çünkü fikrim aynı.
*
ankara'da hakkını arayan maden işçilerine yapılanlara ne zaman denk gelsem aynı şeyi söylüyorum: emekçisine bunu reva gören devlet/hükümet olmaz olsun.
bu meselede beni en çok öfkelendiren ise bu insanları mağdur edenlerin, hiçbir şey olmamış gibi lüks içindeki yaşantılarına çekinmeden, utanmadan, hız kesmeden devam edebilmeleri.
bu insanların çocukları geliyor aklıma sonra. ne düşünüyorlar acaba, diyorum. yaşadıkları hayatın, yedikleri yemeğin, sürdükleri sefanın başkalarından esirgenen değil düpedüz çalınan paralarla olduğunu görmüyorlar mı? bu benim meselem değil diyerek görmezden geliyor, sırtlarını mı dönüyorlar?
yoksa onların normali bu mu? acımasızlık, haramzedelik, hırsızlık, suça ve suçluya yaslanmak...
buradan anlatıların en büyük klişelerinden birine, zengin fakir aşkına geliyorum elimde olmadan. "belki de," diyorum.
"belki de, sanılanın aksine meraktan, dünyaya dair ne varsa tükettiklerinden meyletmez zenginler fakirlerin dünyasına. niyetleri marakeş çarşısında duvarına asacak kilim arayan avrupalı turist gibi dolaşmak değildir orada. sadece çok malın haramsız olmayacağını anlamış, içinde yaşadığı hayatın pisliğine tahammül edemediği için uzaklaşmak istemiştir."
yanılıyorsam, merakları tükenecek, çok geçmeden geriye dönecek anne babasının hayatını tekrar edecektir.
*: haberlere göre işçilerin bütün hakları on beş gün içinde ödenecekmiş. dilerim yanılıyor olmayalım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder