rüzgârın sustuğu, yaprak bile kımıldamayan bir akşam üzeri can sıkıntısından bileklerimizi kesmek üzere olduğumuzu fark etmiş, sonra da, "zaman geçer, geçmeyen 'an'dır. çünkü 'an'ı peşimizden sürükleriz," demişti.
ardından, "hayat, yaz öğleden sonralarına benzer. zaman havada asılı kalmış, her şey durmuş, donmuş gibidir ama bir de bakarsınız akşam olmuş," diye devam etmişti. ya da bir filmde duyduğum bu sözleri ona ve o ana yakıştırıyorum elimde olmadan.
romanı okurken zamanın geçip gittiğini hava sıcaklığındaki değişimden, mevsimlerin geçişinden, bahçede büyüyen, sonra da kuruyan sebze ve çiçeklerden öğrendim.
ne takvim yaprağı kopardım ne saate baktım ama zaman akıp geçip gitti: eczacı j.t. malone kansere, sherman pew ırkçıların evine attığı bombaya yenildi, emekli yargıç fox clane daha da yaşlanırken, torunu jester büyüdü.
anlayacağınız, kadranı olmasa da bir saatin ve dahi akrebi ve yelkovanı, zaman geçiyor. akrep ve yelkovanın işaret ettiği rakamları görmek ise yalnızca bilgi.
tıpkı, günün birinde öleceğimizi bilmek gibi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder