19 Aralık 2011 Pazartesi

kar altında

kar usul usul yer yüzüne düşerken ait olmadığım bir şehrin ıssız sokaklarında yürüyorum.

biraz soluklanmak, biraz da karı izlemek için alçak bir bahçe duvarı bulup oturdum. orada, tıpkı bu bahçe duvarı, bu ıssız sokak, ait olmadığım bu şehir gibi ben de ağır ağır beyazlaşırken kaldığım otelin resepsiyonunda çalışan yaşlı adamın dediklerini düşündüm. ait olmadığım bir şehirde, kimsenin geçmediği ıssız bir sokakta, yapayalnız...

havaalanında bindiğim taksinin şoförü, şehrin en iyi küçük otelidir, diyerek yolculuk çantamı kaldırıma bıraktığında gözlerim boşuna bir giriş aramıştı. meğer eski bir apartmandan dönüştürülen otel, bodrum kattan başlıyormuş. adını da buradan alıyormuş şehrin -tabeladaki iki harfi karanlık- en iyi küçük oteli.

basamakları, kaldığım en kötü yer rekoru bir daha kırılmayacak biçimde yıllar evvel kırıldığı için, ne ile karşılaşacağımı umursamadan birer birer indim. beni orada, yemek yemeyi sevdiğini belli eden bedeniyle güler yüzlü bir ihtiyar karşıladı. dökülmüş saçlarından arda kalana ve kirli sakalına beyazlar bulaşmıştı. ortak bir dil bulup fiyatta anlaştık ve adımı, ne yaşlılığını ne de zerafetini saklamayan zarif ama yaşlı elleriyle üç yüz sekiz numaranın yanındaki boşluğa kaydetti. harfler kadınsı bir biçimde yuvarlak, noktalar bir kalem ucundan ibaret.

gece sıradan, bütün ilk geceler gibi. biraz yorgunluk, bir o kadar da bölük pörçük bir uyku. sabaha kahvaltı. resepsiyonun olduğu bodrum katında. acele etmeksizin, bir yere varmayı amaçlamayan adımlar gibi.

masama oturdu ve dün akşam bulduğumuz ortak dille anlatmaya başladı: eski arkadaşlarından birine ait bu otelde yiyecek yemek ve yatacak bir yer için çalıştığını, özellikle gece çalışmayı tercih ettiğini, artık yaşlandığı için az uyuduğunu ve uyuması gereken zamanlarda uyumak yerine müşterilerle sohbet ettiğini... ya ben, ben ne arıyordum haritanın bu köşesinde?

kaçtım, dedim. alnımdaki ateşi söndürsün diye rüzgara bıraktım kendimi. o da beni buraya savurdu.

bir süre sustu, sonra izin istermiş gibi yüzüme baktı. aradığını yüzümde görmüş olmalı ki konuşmaya başladı: daha çok gençsin, bir sürü kadın tanıyacaksın. her defasında ilkmiş gibi hissedeceksin ve sana ilk defa aşık oluyormuşsun gibi gelecek. rüzgara gelince, ancak durursan söndürür alnındaki ateşi. öbür türlü, seni terkisine alan atlar gibidir. sadece sürükler.

oturduğum yerden kalktım, geldiğim yolu geriye yürüdüm. ait olmadığım bir şehirde, kimsenin geçmediği ıssız bir sokakta, yapayalnız.

4 yorum:

domatessuyu dedi ki...

VNF;
NE GÜZEL SÖYLEMİŞ ''ANCAK DURURSAN SÖNDÜRÜR ALNINDAKİ ATEŞİ.''


Yine bana iyi gelen bir ''eski zaman defteri
''
hikayesi olmuş.

Bir de artık Buralara kar yağsın...

verbumnonfacta dedi ki...

ben nergis istiyorum artık. büyükçe bir bardağın içinde dursun, kokusu odayı doldursun.

nebraska dedi ki...

'...
kuyulardır, derindir, içinde adam vardır
yusuf bile düşmüştür aleyhisselam!'

ah, muhsin ünlü

verbumnonfacta dedi ki...

ah, ah muhsin ünlü...

bir de aşk, topluluk, fotoğraf, an ve benzeleri vardır.