14 Eylül 2017 Perşembe

çok satarlar: bir "kırk katır mı kırk satır mı" hikâyesi

"bugün on sekizinci yüzyıl fransız edebiyatı diye geçen şeylerin çoğu, on sekizinci yüzyılda fransızlar tarafından pek okunmuyordu… edebiyat tarihini klasiklerden oluşan bir kanon olarak gören keyfi anlayışın, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda edebiyat profesörleri tarafından geliştirilmiş olan bir anlayışın gadrine uğramış durumdayız – halbuki on sekizinci yüzyılda insanlar bambaşka şeyler okuyorlardı. société typographique de neuchatel'de, o zamanki yayınevlerinin muhasebe defterlerini ve belgelerini inceleyerek, devrim öncesi fransa’ya ilişkin bir tür çok-satarlar listesi oluşturmayı başardım; bu liste bugün sınıflarda öğrencilere önerilen okuma listelerine hiç mi hiç benzemiyor."

deyim yerindeyse başka söze ihtiyaç duymayan, benim de nurdan gürbilek'le yapılan bir röportaj vasıtasıyla haberdar olduğum bu alıntı robert darnton'dan. edward said'in türkçe'de kış ruhu adıyla yayınlanan denemelerinden birinde yer alıyor.

edward said, bu alıntıyı, kültürel dayatmanın bir kolu olan ve "kanonik eserleri kuşatan taassubu gözler önüne sermek ve üniversitelerin edebiyat bölümlerinin başka türden yapıtları görmezden gelen, onları dışlayan müfredatını eleştirmek için kullanmış". ama biz, bu alıntıyla aralanan başka bir kapıdan girelim.

çok satan romanlardan, "en iyi" listelerinden uzak durmanın has edebiyatla aramıza giremeyeceği, dahası bu tarz romanlar tükenip giderken kıyıda köşede kalmış bir çok romanın demlene demlene zamanını beklediği üzerine konuşalım.

*

mülksüzler benim en sevdiğim romanlardan biridir. beni ben yapan yanları da vardır. o romandan öğrendiğim en önemli ikinci şey, gazete ve dergilerin haber ya da bilgilendirme değil, bazı ürünlerin reklamını yapmak için çıktıklarıydı. elimize bir dergi almakla bile ursula k. le guin'in ne kadar haklı olduğunu görmek mümkün.

söz gelimi, fotoğrafçılık dergileri fotoğraf makinesi, mercek vs. reklamları ile bu reklamlar arasındaki bir kaç yazıdan ibarettir. gezi ve seyahat dergileri ise tur ilanları, otel reklamları arasına sıkışmış, mevcut ilanlar hangi şehir ağırlıklı ise orası için yazılmış vasat gezi notlarından. hatta sinema dergileri. hangi dağıtım şirketine yakınsalar diğer şirketlere gözleri kapalı.

o çok sevdiğimiz, kitaplardan bahseden dergiler bile farklı değil. bırakın reklam sayfalarını, eleştiri yazıları ve röportajlar bile tanıtımı yapılacak kitaplara göre dizayn edilmiştir. hatta "çok satan" listesi bile bilgilendirmeden çok talep arttırmak içindir.

liberal/sol dergilerde bırakın muhafazakar bir yazarın kitabını, kendilerine para kazandıracak olduğu halde muhafazakar bir yayınevinin reklamını bile göremezsiniz. "ama muhafazakar dergiler de" diyeceklere de, "sanılanın aksine liberal/sol dergilerin bu konuda daha yobaz olduğunu" söyleyebilirim.

her hangi bir kitap markette "çok satan" ya da "yeni çıkanlar" tarzı bir ayrıcalık(!) isterseniz, orada çalışan bir tanıdığınız yoksa da bir miktar para iş görebilir.

*

böylesi bir dünyada tercihlerimizi başkalarının tavsiyelerine emanet etmek, bozuk düzende sağlam çark arayışından başka bir şey olmuyor maalesef.

bunun bilinciyle bin bir temel eser, yüz büyük roman, ölmeden önce okunması gereken üç yüz yirmi dört kitap ve/ya film listelerine hiç bir zaman itibar etmedim. söz gelimi wilhelm genazino'nun adını 'iki bin on beş yılı çok satanlar listesi'nde görsem de ancak "modern alman edebiyatı, varoluşçuluk etkisi, felsefe eğitimi ve konu" birleşince okumaya karar verdim.

normal şartlarda bildiğim, çoğu zaman önceki okumaların doğurduğu kitapları okuyorum. eğer yeni bir kitapla keyfimi ve zamanımı riske edeceksem de sadece konuya bakıyorum.

size de tavsiye ederim.

4 yorum:

lydia dedi ki...

insanın okumak istediği her kitabı okumaya ömrünün yetmeyecek olması ne kötü.
bu yüzden önyargılarını bir kenara bırakıp has edebiyatın tadına varmış birini bulmak, seçmek, denk gelmek çok kıymetli.
benim için bu kişilerden biri de sizsiniz.
blogunuzun, fenerinizin ışığının işaret ettiği kitaplardan okuduklarım beni hep daha da zenginleştirdi. teşekkür ederim.

verbumnonfacta dedi ki...

ömrümüz sadece kitaplara değil bir çok şeye yetmeyecek.
okumalarımın kıymetli olduğunu iddia edemem. bu yüzden burada anılan kitapları tavsiye olarak görmemenizi rica ederim. olsa olsa bir güzelliği paylaşma arzusu benimki.
zaten bana sorarsanız; tavsiye değil haberdar etmek, derdim.

aysan dedi ki...

sosyal medyada herkes aynı kitabı okuyorsa ben de aynı çok satarlar etkisi yapıyor.güvendiğim birkaç edebiyatçı var ailemde ve arkadaşlarım arasında onlara soruyorum bazen.bazen iyi bloggerlerin tanıtımlarına.
seçimlerimiz bizi biz yapıyor sanırım...
fi,çi serisini mucize gibi anlatanlara da rastladım.
kumsalda boy boy fotoğraflarından ötürü oluşan önyargım bana bu kitapları kesinlikle okutmayacaktır.
Kürk Mantolu Madonna'yı aynı sebepten dolayı okumamıştım.Sebahattin Ali
yazmamış olsaydı okumazdım da.Sırf onun için okudum.sevdim mi? sevdim.

verbumnonfacta dedi ki...

aslına bakarsanız, bu yazının söylemeye çalıştıklarından biri de "çok satmak" kötü bir şey olmayabileceğiydi. tıpkı sizin bulduğunuz sabahattin ali- kürk mantolu madonna örneğinde olduğu gibi.

olası kötü etkilerden uzak kalabilmek için en iyi yol, kişinin her konuda olduğu gibi kitaplar konusunda da belli bir fikre ve beğeniye sahip olması.

böylece, her önüne düşeni almayacaktır.