25 Aralık 2014 Perşembe

bağ

arkadaşım. bir küs bir barışık, tam da evliliğe giden türden bir ilişkisi vardı. ama uzatmalı sevgilisi evlenmenin eşiğinde onu fena sattı. bu sadece arkadaşım için değil, herkes için beklenmeyen bir durumdu. bununla baş edemeyen arkadaşım psikolojik destek almaya bile başladı.

oğlan da zengin bir kız buldu ve çok geçmeden nişanlandı. her şey yoluna girdi, bizim kız daha kolay unutur derken, artık nişanlı bir adam olan eleman bizim kıza tekrar sarkmaya başladı; seni özlüyorumlar, hâlâ unutamadımlar, senden iyisi yoklar...

buna son vermek isteyen arkadaşım da günün birinde oğlanın nişanlısını arıyor ve "bu beni hala arıyor, ipini sıkı tut, kimse mağdur olmasın.' diyor. sonra da bu olayı, ayrılık acısını unutabilmek ya da en azından katlanılır kılmak için gittiği psikoloğa olduğu gibi anlatıyor.

doktorun tepkisi müthiş olmuş; bildiğiniz kızmış, yani. "sen bunu yaptın, çünkü aranızda yeni bir bağ oluşmasını istedin."

4 yorum:

Sehir Kackini dedi ki...

Bu da benim hikayem. Yaşanmış, denenmiş. Buradan bir cümleyi iktibas ettim. Haber ederim.Hatta siz alıntıladım diye buraya yazma ihtiyacı hissettim.Belki de yazılarınızda bulduğum, karar aldıran güç adına size teşekkür. Umarım beğenirsiniz:
Yaşanmamış Hatıra
Neyi başaramadığını bilmiyordu. Yalnız yolunda gitmeyen bir şey var, iyi gelmiyordular birbirlerine. Rastlanılan o karede kalınmalı anladı. Neden oraya gelmeliydi ki? Ya da neden gitti diğeri? -kaderin ağı demeyin, gerçekten güleceğim- Basit bir tutku aslında, aynı kavramların aşığı olmak. Bu, hepsi bu, sadece bu. Ama bu sadece o kavramlara duydukları şeydi, birbirlerine değil. Bu, tahammül etmeye yetmeyecek kadar kuvvetli sebeptir. İki kişinin birbirini anlamamasına. Birinin anlamsız sözlerle konuşup durması, diğerinin sadece anlamlı bir söz duyma istemi. Bu bir bardağın neden ince belli olup olmadığı sorunsalı değildir. Savaş açsa bütün kelimeleri,hisleri yenecek kadar kudreti olan bir durum. Ne suskunluğu ne harfleri hiç biri hiç biri Infanta’yı mutlu etmeye yetmiyor. Hırçınlığı, bağırması, kalemi kitabı fırlatması hep o yüzden. Gözlerinde gördüğü şeyi hatırlamak istemiyor, bütün kuşları görmemek için gündüz olmamasını dilemeye razı. Çünkü gökyüzünde hiçbir trafiğe takılmayan, birbirine çarpmayan kuşların hürriyeti var. Öyle anlamlı bir güzelliği var. Ama işte bu sadece o karede. O cansız kalmış mazide, şimdide değil. O ikisinde değil. Hadisenin anlamının ve güzelliğinin sadece bir mekana sıkışıp kalması ne tuhaf ve ne acı. Belki de olması gereken en ideali budur, bozulmasına, daha yaralıyıcı olmasına müsaade etmeden rafa kaldırmak, okuduğu en güzel kitabı. Suyun neşesine başkasının ihtiyacı var biliyordu Infanta. Karşıda bekleyen biri var. Farkında olmaz olamaz, en kuvvetli silahı olarak tutmadı mı diğerinin üstüne? Ne anlamsız hamleler, ne boş satırlar.. Daha da gürültüsünü artırdı gereksizliğin. Şimdi elinden tutarak Infanta bizzat kalemi tutan ve sayfayı çeviren eliyle geçiriyor karşıya. Hiçbir kelime etmiyor, arzulayıp arzulamadığından emin değil ama ayaklarına uyuyor ya da Infanta’nın eline. Karşı kıyıya yaklaştıkça gerideki, donuk fotoğraftan uzaklaşıyor, Infanta yanında yürüyor ama Infanta’dan uzaklaşıyor, Infanta’nın avuç içi terliyor. Bir kelime etmek istiyor mu Infanta, hayır istemiyor, bundan son derece emin. Karşıya gelindi. Infanta elini çekti. Diğeri de tutmak için ısrar etmiyor. Hücum eden bütün kelimelere sert bir bakış fırlattı, dizginledi. Sadece diyebildi:_Teşekkür ederim. Her şey için. Beni kızdırdığın için de.İvedi adımlarla geri döndü. Bir karşılık vermesini istemiyordu. Bir şey dediyse de duymadı, kulakları uğulduyordu. Tek istediği suyun eski neşesine dönmesiydi. Dik durmaya çalıştı, dik yürümeye çalıştı. Kendine şunu telkin ediyordu durmadan; ben oraya hiç gitmedim ki. Ben oraya hiç gitmedim. Aklından geçirmeden edemedi Infanta, şimdi onun elini tutması benim elimi tutması gibi mi olacak?Sonra güldü, sen sadece donuk bir resmin parçasısın Infanta, donuk bir resim.Ve muhakkak her resim eskimeye mahkumdur.Infanta’nın şimdi tek istediği kaybolmak,okuyarak bulacak sonra yerini. Kitapların minik rolü olan figüranlarını sevmek istiyor.Eskisi gibi.Dedi yana doğrı kıvrılan dudağıyla, bir mana biçerek değil hayır nasıl bu kadar şeffaf tutabildi dudaklarını kendi de hayret etti:Sadece o şehir değil,bütün coğrafya sana emanet.

verbumnonfacta dedi ki...

"yaşanmamış" da olsa "hatıra"nızın burada durmasında bir sakınca yok.

üstelik sayenizde biraz eskiye gitmiş oldum: oscar wilde'ın beni büyüten hikâyelerine. oradan "infanta'nın doğum günü"ne, kendini beğenmişlerin ve her şeye sahip olduğunu sananların "kalbi olanlar"a duyduğu öfkeye.

*

bir de, bir önceki yorumu prensip olarak yayınlamadığımı bilmenizi isterim. teşekkür eder, kendinize ait bir hesabın işinizi kolaylaştıracağını hatırlatmayı ise bir borç bilirim.

Sehir Kackini dedi ki...

Bu sefer kalbi kırılan 'benimle oynamaya gelenlerin kalbi olmasın.' diyen İnfanta'nin ta kendisi. ok bazen atana isabet edebilir.

Teşekkür ederim.

verbumnonfacta dedi ki...

değil infanta'nın, hiç kimsenin kalbi kırılmasın.