19 Mayıs 2015 Salı

sorulmamış bir soru

günün sorusu tadında biraz.

biraz da, günlerden bir gün içinde yanıtlanmamış bir sorusu olduğunu fark eden "olası" öykü kahramanları gibi...

*

fuzûlî yüzyıllar ötesinden, "aşk imiş her ne var âlemde," der bize. "aşk her yerde" diyen filmler çağında da ne varsa aşk yüzünden, aşkın elinden.

hayatın merkezine bu denli yakın olunca üzerine konuşuluyor, tartışılıyor, muhtevası üzerine fikirler ortaya atılıyor. bazan ruhtandır deniyor bazan labaratuvar koşullarında elde edilen sonuçlar enzim ve hormonları işaret ediyor. bir de iş beyinde bitiyor diyenler var.

sonra sorular var sıkça sorulan.

"mutlu aşk var mıdır?" mesela... muhtemelen aşk hakkında en çok sorulan sorudur. akla en yatkın cevabı ise, "mutlu aşk vardır, ancak mutlu kalabilen aşk yoktur"dur. ama bence, "mutluluğun rengi beyazdır, bu yüzden yazılsa da sayfalarda görünmez," diyen montherlant herkesten daha çok haklıdır. belki de asıl haklı olan, amcabey'e "aşk her zaman yaşanmış bir şeydir. ancak hiç yaşanmakta olan bir şey değildir, ancak hatıra olabilir. aşk acısı zannettiğin şey, aşkın kendisidir," dedirten, bir anlamda, "bu durumda nasıl mutlu aşk olsun ki?" diyen alper canıgüz'dür.

ya da "sonsuz aşk var mıdır?"... şimdi birer "anı parçası"na dönüşmüş, bitmez sandığım aşklara bakarak söylersem, "yok öyle bir şey." ama, "bu benim son aşkım olacak. önümde yeniden aşık olacak kadar zaman olduğunu sanmıyorum," diyen ve yıllardır sözünde duran adamlar da gördü bu gözler.

*

tam burada ben sormak istiyorum: bir aşkın yükünden ne zaman kurtulur insan? ne kadar sürer unutmak? yeni bir aşka ne zaman hazır olur kişi?

üç gün? altı ay? bir yıl?

var sayalım buna bir cevabımız ve bu süreden önce kendini bir aşkın kollarına bırakan insanlar var.

şimdi en başından beri sakladığım asıl soruyu sorabilirim: bu durumda hangisi aşk değildir; eskisi mi yenisi mi?

yoksa ikisi birden mi?

10 yorum:

Hayal Kahvem dedi ki...

murat menteş'in "korkma ben varım"ından iki konu başlığını cevap niyetine yazayım mı:)

-Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur.....297

- Kalbin darmadağın olunca, kafan da karışır.....299

verbumnonfacta dedi ki...

başlıklar güzel, kitap tekrar, aradığım yanıt(lar) daha net...

Hayal Kahvem dedi ki...

gene mi kaldım sınıfta? eyvah!

verbumnonfacta dedi ki...

siz hiçbir zaman sınıfta kalmazsınız. atilla atalay'ın "bıyık"larından dolayı notunuz daima "geçer".

Min'el Lâ dedi ki...

Babaanneden kalan broş gibi bazı mutluluklar. Yakamıza takıp dışarı çıkmaya korkuyoruz.

verbumnonfacta dedi ki...

hiç mi yakasına takmaz, hiç mi dışarı çıkmaz insan?

Sehir Kackini dedi ki...

Nedense Şeytan'ın Avukatı'ndaki şu repliği anımsadım;
-Peki ya aşk nedir?
-ABARTI.Biyokimyasal olarak yüksek miktarda çikolata yemekten hiçbir farkı yok.
Bana çok doğru geliyor. Aşk, sanki modasını kaçırmış bir mobilya gibi. Şİimdilerin aşk diye tutundukları bir ihtirastan ya da tutkudan başka değil. O da gelip geçici. Belki de yok öyle bir şey. Dendiği gibi yüksek dozda bir çikolata.

verbumnonfacta dedi ki...

korkarım sizinle aynı düşünmüyorum. aşkı kadim zamanda başlayan ve kelebek dokunuşuyla geçtiğimiz şu dünyada hatırlanan bir şey kabul eden biri olarak bahsi geçen film repliğine de katılmıyorum. bu tanım ya da böylesi defanslar sevme yeteneğinden yoksun insanların işi.

olayın o kısmını aklımla değilse de kalbimle inanarak hallettim ben. şimdi ise burada sorduklarımı merak ediyorum.

Sehir Kackini dedi ki...

öyleyse şöyle demeli, bize aşkı yaşatan, tanıtan adamlara denk gelemedik.

verbumnonfacta dedi ki...

tam burada türkçe'nin en büyük şairine bakabiliriz. münacaat'a. "
vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi" dediği yere.

ve bu vesileyle her şeyi yeniden okuyabiliriz. http://verbumnonfacta.blogspot.com/2014/01/tehlikeli-siirler-on-iki.html