinlikle hak edilmiştir.

yine leyla ile mecnun tarzı bir projenin trt tarafından kabul edilmesinde de bu dirsek temasının bir payı olduğunu düşünüyorum. nihayetinde murat menteş'in "ibrahim kurban"ları artık orta yaşa yürüyen adamlardır ve söz söyleyecek, karar verecek mevkilere gelmişlerdir. içlerinde "ah muhsin" onur ünlü hayranlarının olduğuna da eminim.

itiraf edeyim, karar merciinde olsam ve onur ünlü koltuğunun atında bir dosya ile karşıma gelse hiç okumadan olur veririm.

leyla ile mecnun sadece trt standartlarının üzerinde olmakla trt'ye uygunsuz değildi. kuruluşundan bu yana iktidarların resmi yayın organı olarak çalışan, memur görünümlü trt'nin ne eski ne de yeni yayın politikasına uygundu.

üstelik, oyunculardan birini devam eden mahkemesine rağmen dizide tutma cüreti, behzat ç. ile yaptıkları ortak bölüm, oyuncuları arasında yaşanan ve sadece magazin sayfalarına değil üçüncü sayfalara da konu olan kavga ve aşk üçbeşgeni düşünüldüğünde leyla ile mecnun'un yayında kalması için başarılı bir dizi olmaktan fazlası gerekir.

işte o fazla; bence murat menteş'in referansı ve "ibrahim kurban"larından başka bir şey değil.

bazılarının aklına, murat menteş başka yerlerde program yaptı da neden trt'de değil, sorusu gelebilir? -yoksa yaptı mı?-birincisi ancak arkadaşlarınıza referans olabilirsinin kendinize değil. ikinci olarak, murat menteş yaptığı programlarda söylediğini trt'de söyleyemezdi, söyleyebilse o programlar olmazdı.

Hiç yorum yok: