29 Ocak 2017 Pazar

yakından bakmak

henüz dört buçuk yaşında.

ama on dakikadır zeynep'in ne kadar güzel olduğunu anlatıyor bana. "başka," diyorum.

"başka kim güzel?"

"yonca..."

şeytana uyup, o zaman biraz provoke edelim, diyorum içimden.

"annen güzel mi sence?"

elbette güzel. "çok güzel" hem de. sanki başka türlüsü mümkünmüş gibi. boşuna yürüdüğüm bu rotayı değiştirmek için bir defa daha "başka" dedim.

"şeyda güzel. şevval güzel..."

bu isimlerden sonra yeniden şeytana uydum ve muhabbetin başından beri kulağıma fısıldadığı o soruyu sordum.

"ya ben? ben de güzel miyim?"

"uzaktan evet. ama yakından o kadar diil."

"yakından sadece dışım değil içim de güzel değil," dedim. peşi sıra, "benim içimde bir canavar var ve 'tatlı çocuk'ları yemeye bayılır," diyecek, ardından saldıracaktım. ama eski bir 'güzellik'i hatırladım.

karşıdan gelen ve kendisine dikkatle baktığını fark ettiği iki kızdan birinin diğerine tam da yanından geçerken "yakından o kadar da güzel değil" deyişini ve onun kendini dünyanın orta yerinde mutsuz ve yapayalnız hissetmesini... ve bunu bana ne zaman anlatsa aynı mutsuzluğu ve yalnızlığı giyinişini.

ama ben şahidim. yakından da güzeldi. çok güzeldi.

Hiç yorum yok: